Renksiz Rüya: Bir zamanlar Diyarbakır’da

Renksiz Rüya, bir çocuğun kâbusuyla başlıyor: Kar maskeli figürler ve yerde yatan vurulmuş bir adam, arkada yakınma benzeri bir vokal de içeren müzik... Mirza, annesinin ölümünden ve muhtemelen sokakta gördüğü dehşet manzaralarından dolayı içine kapanmış, ilkokul çağında olmasına rağmen geceleri altına kaçıran bir garip çocukcağız. Diyarbakır’dayız. Film tarih belirtmiyor (ya da ben gözden kaçırdım), filmin görsel ve işitsel malzemesinde de döneme dair bir işaret yok. Ama Türkiye’nin tarihini bilenler için bu dönemin faili meçhullerin zirve yaptığı 90’lar olduğu açık.

Başka bir şehirde Mir Ahmed, kardeşini PKK’ye katılmaktan vazgeçirmeye çalışmaktadır. Ama kardeş kararlıdır, “ben senin gibi değilim, tereddüt etmiyorum” der ve dağa çıkar. Sonradan kardeşinin PKK’ye katılmasından dolayı tehditler aldığını öğrendiğimiz Ahmed, çareyi bir süreliğine Mirza’nın abisinin evine taşınmakta bulur. Ahmed, Mirza’nın kabuğunu kırmak için çok uğraşır ama başarılı olamaz. Ta ki ona bir bağlama hediye edene kadar. Mirza’nın yüzü artık gülmektedir. Ama Mirza’nın rüyasında gördüğü kar maskeli karanlık figürler Mir Ahmed’in peşindedir.

Filmin konusu kısaca böyle ama uzunca anlat deseniz de daha fazla söyleyecek pek bir şey yok aklımda. Okul sahnesinde okumakta güçlük çeken bir çocuğun öğretmeninden tokat yemesi sahnesi var. Heceleyerek okuyan çocuk, okuma konusunda diğer arkadaşlarının gerisinde olduğu için, bu sahnenin, genelde Kürt çocukların Türkçe eğitim almada yaşadıkları zorlukları anlattığını söyleyemeyeceğim. Amaç belki anadilinde eğitim konusunda bir şey söylemekti ama sonuçta film her yerde olabilecek kötü bir eğitmen örneği sunmakla kalıyor. Filmin kötü adamları olan karanlık siluetlerin, PKK’lilerle ve onların akrabalarıyla bir dertleri olduğu açık. Ama bunun ötesinde film Kürtlerin yaşadıkları herhangi bir başka sıkıntıdan, sorundan söz etmiyor. Dolayısıyla kötü karanlık figürler düşsel yaratıklar gibi kalıyorlar. PKK ne yapıyor, bu filmde hiç yok. Kötü karanlık figürlerle savaşıyor diye düşünüyoruz. O dönemi bilenler, PKK’lilerin diğer başka şeylerin yanında bolca öğretmen öldürdüklerini de hatırlıyordur. Filmde öğretmenin şiddetine dair sahneyi düşünürken ister istemez insanın aklına bunlar da geliyor.

Film bunlara dair değil, bir çocuğun psikolojisine dair denebilir elbette. O açıdan da film çok zayıf. Bir saz almakla bütün psikolojisi değişen çocuk figürü beni ikna etmedi. Ya da çocuğun kuşlarla ilişkisi geliştirilmemişti. Mirza’nın sürekli bir şeylerini kaybediyor oluşu ve arkadaşından kalem ödünç alması ilginç bir gözlemdi fakat.

Filmin nereye doğru gittiği ve nasıl sonlanacağını tahmin etmek çok kolaydı. Keşke filmde dönem net bir biçimde ifade edilseydi çünkü bilmeyen birisinde filmin, bugünün Diyarbakır’nda geçtiği izlenimi oluşabilir. Karanlık ve karamsar bir anda sona eren film, iyiye doğru bir değişimin mümkün olabileceği izlenimi vermiyor. Oysa Kürtçenin yasak olduğu ve yoğun bir baskının yaşandığı, faili meçhullerin sıradanlaştığı o günlerden çok daha ileri bir noktadayız. Filmin sona erdiği noktada, kardeşine dağa çıkmamayı önermiş olan Mir Ahmed’e “haklıymış”, demek mümkün değil. Bunun iyi bir mesaj olduğunu düşünmüyorum. Filmin yönetmeni Mehmet Ali Konar “artı gerçek” sitesine verdiği demeçte “İnsanların sevmiş olmasından da çok memnunum. İnsanlar bana bakınca ağlıyorlar, bu beni de çok duygulandırıyor. Bu işi yapanlar, Türkler filmi çok beğendiler. Filmin ana karakteri Kürt çocuğu çok beğendiler, hikâyeyi çok sevdiler”, demiş. “Bu iş”le kastedilen “faili meçhul cinayetler” değildir diye umuyorum. “Türkler” diye bir kavramlaştırma bana çok sakat, hatta ırkçı geliyor. Neyse yanılıyorumdur herhalde. “Renksiz Rüya” İstanbul Film Festivali’nde mansiyon almıştı. Ankara Film Festivali’nde ise hem ana jürinin hem de SİYAD jürisinin en iyi film ödülleriyle birlikte toplam 6 ödül aldı.

En Çok Okunan Haberler