Seçim ve Feysbuk yazısı

Epeydir aklımdaydı; köşe yazarlarının hepsi bir moda gibi ‘facebook’ yazısı yazıyor diye. Bana da bugün kısmetmiş, ne kadar uzakta olursanız olun ülkenin seçimleri sizi ilgilendiriyor. Geçen pazar gecesi ben de muhtemelen pek çok diğer diyaspora Türkü gibi televizyonun karşısına oturup sonuçları ve sandıkların açılışını takip ettim. İtiraf edeyim bunu da Ece Temelkuran’ın geçen hafta tarif ettiği gibi bir kinle falan yapmadım. Sonuçta demokrasi denen şey böyle bir oyun ve neredeyse her daim bu oyunu kaybetmeye hazırlıklı olmak lazım diye düşünürüm. Ertesi sabahı ve takip eden günlerde de feysbuk arkadaşlarımın profillerine koydukları notlara bakıp sonuçların nasıl yorumlandığını anlamaya çalıştım ki bu da, benim feysbuk yazım oldu.

Her seçimden sonra olduğu gibi bu seçimde hemen hemen herkes kendini galip ilan etti ve etmeye devam edecek sanırım. Sonuçta koskoca memlekette herkesi memnun edecek bir veya birkaç yer vardır. Örneğin ÖDP’lileri Samandağ memnun etmiştir. Memlekete yine nazar boncuğu bir ilçe belediyesi kazandırdıkları için tebrikler. AKP beklenilenin altında kalmakla birlikte seçimin açık ara galibi. DTP de kendi çapında bir başarı kazandı ve Kürt illerinin bir numaralı temsilcisi olduğunu gösterdi. Halkın kanaatleri deyip duranlar bunları duyar ve dinler umarım.

İşin feysbuk kısmına gelince. İzmirliler genel olarak kendilerini laiklik, batılılık, modernlik, açıklık vesaire açısından ayrıcalıklı bulur ve biraz da bu yüzden kaale addedilir şehir. Bu seçimde ilçeler dahil tüm belediyeleri CHP kazandı. Baykal ve adamları tabii ki bundan pay çıkaracaktır ve bir oranda haklıdırlar ama öyle görünüyor ki bu oylar önemli ölçüde tepki oylarıydı. Feysbuktan İzmirli arkadaşlar en çok iki başlığı uygun görmüş durumu ifade etmek için. Biri, “İzmir van münits dedi”. Biliyorsunuz “van münits”, Erdoğanca’da ‘one minute’ manasına gelir. Diğeri ise Mersinli çiftçi deyişi, “İzmir ananı da al git dedi”. Biraz küfürbaz ama sanırım hissiyatı yansıtıyor.

Feysbuk’taki demokrat ve laik dostların teması ise pazartesi günü Gökçeksiz ya da Topbaşsız bir şehre uyanmaktı. Sanırım bir beş yıl daha uyanmamak icap edecek.

BirGün haftasonu duyurdu bu hafta yazarlarımızla seçimi yorumlayacağız diye. Ben de üzerime düşeni yazayım. Kaç gündür televizyonlardan, gazetelerden takip ettim. Genel hevesin aksine İngiliz medyasında çok fazla ilgi görmedi yerel seçimler ve kısa –hatta özensiz– haberler olarak geçildi. Örneğin BBC, AKP’nin yüzde 39 aldığını doğru aktarırken CHP’yi yüzde 20, MHP’yi yüzde 17 gösterdi. The Guardian gazetesinde de aktarılan bu oranların kaynağı ise Türkiye’nin ‘devlet televizyonu’ imiş. Sağcı ‘The Telgraf’ gazetesi yerel seçimlerde birbirini öldüren ve yaralayan aday ve seçmenleri başlığına taşırken, Erdoğan’ın bu hafta IMF ile görüşmesine ağırlık verdi seçim haberinde. Türkiye basınının bu ‘dünya medyasına nasıl yansıdı’ hevesi herhalde alttan alta bir elalem ne der acaba? yine mi rezil olduk? gibi bir kaygıyla ortaya çıkıyor. Bir tür mahalle baskısı. Eğer öyleyse içiniz rahat olsun çok da rezil olunmuş sayılmaz ama 7 ölü ve çok sayıda yaralı Türkiye seçimlerini Zimbabve, Malawi gibi zengin demokrasilerle yarışır bir yere yerleştirir diye düşünüyorum.

Bu haberlerde tabii parti adlarının İngilizceleri veriliyor. Kaç parti adının İngilizcesini kendisi belirliyor ve servis ediyor bilmiyorum ama ‘açıkça İslamist’ parti olarak sunulan Saadet Partisi muhtemelen en ilginç parti adları sözlüğüne girer: ‘Happiness Party’! İngiltere’de pek çok komiklik olsun diye kurulmuş siyasi parti de var, olayı yakından takip etmeyen okurlar bunu öyle bir şey sanabilir.

Neyse ciddi ciddi de ne düşünüyorum bu seçimlerle ilgili olarak onu söyleyim. Pek çoğunun aksine bakılması gereken asıl rakamlar erdogan partisi, baykal partisi gibi partilerin oyları yerine asıl ana muhalefet partisinin kullanmayı reddettiği oylardır. Seçimlere katılım oranı genel olarak yüzde 80 dolayındadır ve 8 milyon seçmen sandığa gitmemiştir. Yüzde 80 oran tabii ki pek çok demokratik ülkenin ortalamalarının çok üzerindedir. Ancak oy kullanmanın zorunluluk olduğu ve kullanmamanın cezası olduğu bir ülkede ve bazı yerlerde katılım oranının yüzde 30’lara düştüğünü de dikkate aldığımızda durumun biraz daha özel olduğu düşünülebilir.

Benim seçim sonrası tabloda gördüğüm oy kullananların da genel olarak çaresizlik ve umutsuzluk ifade ettiğidir. İstanbul’da Kılıçdaroğlu ‘dürüst siyaset’ ‘yolsuzluklara hayır’ eksenli propagandasıyla ufak da olsa bir hareket yarattı, Ankara’da aynı etkiyi göremedik.

Şimdi beş yıl boyunca “söz, yetki, karar, iktidar halka” diye yola çıkan 4 ÖDP’li belediyeyi izleyeceğiz ve “başka bir yerel yönetim mümkün” iddiasının test edilmesine şahit olacağız ve feysbuklarımıza not düşeceğiz, “hayırlı olsun.”

En Çok Okunan Haberler