Seçimlerde kazanan belki de kaybedendir

Bir seçimi daha geride bıraktık. Birçok kimsede derin bir hayal kırklığı yarattığını söylemeye gerek yok. Sonucu şaşırtıcı oldu mu? Benim açımdan hayır, ama yine benm açımdan şaşırtıcı değilse de beklenmedik olan, partisinin tabanının tamamen bittiği düşünülen MHP’nin hiç de azımsanmayacak bir oy oranıyla seçimin galipleri arasında olmasıdır.

Seçimlerde bu tür beklenmedik sonuçlarla karşılaşılabiliyor. Yakın ya da uzak geçmişten çok sayıda örneği var bunun. Bir derleyeyim istedim. Çoğunlukla ABD tarihinden örneklere rastladım. En çarpıcısı tabii Donald Trump’ın seçim zaferi. Biliyorsunuz Trump, ABD Başkanlık seçimlerinde Pennsylvania, Ohio, Michigan, Wisconsin ve Florida'yı kazanarak Demokrat Parti’ye büyük bir darbe vurmuştu. Oysa Trump’ın seçimlerde pek de avantajlı olduğu söylenemezdi. Başita cinsel taciz iddiaları olmak üzere çok sayıda skandalın kahramanı durumdaydı.

Ama Beyaz Amerikalıya seslenen üslubu, haklarından mahrum bırakılmış muhafazakar seçmene ulaşma başarısı, dengeleri sarsmaktan korkmayan çıkışları Trump’a başarıyı getirdi. Geleneksel ABD polititkasındaki değişkliğin başlatıcısı haline geldi Donald Trump. Zaferinin ardından ülkedeki aşırı sağcılar “Güney yeniden yükselecek” diyerek ırkçılığın merkezi durumundaki güney bölgelerinin egemenliğinin başladığını bile ilan ettiler.

Oysa Trump’la kazanan, ırkçılık, kadın düşmanlığı, göçmene tahammülsüzlük gibi olumsuzluklar oldu. Durumu en iyi özetleyen New Yorker editörü David Remnik olmuştu: “Trump’ın yükselişi ABD tarihinde ve liberal demokraside mide bulandırıcı bir olaydır.”

Hitler kaybetmişti ama kazandı

Aynen öyle oldu. Tarihin en tuhaf, sonuçları tüm insanlık için en acı olan seçimlerden biri de bu seçimdir. 1932'de Almanya'da yapılan seçimlerde Hitler’in aldığı oy sadece yüzde 35 idi. O sırada mevcut Alman hükümeti büyük kargaşa içindeydi, Hitler destekçileri Devlet Başkanı Hindenburg’u, Hitler’i birleştirici bir lider olarak bir koalisyon hükümetinin başına ataması konusunda ikna ettiler. Hitler, 1932 seçimlerini kaybetmesine rağmen Başbakan oldu. Yani şu seçim dedikleri her zaman belirleyici olmuyor, kaybetmiş gibi görünen kazanan, kazanmış gibi görünen kaybeden olabiliyor.

Wellstone da Demirtaş gibiydi

1990’daki Kongre seçimlerinde ABD Minnesota’da kimsenin tanımadığı bir üniversite profesörü olan Paul Wellstone ( Selahattin Demirtaş’dan tek farkı, Demirtaş’ın tanınmış olmasıdır) senatör adayı olduğunda kimse karşısındaki zengin, tanınmış rakibi Rudy Boschwitz’i yeneceğini tahmin etmiyordu. Hiçbir mali desteği yoktu çünkü. Propaganda konuşmalarını kendisi yazdı, toplu taşıma araçlarıyla gittiği propaganda gezilerinde taraftarların evinde kaldı lüks oteller yerine. Çıkabildiği televizyonlarda, daha az para ödeyebilmek için hızlı konuşma yapak zorunda kaldı. Sonunda imkansızı başarıp seçimlerde senatoya girme hakkını kazandı. “Her şeyden yoksun” kampanyasının gelmiş geçmiş en başarılı kampanya olduğunu söylerler.

