Savaş, barış ve memleket üzerine

AKP yeni kutlama, anma, ritüeller icat ederek, iktidarını zihniyetler dünyasında iyice pekiştirmek peşinde. Bu gayet sistemli bir şekilde yapıyor ve tarihi kendi politik tutumlarına uygun olarak yeniden ve yeniden yazıyor. Bunu sadece düşünsel düzeyde yapmakla kalmıyor yanlış anlaşılmasın. Kendi siyasi ihtiyaçlarına uygun icat ettiği ritüelleri popüler hale getiriyor, ticarileştiriyor. Aynı zamanda kitleleri, kendi kitlesi ve bu kitlenin etrafında zaten resmi ideoloji ile hali hazırda milliyetçileşmiş bulunan kitleleri mobilize ediyor. Harekete geçiriyor. Bunun bir örneği Sarıkamış törenleri ise, bir diğer örneği “18 Mart Deniz Zaferi” nin 100. Yıl kutlamaları oldu. Ve aslında bu kutlamalar buzdağının sadece görünen yüzü. AKP iktidarda bulunduğu belediyelerden başlayarak yıllardır Çanakkale şehitliklerine “yerli turist” taşıyor. Tur rehberi adı altında görev yapanların anlattıkları saçmalıklara girmiyorum bile. Ama “yerli turist” taşıma üzerinden yerel siyasete ettiği hamlelerin bir işe yaramadığı ortada. Şimdi bunu yazarken sırtım ürpermedi değil. “Güzelim memleketi malum ve çılgın şahsın hırsına hedef mi ederiz acaba?” diye. Maazallah şimdi şehitlik diye iki sap ağacımız duruyor, oraya da girişip iki alışveriş merkezi, sekiz HES, dokuz altın madeni, iki köprü, 4 sıra otoyol, lojistik üssü falan….Biliyorum planları bunlar. Neyse konumuza dönersek, devletlüler bir taraflarını yayarak tören yapsınlar diye, protokol var diye yüzüncü yıl münasebetiyle harekete geçirdikleri insanları saatlerce rezil ettiklerini yazmadık. Diyelim yazmadık. Diyelim ki stadyumdaki abuklukları çiğlikleri de yazmadık. Ama bu eski söylemleri yeni paketinde yutturmaya kalkmak biraz ayıp oluyor. Bunun yazalım Milliyetçi kafa Çanakkale’deki savaşa bakıp Türklerin, Akp kafası Çanakkale’ye bakıp Müslümanların ölüm ve kahramanlıklarını görür. İkisinde de kahramanlık hikayeleri dolayımıyla ölümün kutsanması, ulus ya da din birliğinin, varlığının mutlaklaştırılması vardır. Savaşların gerçek hikayeleri bu yüzden anlatılmaz işte. Gerçeği anlatma iddiasındaki “belgesel”lerin arka planına saklanır politik tutumlar. Propaganda amacıyla seçme yapılmasına rağmen kimi zaman anıların, geçmişin gölgeleri arasından gerçek çıkagelir. Savaşın soğuk gerçeği oturma odamıza kadar sızar. Orada savaşanların gerçek seslerini duyabilir dinleyen bir kulak. Orada anlatılan Türk Kürt Ermeni Rum Arap Anzac…köylüler, zanaatkarlar ve işçiler, babalar, kardeşler, çocuklar, sevgililer. Savaşın, yokluğun, hastalığının acının, kanın, şiddetin, dehşet ve ölümün içerisinde insan kalmaya insanlığını korumaya çalışan binler. Kimi zaman yanık bir Anadolu türküsü, kimi zaman bir siperden diğer sipere atılan bir çakmak, kim zaman bir “düşmana” uzanan el…Çanakkale savaşları yalnız bir boğazlaşmanın değil bunların da hikayesidir. Aslına bakarsanız Çanakkale halkı bu dehşetengiz savaştan çıkartılabilecek en doğru sonucu çıkarmış ve kentin girişine “Barış Kentine Hoş geldiniz!” diye yazmıştır. Bu ülkede hüküm süren aptallığın aksine insanın içini ümitle dolduran bir ifade. Birinin acısını diğeriyle örtmek yerine, onu acıtmak, küçümsemek, tepesinde tepinmeye kalkmak yerine bu toprağın altına giren tüm geç ölüleri aynı şefkatle kucaklamak. Bizim insanlarımız olarak.

Demem o ki iktidar hazretleri 24 Nisan gününü bu savaşı kullanarak örtmeye çalışmayın.  Sakın! Yıllardır “1. Dünya Savaşı’nda pek çok katliam oldu bu da onlardan biri” demeye hazırlanıyorsunuz Ermeni Soykırımı için. En azından Çanakkale’de ölenleri buna alet etmeyin. Diyoruz ama yapacaksınız. Ey! Biz kime neyi anlatıyoruz!

Bu arada savaştan çıkarılacak en önemli sonucun barış olduğunu bilerek, Newroz piroz be! Tüm Ortadoğu halklarının ama en çok direnerek bu bayramı bir simgeye dönüştüren Kürt halkının bayramı şimdiden kutlu olsun. 

En Çok Okunan Haberler
  • 1986 yılında biz lisedeydik. Varşova Paktı ayaktaydı. Gülünün Solduğu Akşam'ı okudum. Kitabın kapağını
  • “Negri,Agnoli ve Anti-Parlamentarizm” başlıklı yazımda (BirGün, 13 Eylül 2011) çok kısa da olsa Agnoli’nin devlet ve
  • Biraz da dilden konuşalım... Bıkkınlık veren “siyasal gündem”den başımızı kaldırıp “Dil
  • Osmanlı'da "paşa" mebzuldür. Yani pek çoktur. Bize okullarda anlatılan Osmanlı tarihi bir "askeri tarih" olduğu için ben, sözü