Rekabet karşılıklı mecburiyettir

Atillâ İlhan’ın şiirindeki iki mısra, sanırım içerik olarak sayfalar dolusu yazının karşılığına geliyor.

“Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda
tutuyorum…”

Rekabet kavramını ortaya koyacak en az iki aynı değerdeki unsurun var olması gerekiyor. Bunu spor alanı içerisinde yorumlarsak, aynı seviyedeki kulüplerin, tarihsel süreç boyunca elde ettikleri değerler karşılığını var olma sebeplerini korumak ve sürdürmek için birbirlerine bağımlı oldukları başarı hedefleridir. Aynı zamanda bu tarihsel süreç bir derbi kavramını ortaya çıkartır.

Filmdeki ana unsur: Birbirlerine mecbur olmalarıdır.

Derbi değerin karşılığı: aynı donanımlara sahip karşılık ile kıyaslanmasıdır. Bu karşılık var olmadığı sürece elde olanın değerini anlamak mümkün olamaz.

Rekabet ve kıyaslanma koşulları oluşmadığı sürece, zamanla bu var olan da değersizleşmeye ve yok olmaya mahkûm olur.

Spor içerisindeki rekabetin temeli, tarihsel süreç boyunca, devamlılığı sağlayan ve kitleleri arkasında toplayan başarının ana unsurunun karşı tarafın varlığı sayesinde ortaya çıkan yarışma şartlarının oluşmasıdır.

Bu koşulları sağlayan karşılıkların birbirlerini koruması aynı zamanda ahlaki bir zorunluluktur.

Var olmanın tüm değerlerini oluşturan tarihsel süreç, her kulübün kendi kültür kodlarına sahiptir. Tüm kulüp çalışanları, başkanı, yöneticileri, teknik heyeti ile futbolcuları bu kültür değerlerine uymak zorundadır. Kulüp kişilere uyum sağlamaz, aksine kişiler kulüplerin değerlerine uyum sağlamak zorundadır. Bu aynı zamanda ahlaki zorunluluktur.

Saha içinde ve dışında, var olma sebeplerini, gücünü ve başarılarını ortaya koyacak olan rekabet mecburiyetini sağlamak ve kulübünü var olan kodlarına göre yarıştırmak, kulübü temsil eden sorumluluk sahibi herkesi bağlar.
Bunun dışına çıkmak; kişisel çıkar için kulübü kullanmaktan başka bir anlam ifade etmez.

Rekabet ortamında ortaya çıkacak anlaşmazlıklarda, kulüp sorumluları her türlü baskıya rağmen kulübün çıkarlarını sonuna kadar korumak zorundadır. Aynı zamanda, kendini koruma zorunluluğu ne kadar önemli ise, hukuk kuralları çerçevesinde karşı tarafın da haklarını doğru perspektifte tutmalarını sağlamaları o kadar önemlidir.

Kulübün çıkarlarını korumak yerine, kendi konumlarını ve oluşturdukları çıkar döngüsünü koruma kaygılarına sahip yöneticiler, verdikleri açık sayesinde her zaman çan kulesinden gelecek sese kulak verirler! Mecburlardır…

Siyasi kurum ile kurulan ilişkiler, artık süreci spor olmaktan çıkartıp, kulüpleri birer pazarlık unsuru haline getirerek araçsallaştırmıştır. Araç haline getirilen kulüpler, kesin farklılıklarla ayrıştırılarak spor alanının dışına çıkartılmışlardır.
Gezi sonrası Beşiktaş’ın stadının yıkılmasıyla başlanan seyirci tasfiye süreci ve sonrasında başkanın göbekten bağlı olduğu siyaset ile ilişkileri, Beşiktaş’ı ‘kuvvetlendi’ kisvesi altında etkisizleştirerek, kontrol altına alınıp, masadan kaldırıp bekleme salonunda durmaya mecbur kılmıştır.

Sonuç zaten baştan kaybedilme üzerine şekillenmiştir.

Fenerbahçe ise, kurban seçildiği şike davasından kuvvetlenerek çıkması, seyircisinin tasfiyeden ziyade bütün duruşu sayesinde olmuştur. Bu tutumları Fenerbahçe’yi masada tutarak elini kuvvetli kılmıştır. Burada Aziz Yıldırım değil, hangi başkan olursa olsun aynı desteği alırdı. Ama süreci kulübün değil, başkanın kendi beklentileri belirleyip yönetmiştir.
Siyasilerin iktidar mücadelesi, ayrıştırılan, eldeki (!) tüm araçların en etkin ve verimli şekilde kullanma stratejisine dayanır!

Futboldaki ayrışmanın etkileri, ‘Ayin Arenaları’na dönüşen yeni statlar ile daha da belirginleşti:

Tabii ki; rekabet koşullarını sağlayacak teknik donanımların kalitesi, ortaya konacak mücadelenin ve oyunun kalitesini yükseltir. Ve bu çerçevede, yeni mimari yapıları içerisinde oluşan bu statlar kaliteyi yükselten temel öğelerin başında gelmesi gerekirken…

Ne yazık ki, bir fanatik inancın ayininin yapılacağı kutsal alan haline getirilerek, fanatik inancın devamlılığını sağlayacak kurbanların defnedileceği alanlara dönüştürülmüştür. Bu davranış şekli maalesef tüm statlarda görünüyor Kimse kendini masum görmesin!

Rekabet koşulları ortadan kalkıp, düşman hattı ilan edilen rakip takımın alanları, imha edilmek üzere bir cephe algısına maruz kalıyor. İşin acı tarafı; her kulübün kendisine yapılanın daha fazlasını kendi stadında yapmak için kin ve nefret dolu olarak hareket etmesidir.

Gerçek olan ise,

Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’a mecburdur.

Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray’a mecburdur.

Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş’a mecburdur.

Bu mecburiyetlerinin temeli; çok değerli bu üç kulübün birbirlerinin var olmalarını sağlayan tarihsel rekabet kültürüne sahip olmalarıdır.

Hiç kimse Aziz Yıldırım’a, Fikret Orman’a, Yıldırım Demirören’e ve ‘komplo’ teorilerine mecbur değildir.

En Çok Okunan Haberler