Senaryolar değil gerçekler lazım

10 Ekim Ankara Tren Garı katliamı davasının 9. grup duruşmalarının görülmesine yarın başlanacak. Duruşmalar 2 gün boyunca, 12 ve 13 Haziran tarihlerinde devam edecek. Henüz delillerin tümü toplanmadı, IŞİD sanıklarının telefon kayıtlarının önemli bir bölümü çözülmedi, avukatların talep ettiği kritik belgeler Adıyaman, Antep savcılıkları ve emniyetlerinden gönderilmedi. Bunlara rağmen, savcının mütalaasını verip dosyayı kapatacağına yönelik kaygı hakim.

“Talimat yukarıdan”
“Yukarıdan talimatlı bir dosya, IŞİD’cilere en üst sınırdan ceza verilip, toplumun ikna olmasını sağlayarak davayı kapatacaklar.” İfadeler, başından beri, “Bu dosya piyonlarla kapatılamaz, katliamın gerçekleşmesinde kamu görevlilerinin kasta varan ihmalleri bulunuyor” diyen avukat komitesine ait.

103 kişinin yaşamını yitirip, yüzlerce insanımızın yaralandığı ve halen tedavi görmekte olduğu Türkiye’nin en büyük katliamı olan Gar patlaması, kamuoyu tarafından ‘devlet-çeteler’ ilişkisi şüphesi ile tartışıldı, tartışılıyor.

Katliamın zamanı önemli
Ankara katliamı öncelikle AKP iktidarının barış isteyenlere karşı savaşı ve çatışmayı yükselttiği dönemin zirve notasında yaşandı. 1 Hazıran 7 Kasım 2015 arasındaki kritik seçim sürecinde AKP kitlesini kemikleştirmek ve milliyetçi oylara sahip olmak için yeni yöntemler buldu, bir yandan da toplumun genelini korkutup, paralize etti.

Kullanışlı IŞİD canilerinden bir başka ülke toprağındaki mezhep ve sultanlık savaşında, yeterli verim alınamadı. Elde kaldılar. Ancak depodan çıkarılıp, ülke içinde iktidar kapılarını açan koçbaşı olarak kullanıldılar.

Dosyalardan, alandan izlenimler değil bizzat mekanizmanın kendi itiraflarıdır. Ankara gibi Diyarbakır ve Suruç katliamları da “Ver 400’ü bu mesele sorunsuz çözülsün” ya da “Ankara’dan sonra anket yaptırdık oylarımızın arttığını gördük” ifadelerinin sağlamasıdır.

Antep Emniyeti ‘yapılanması’
IŞİD’ciler henüz IŞİD ortada yokken bile takipteydi. Çoğu el Kaide dosyasındaydı. Antep yapılanmasının kurucusu ve katliamların planlayıcısı Yunus Durmaz, 2009 yılından beri biliniyordu. Afganistan cihadından geldiği sırada İstanbul Atatürk Havalimanı’nda gözaltına alınıp bırakıldı. El Kaide; Irak, Suriye ve Türkiye’de IŞİD’e dönüşürken Yunus Durmaz, 2012’de bir kez daha takibe alındı. Ancak nedense gözaltına alınmadı. Fiziki ve teknik takip 2014 yılında sonlandırıldı. Ne var ki dosya Suruç katliamının yaşandığı 20 Temmuz 2015’ten sonra bir kez daha açıldı. Oysa Ankara Davası avukatlarının aktardığına göre bu süreçte yakalanamayan Yunus Durmaz hakkında daha önce de yakalama kararı çıkarılmıştı. 11 Kasım 2013 tarihinde İstanbul 16. Ceza Mahkemesi çıkarılan bu karar, Gaziantep Emniyeti ve Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yerine getirilmedi. Antep Şeyhi evine varana kadar biliniyordu.

Yine geçen hafta, 2 bombacıyı taşıyan katliamın önemli planlayıcılarından Halil İbrahim Durgun’un kullandığı araca eskortluk eden Yakup Sahin’in de Ankara’ya giderken bile teknik takipte olduğu anlaşıldı.

Ankara Katliamı davası sanıklarından Suphi Alpfidan, IŞİD’in emlakçısı olarak biliniyordu. IŞİD’e ait araçlarda parmak izi vardı ancak buna rağmen denetimli olarak serbest bırakıldı. Alpfidan, Ankara katliamı ilk duruşmasında avukatların ısrarı sonucu tutuklandı. Karardan hemen sonra itirafçı olacağı sinyallerini verdi. Cezaevine gönderileceğini anlar anlamaz koruma istedi, mahkeme heyetinden bir talepte bulundu: “Diğer sanıkları dışarı çıkarın, size Antep Emniyeti’nde ne işler döndüğünü anlatayım.” Akıl almaz ifadelerdi, heyet üstünde durmadı. Alpfidan bir daha dinlenmedi.

O beyaz ayakkabıyı birileri mi koydu?
Ankara dosyasındaki yüzlerce şaibeli örnekten bazılarıdır. Ankara Katliamı davası avukatlarından İlke Işık tuhaf bir konunun daha altını çiziyor. Bu sert iddia 12 ve 13 Haziran tarihlerinde mahkeme heyeti önünde dile getirilip tartışılacak. Yargı ve emniyet Ankara katliamının çözüldüğü söylüyor! Çıkış notası beyaz bir spor ayakkabı. Kopuk bir bacakta bulunuyor. Şimdiye kadar bulunamayan ikinci ve Suriyeli olduğu iddia edilen bombacıya ait. Sözde o ayakkabıdan yola çıkılıyor ve kamera kayıtları geriye dönük izleniyor. Bu ayakkabı sayesinde ve görüntüler neticesinde diğer sanıklara ulaşılıyor.

Fakat bu çok kopuk bir hikaye. Bağın nasıl kurulduğu anlaşılamıyor.

Işık; “O ayakkabı, o işaret acaba biz olayı hemen çözdük algısını yaratmak için mi kondu?” diye soruyor.

Makul ve korkunç bir soru?
Kurmacalar değil, telefon kayıtları, boşlukların kapanmasını sağlayacak tanık ifadeleri ve evraklar lazım.

‘O makul ve korkunç soru’ üzerine bir başka soru daha koyalım:

“İzlediniz, dinlediniz, biliyordunuz ama yakalayamadınız. Peki Ankara katliamından hemen sonra tüm sanıkları nasıl elinizle koymuş gibi buldunuz?”

Türkiye önemli bir dönemeçte. Seçim yaklaşıyor. Bir yandan da savcı Ankara Katliamı ile ilgili mütalaasını verebilir. Dosya kapanacak ancak böyle kalmayacak. Çünkü bu Türkiye tarihinin kilit olaylarından biri.

Ankara’ya bakınca; acılı analara, eşlere, çocuklara, kardeşlere bakınca “Yargılanacaksınız” sözünün malum çevreleri neden bu kadar korkuttuğu biraz daha anlaşılır oluyor değil mi?

Bu dosya onlarca ‘suç dosyasının’ en önemlilerinden biri.


Evet… Katili tanıyoruz ve evrensel yargı ilkelerine güveniyoruz.

En Çok Okunan Haberler