Santralın varsa derdin var

İsveç’te bu hafta içinde, ülkenin 20 farklı yerinde, nükleer santral karşıtı gösteriler yapıldı. Japonya’daki depremin ardından yaşananlar, bu gösterilerin tetikleyicisi oldu. Gösterilere çevrecilerin yanı sıra özellikle 50 yaş üstü İsveçliler katıldı. Nükleer karşıtı gruplar, henüz gençleri organize edememiş olsa da 50 yaş üstü protestocuların kızgınlığını anlamak çok da zor değil. Çünkü onların, zamanında verdikleri referandum oyları, bugünkü hükümet tarafından çöp sayıldı.
İsveç’te hâlâ faaliyet gösteren 3 nükleer santral ve bu santralların 10 reaktörü bulunuyor. Bu santrallar ülkedeki elektrik enerjisinin yüzde ellisini karşılıyor. 1980 yılında bir referandumla 2010 yılına gelindiğinde nükleer santrallarını kapatma kararı alan İsveç’te, Başbakan Reinfeldt hükümeti, geçen sene, bir yasa değişikliği manevrasıyla halk oylamasının gereğini yerine getirmemişti. 80’de nükleer santralların işletimini devlet kontrolüne bırakan ve 30 yıl içinde kapatılmasını isteyen İsveçliler, istediklerini alamadılar. Bugünkü hükümet, İsveç’te en fazla 10 reaktör bulunmasını, yeni reaktörlerin ancak, devreden çıkartılan eskilerinin yerine açılmasını istiyor. Eski reaktörlerin yerlerine yenilerini koymak için devletin kasasından bir para çıkması planlanmıyor. Bunu özel teşebbüsün üstlenmesi beklenecek. Hükümetin bu politikası, Japonya depremi sonrası ortaya çıkan nükleer tehdidin ardından, bir kez daha eleştirilere hedef oldu.
Konunun uzmanları, “Deprem bölgesinde olmasa da İsveç’te eski nükleer santralları kullanmak, 40 sene önce yapılmış uçaklara biniyor olmakla aynı akılsızlıktır” çağrısını yaptılar. İsveç’te çevreciler ve akademisyenler, Japonya’daki santral kazasının analiz edilip bunlardan sonuçlar çıkarılması konusunda, hükümet yetkileri üzerinde bir baskı oluşturmaya çalışılıyorlar. Japonya’da meydana gelen durum, soğutma işlemlerinde yaşanan sıkıntılar, santralın yaşı ve genel yapısıyla ilişkilendiriliyor. Bu noktada, İsveç’in zaman zaman kapatıp tekrar elden geçirse de artık, hükümet kararıyla devletin yatırım yapmaktan uzak durduğu reaktörleri, Japonya’yla benzerlik gösteriyor. Konunun uzmanı, Çevre Profesörü Per Kågeson, İsveç’in özellikle, Oskarsham 1 ve 2 ayrıca Ringhals 1 rektörlerini acilen devre dışı bırakması gerektiğini duyuruyor. Bu eski rektörler için tekrar modernizeye gitmenin işe yaramayacağının altı çiziliyor. İsveç’in bu sorumluluğu tüm dünyaya karşı üstlenmesi gerektiği belirtiliyor.
Kişi başına elektrik tüketiminde AB ortalamasından 2,3 kez daha fazla bir harcama yapan İsveçliler, aslında nükleer atıkların üstünde oturuyorlar. Nükleer santrallardan çıkan atıklardan sorumlu İsveç Nükleer Yakıt İşleri Kurumu (SKB), daha bu hafta içinde Enerji Bakanlığı’na yeni bir depolama başvurusu yaptı. Kurum, İsveç’te üretilen nükleer atıkları, güvenli bir şekilde depolamakla görevli. Bunun için, bir nükleer santralın de bulunduğu, orta İsveç’teki Forsmark bölgesi kullanılıyor.  Yerin 500 merete altına, çok tehlikeli olan nükleer atıklar, 100 bin yıl orada kalabilecek ve tehdit oluşturmayacak şekilde görevlilerce yerleştiriliyor.  Bölgede depolanan atıkların zararsız hale gelmesi için 3 bin nesil tarafından takibinin yapılması gerekiyor. Bu hafta içinde düzenlenen gösterilerde, Greenpeace grubu hedefinde bu kurum, SKB vardı. İsveçli Greenpeace üyeleri, ülkedeki nükleer atık depolama sisteminin güvenli olup olmadığının belli olmadığını söylüyor.
Japonya’daki faciayla tekrar şapkasını önüne alıp düşünmeye başlayan İsveç’te, 30 yıl önce verdikleri oyları geçersiz sayılan 50 yaş üstü kuşak, oyuna getirilen oyunun hesabını, nükleer santralları protesto gösterilerinde soruyor. İsveç üç santralından kurtulmayı 30 yılda başaramamış. Üstüne, üstün demokrasisinden fedakârlık etmek zorunda kalmış. Daha böylesi kâbuslar görmeyen, deprem kuşağındaki Türkiye için, nükleer santral hayali kurmak en hafif tabirle hainliktir. Aklı başında ya da beş karış havada hiç bir siyasetçinin, ülkeyi böylesi çözümsüz bir belaya sokmaya hakkı yoktur.
En Çok Okunan Haberler
  • “Negri,Agnoli ve Anti-Parlamentarizm” başlıklı yazımda (BirGün, 13 Eylül 2011) çok kısa da olsa Agnoli’nin devlet ve
  • Biraz da dilden konuşalım... Bıkkınlık veren “siyasal gündem”den başımızı kaldırıp “Dil
  • Habertürk kanalının Genel Yayın Yönetmeni, TV programcısı ve Habertürk gazetesi köşe yazarı Yiğit Bulut’un kovulmasıyla...
  • Faşist Almanya’da rektörlere “Üniversite Führer’i’ yetkisi ve unvanı verilmişti...