Savaş suçu

Zeynep, Fehime, Emire, Ayşe…
İkisi Nusaybin’de, biri Cizre’de, diğeri Silopi’de öldürüldü.
Nusaybin’in Gırnavas Mahallesi’nde yaşayan 39 yaşındaki Emire Gök’ün dört çocuğu vardı. Silopi’de öldürülen 40 yaşındaki Ayşe Buruntekin ise ardında dokuz çocuk bıraktı.
Cizre’nin Cudi Mahallesi’nde öldürülen Zeynep Yılmaz henüz 45 yaşındaydı. Aynı mahallede yaşayan ve öldürülen 30 yaşındaki Hediye Şen’in iki çocuğu vardı.
Yine Cizre’de yedi aylık hamile Güler Yanalak da kurşunla vurularak hastaneye kaldırıldı. Kendisi yaşıyor, bebeği öldü. Ve yine Cizre’de bir yaşındaki bir bebek yaralandı.
Nusaybin’de 15 mahallede sokağa çıkma yasağı var. 55 yaşındaki Fehime Akti de burada öldürüldü.
Kadınlar ve bebeklerle birlikte yaşlılar, çocuklar, erkekler de öldürüldü:
Silopi’nin Nuh Mahallesi’nde evlerine ateş açılan 57 yaşındaki Taybet İnan ve akrabası, altı çocuk babası 40 yaşındaki Yusuf İnan öldürüldü.
Cizre’nin Cudi Mahallesi’nde 78 yaşındaki Hacı Selahattin Bozkurt, özel harekât timlerinin açtığı ateş sonucu yaşamını yitirdi. Cizre’den Şırnak’a giden PTT’ye ait iki kargo aracına Yafes Mahallesi’nde ateş açıldı. Saldırıda ağır yaralanan araç sürücüsü 42 yaşındaki Yılmaz Erz hayatını kaybetti.
Silopi’de top mermisinin bir eve isabet etmesi sonucu 16 yaşındaki Axîn Kanat ve 17 yaşındaki Reşit Eren öldü. İlçenin Yeşiltepe Mahallesi’nde evinin önünde göğsünden vurulan ve ambulansla Silopi Devlet Hastanesi’ne kaldırılan 18 yaşındaki İbrahim Bilgin öldü. 25 yaşındaki Şiyar Özbek, 70 yaşındaki Hüseyin Güzel ve 80 yaşındaki Yusuf Aybi de Silopi’de öldürüldü.
16, 17, 18… Öldürüldü, öldürüldü, öldürüldü…
Tüm bu saydıklarım geçtiğimiz hafta oldu. Bize ulaşmayan isimsiz ölüler de cabası. Vurulanların en küçüğü yedi aylık, en büyüğü 80 yaşında. Üç-dört günde her yaştan ölüm. Türkiye İnsan Hakları Vakfı verilerine göre 26 Temmuz - 30 Kasım arasında 44 çocuk savaş sebebiyle hayatını kaybetti. Bu hafta ölüm yaşı yedi aya düştü.
Çocuklar, kadınlar, yaşlılar ölürken Başbakan konuşuyordu: “Barbar bir örgütle karşı karşıyayız.”
Siviller ölüyor, mülteci durumuna düşüyor, evleri-dükkânları yanıyor. Asker ve polis ardında yalnız büyüyecek çocuklar bırakıyor. Devlet “Çok haklı sebeplerim var” diyor, “operasyon” diyor. Ama bu operasyon değil. Cizre’de, Silopi’de, Nusaybin’de, Sur’da savaş var.
Savaşın olduğu yerde savaş suçu da var.
Cenevre Sözleşmeleri’nin I. Protokolü’nde tanımlanmış ihlallerin bazıları:
“Doğrudan sivil nüfusa, sivil eşyalarına, insani yardıma ya da barış koruyucu misyonların yanı sıra sağlayacağı önceden tahmin edilen somut ve doğrudan doğruya askeri avantaja oranla aşırı bir şekilde sivil hedeflere zarar vereceği ya da sivilleri yaralayacağı ya da rastlantısal olarak can kaybına yol açacağı bilinen saldırılar da dahil olmak üzere sivillere yönelik yasaklanmış saldırılar; askeri hedef olmayan din, eğitim, sanat, bilim ya da hayır amaçlarıyla kullanılan binalara, tarihi anıtlara ve hastanelere saldırılar…” (Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisi, silahlı politik gruplarla hükümet güçleri arasında uzun süreli çatışmaları da kapsıyor.)
Başbakan “operasyon” diyor, Cenevre Sözleşmesi “savaş suçu”.
Barbar bir devletle karşı karşıyayız.

En Çok Okunan Haberler