Savaş kahramanı da kaybedebilir

Winston Churchill kaybetti işte. Ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan az hasarla çıkmasında büyük katkıları oldu. İşçi sınıfının büyük düşmanıydı. Ama halk kahramandır diye pek severdi. Kıvrak zekalı, mizah duygusu güçlü biriydi. Savaşta cesaretli duruşunun ulusuna ilham verdiği de söylenir. Popülerliğinin doruğunda olduğu bir dönemde, 1945 yılında yapılan seçimlerde Clement Attlee karşısında kaybetmesi şaşırtıcı olmuştu. Kimse popülerliğine, halk tarafından seviliyor olmasına fazla güvenmemeli. Hiç beklenmedik bir anda kendisini yerde bulabilir. Örneği sadece Churchill değil ayrıca.

ABD tarihinin en garip seçimlerinden biri de George W. Bush ile Al Gore arasındaki 2000 yılı Başkanlık seçimleriydi. Gore, seçim sonuçlarına özellikle Florida’da hile yapıldığı gerekçesiyle itiraz etti. Ancak Yüksek Mahkeme itirazı reddedince, aslında kimi gözlemcilere göre Gore’un kazandığı seçim Bush’un galibiyetiyle sonuçlandı.

2002 yılında Demokratlar için hiç de iyi bir atmosferin olmadığı bir eyalet olan Oklahoma’da Demokrat Brad Henry Valilik yarışında Cumhuriyetçi rakibi karşısında büyük bir zafer elde ederek tüm kamuoyu şirketlerini de sınıfta bırakmış oldu. Çünkü kusursuz br kampanya yürütmüş ama kamuoyu anketi yapan şirketler bunu gözardı etmişti. Üstelik Henry aynı başarıyı 2006’da da gösterecek, yeniden valililk seçimlerini kazanacaktı. Kamuoyu şirketlerine bakıp yola çıkmamak, karar vermemek lazım. Bu iyi bir örnek işte.

Bir güreşçi iki rakibini yendi

Jesse Ventura adını Amerikan güreşini izleyenler bilir. 1998’de Minnesota Valiliği için bağımsız aday olarak ortaya çıktığında hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi rakipleri karşısında kimse şans vermiyordu. Yüzde 37 oyla ikisini de safdışı bırakınca şaşıran çok kişi oldu.

Erken baskı felakettir

1948 ABD Başkanlık seçimlerinin iki rakibi Harry S. Truman ile Thomas E. Dewey’dir. Seçimi Dewey önde götürmektedir. Öyle ki kazanacağı kesin gibidir. Truman çok çok gerilerdedir. Ünlü mü ünlü Chicago Tribune bile erken baskı yapıp “Dewey Truman’ı yendi” başlıklı bir makale bile basar. Ama son saatlerde seçim Truman’ın zaferiyle biter.

Hiçbir deneyimi olmayan ama müthiş bir karizmaya sahip olan Kennedy de Nixon’u televizyondaki tartışmada ezince başkanlığı aslında o gece kazanmıştı, 1960’da. Nixon’un o gece televizyon tartışmasında sıkıldığı, tedirgin durduğu fark edilmeseydi seçimleri onun almasının kesin olacağı söylenir. 2008 Başkanlık seçimlerinde de Demokrat Parti içinde Başkan aday adaylığında Hillary Clinton rakipsizdi. Ama İllionis Senatörü Barack Obama adlı iyi konuşan, akıllı ama az tanınan siyah bir genç adam Clinton’un hayalini gerçekleştirmesine engel oldu. Obama hem partinin Başkan adaylığını, ardından da Başkanlığı kazandı.

Yani seçimlerde herşey olur. Kazanan aslında kaybetmiştir, kaybeden aslında kazanmıştır da. Kimbilir belki “keşke kazanmasaydım “ da der kimileri.

Kaybedenler için de dünyanın sonu değildir. Sınıf mücadelesinde dünyanın sonu gelmez. Ne olursa olsun, her zaman umut vardır çünkü.

İnsanlığın “seçimi” falan yokken umudu hep vardı.

En Çok Okunan Haberler