Şarbon yüzde 100 ölüm demek

Ankara, Sivas ve son olarak İstanbul’da patlak veren şarbon skandalının yankıları devam ederken, yetkililerin hastalığı önemsizleştiren açıklamalarına karşı hekimler şarbonun ölümcül olabileceği uyarısında bulundu. TTB Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Rukiye Eker Ömeroğlu ve TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Üyesi CHP’li Ali Şeker, şarbonun solunum yoluyla geçmesinin yüzde 100’e yakın ölümle sonuçlandığını kaydetti.

CHP İstanbul İl Başkanlığın şarbon vakalarına ilişkin düzenlenen basın toplantısında konuşan Prof. Dr. Ömeroğlu hastalığın hayvanlardan insana geçişinin üç şekilde gerçekleştiğini söyledi. Ömeroğlu, “Deri yoluyla, 1-12 günde ortaya çıkıyor. Kızarıklık, kurdeşen gibi görüntü oluyor. Siyah kabuk bağlamaya başlıyor. Deri lezyonu tedavi edilince geçiyor ama kana karışırsa ölüm riski var. En tehlikelisi ise solunum yoluyla alınması. Yüzde 100’e yakın ölümle sonuçlanıyor. Bir an önce aşılanmayı tamamlamak gerekiyor” dedi.

Salgın haline dönüşebilir
Şarbonun insan ölümlerine yol açabilecek bir hastalık olduğunu belirten Dr. Şeker, “Şarbon hastalığı eğer kontrol altına alınmazsa salgın haline gelebilir, daha da yayılabilir. Bunun için herkes üzerine düşeni yapmak durumunda” ifadelerini kullandı. Şeker, şarbonun bayram sonrasında birçok ilde görüldüğünü aktararak, Ankara’da şarbon hastalığından ölen 100’e yakın hayvan olduğunu söyledi.

Şeker şöyle konuştu: “Erzincan’da vakalar 25 yıl sonra aynı köyde görülmüştü. Türkiye’de uzun zaman sağlıklı aşılama kampanyalarıyla insanlar etkilenmeyecek şekilde azaltma imkanı buldu. Et ithal ederken şarbon da ithal edince Türkiye’ye yayıldı. Bayram sonrası çok sayıda ilde ortaya çıktı. 1876’danberi bilinir şarbon hastalığı. 1881’de aşısı bulunan hastalık, biz hala aşı yapılmalı mı diye tartışıyoruz.”

‘İthal hastalık satın alınıyor’
İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun da katıldığı toplantıda konuşan CHP Tarım Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal ise, 2010’dan bu yana 6.6 milyon baş hayvan ithal edildiğini, 73 bin ton et alındığını kaydederek, iktidarın ithal hastalık aldığını kaydetti. Sarıbal şöyle konuştu: “2011’de Polonya’dan gelen hayvanlarda deli dana hastalığı çıktı. Polonya hükümeti ‘bizim hayvanlarımızda deli dana var’ demişti. Bizim yetkililer gelen raporları çeviremediklerinden anlayamamışlar. 2014’te Bulgaristan, Romanya’dan gelenlerde mavi dil hastalığı vardı. 2015-2016’da son olarak, eşerihiya koli, Bulgaristan sınırında da veba tespit edildi.”

‘Herkes rahatlıkla et yiyebilir’
İstanbul Valisi Vasip Şahin, önceki gün yaptığı açıklamada şarbon hastalığıyla aşılama yöntemiyle mücadele edilmesi gerektiğini belirterek, “Bu hastalık, aşılamayla çok çabuk söndürülebilen bir hastalık. Yeter ki burada uyanık ve dikkatli olalım. Vatandaşlarımızın bu konuda biraz daha bilinçli olması lazım” diye konuşmuştu. Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ise Silivri’deki skanadalın ardından “Bakanlık olarak her şeye müdahale ediyoruz. Panik yapmaya gerek yok. Vatandaşlar rahatlıkla et yiyebilirler” demişti.

***

Sorumlu İktidardır

Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) yaptığı yazılı açıklamada gıda güvenliğinin sağlanmasına vurgulayarak özelleştirme ile yağmalanan tarım politikalarını eleştirdi. “Şarbon tesadüf değil ! AKP’nin yerli tarımı tasfiye eden politikalarının sonucudur” dedi. Özgürlük ve Dayanışma Partisi açıklamasında özetle şunlara vurgu yaptı: Toplum ve halk sağlığını korumakla yükümlü olan iktidarın yürüttüğü politikalar, toplum ve halk sağlığını tehdit etmektedir. Bu şarbonlu hayvanların yurda sokulmasının sorumlusu AKP iktidarıdır. İktidar bugün, ‘et yenilebilir’ türünden sorumsuz açıklamalar yapmak yerine, tüm açıklığıyla halkı bilgilendirmelidir. Gölbaşı dışında başka hayvan gruplarında da şarbona rastlanmış mıdır? Şarbon riskiyle, nerelerden ve kaç kişi sağlık kurumlarına başvurmuştur? Şarbonlu hayvan ithalatı nasıl yapılmıştır, sorumlular kimlerdir? Bir kez daha bu riskle karşılaşmamak için iktidar ne tür tedbirler almaktadır? Daha önceki yıllarda da benzerleri yaşanan bu tür olayların tekrar yaşamaması için öncelikle ithalata dayalı tarım politikalarından derhal vazgeçilmelidir. Önümüzdeki dönemde gıda krizinin önüne geçilebilmesi, uluslararası tekellerin inisiyatifine bırakılan, özelleştirme ile yağmalanan tarım politikalarının kökten değiştirilmesine, gıda güvenliğinin sağlanmasına bağlıdır.

***

Gıda güvencesi sağlanmalı

Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) yaptığı yazılı açıklamada yaşananın bir halk sağlığı skandalı olduğunu belirtilerek şunlar kaydedildi:

Türkiye’nin çeşitli yerlerinde yüzlerce insan bu hastalık endişesiyle sağlık kurumlarına başvurmakta ve başvuranların bir kısmında hastalık teşhis edilmekte, başkentin ortasında karantina alanları oluşmaktayken yetkililer hiçbir sorun yokmuş gibi davranmaya devam etmektedir. Oysa ki bu konu hakkında Tarım, gıda ve hayvancılık Bakanlığı alınması gereken bilimsel önlemleri almış olmalı, ithal edilen hayvanları belirli süre gözetimde tutmalı, hastalık yönünden veteriner kontrolünden geçirmeli ve aşılarını yaptırmalıydı. Sorumlular derhal istifa etmeli, yargı önünde hesap vermeli, hayvan ithalatında gerekli güvenlik önlemleri uygulanmalı, ithal hayvan sevdasından vazgeçilip yerli üretim yapılmalı. İnsanların en temel hakkı olan yaşam hakkının yine en temel bileşenlerinden olan gıda güvenliği ve gıda güvencesi sağlanmalıdır.

En Çok Okunan Haberler