Şimdi birileri “bize Calvin lazım” der mi?: İbni Haldun, İbni Rüşd fena olmaz, bir deneyin

Gece gündüz cinsellikle yatıp kalkan Nureddin Yıldız adlı zat ile benzerlerinin şirazesinden çıkan sözleri nedeniyle AKP Genel Başkanının duruma müdahil olması gündemimize yeni bir konu kazandırdı: İslam’ın güncelleştirilmesi.

Konu bir hayli sorunlu. Lafının üstüne laf söylenemeyen genel başkanın” bu zatlar yüzünden İslam yanlış anlaşılıyor.

İslam’ın güncellenebileceğinden bile habersizler” sözlerine kendi cenahından itirazlar yükseldi bile. Genel başkana “haddini aşma” diyenler de çıktı. Konu bu nedenle bir hayli sorunlu. Kaşının üstünde gözün var denmez genel başkan bile “yenileme, güncelleme” lafları etti mi karşısında bir dolu fengaver buluyor.

İslam dininin kurallarını pratikte nasıl uygulayacaklarını bildiğini iddia edenler ile nasıl olması gerektiğini söyleyenler arasında uzun yıllardır süren bir soğuk savaş var malum. Bu savaşta en çok “asıl İslam bu değil”i duyuyoruz. İslam dininin pratikteki uygulamalarını, varoluş amacına uygun bulmayanların “mevcut İslamı” kontrol altına alamadığı ama, bu nedenle hiç değilse yönlendirmek istediğini biliyoruz. “Gerçek İslam bu değil”cilerin elini güçlendiren bir çıkış oldu genel başkanın sözleri. Ben hemen buun ardından birilerinin hemn ortaya atılıp “bize bir Calvin lazım” demesini bekledim ama şu ana kadar söyleyen çıkmadı. Birkaç yıl önce Ertuğrul Özkök, bunu yazmıştı oysa, İslam dünyasına bir Calvin lazım” diye.

O dönem atmosfer daha farklıydı demek ki. İslamcı iktidar bu kadar güç kazanmamıştı. İktidarına güvenip sokaklarda kendinden emin tehditkar havalarda dolaşan “cihangir, etiler sakinlerini hedef aldığını söyleyenler yoktu. O nedenle “bize de bir Calvin lazım” denebilmişti.

Calvin tartışmasının yapılmasına yol açan bir iki gelişme vardı anımsatayım. Kendisini, üstelik Atatürkçü olarak tanımlayan kerameti kendinden menkul bir şeyhin (!) Cuma namazını, başörtüsü de takmayan kadınlarla birlikte kılması yukarıda sözünü ettiğim “soğuk savaşın” her iki cephesini birbirine düşürmüştü. Şeyh efendinin eylemi ilk bakışta, kadınlara İslam’da erkeklerle birlikte yer açmak olarak anlaşıldığı için pek bir “ilerici” kabul edilmişti.

Kadınlarla erkeklerin birlikte namaz kılmalarının doğru olmadığını söyleyenler de vardı taii her zaman oduğu gibi. Kişisel olarak, İslam’ın bir erkek dini olduğuna inanmış, dolayısıyla kadınlar lehine yapılacak her değişikliğe onay vermiş birisi olmama karşın, kadın erkek birlikte namaz girişiminde kadınları erkeklerle eşit kılma çabası falan görmemiştim ben, doğrusuu isterseniz. O yapılan, tüm hayatımıza yapıştırılmak istenen Amerikanlaşma’nın dindeki versiyonuydu. Kadınlar lehineymiş gibi sunulan, ama kadının İslam’daki gerçek yerini sorgulamaya kadar asla gitmeyen bir gösteriydi açıkçası. Caminin içinde başını açmak ya da erkeklerle birlikte saf tutmak, dışarıdaki yaşama ne kadar yansır? Bu, “gerçek İslam bu değilciler”ce asla konuşulmuujş da değildir.

Laikliği de İslam’ı da “yumuşatma” çabasıydı bunlar. Her iki yaşam biçimini, birbirlerini kabul etmeye zorlayan Amerikan politikası. Cuma namazında başı açık, erkeklerle birlikte saf tutmak, Türkiye basınında kimi yazarların çok yerinde benzetmesiyle söylersek, Hıristiyan ritüelleriyle bir İslam oluşturmaya çalışmak demekti. Bu “manevra”ya balıklama dalanların ne kadar gülünç olduğu da ortadaydı Pek bir sevinmişlerdi.

Kapitalizmin ahlaki ilkelerinin Hıristiyanlıktan apartma olduğunu bilen kimi aklı evveler de İslam’ın kapitalizmle uyuşup uyuşmayacağını konferanslar düzenleyip tartıkştılar. Dobra dobra söylemek zorundayım. Dertleri İslam’ın kapitalizmle uyuşup uyuşmadığını anlamaksa, içleri rahat olsun, uyuşur. İslam dahil tüm kitaplı dinler, kapitalizme “cevaz” veren dinlerdir.

İslamcı arkadaşlar kızmasınlar ama bu nedenle İslam’ın, tüm iddiasına karşın, kapitalizmin sorunlarını çözeceğine de inanmam. Artı değer sömürüsüne “zekat” uygulaması iyi niyetli ama gerçekçi olmayan bir çabadır. Bunu geçiyorum. Bir ara da “laiki dindarı Cuma’da buluşsun” giriimleri olmuştu. “Hıristiyanların Pazar ibadetleri varsa Müslümanlar’ın da Cuma ibadeti var” şeklinde, “birbiriyle benzeşme” durumu oluşturma gayretlerine de tanık olmuştuk yani memlekette. Yutan yutsun.

İslam’da günceleme yanlısı olanlar İslam’ın Calvini’ni aramaya işte o zaman başladılar. Henüz dediğim gibi şu sıra yeniden söz eden yok ama şu tartışma biraz daha dallanıp budaklansın, “bizim dinimiz böyle değilciler”den tatmin olmayan “endişeli modernler” yeniden Calvin önermeye başlarlar. Umarım o zaman İslam’da bir Calvin ararken, aradıkları bu Calvin’in ne tür bir ademoğlu olduğunu biliyorlardır.

Çünkü bu Calvin dedikleri pek de öyle örnek alınacak bir zat değildi. Doğrudur, güçlendiği ilk on yıl içinde Calvin, Katolik kilisesinin 600 yılda gerçekleştiremediğini gerçekleştirmiş bir reformcuydu. Insitutio Religions Christianae (Hıristiyanlık’ın Kutsal İlkeleri) adlı kitabında Katolik bağnazlığa başkaldıran Protestanlık’ın ilkelerini anlatır. Zaman geçtikçe Katolikler’den daha bağnaz olduğu da bir gerçektir ama.

Çağında, tiyatro, her türlü eğlence, hatta buz pateni bile der kimileri, yasaktır günah olduğu gerekçesiyle. 15 yaşından küçük kızların ipek, büyüklerin ise kadife elbise giymeleri gerek gibi tuhaf kurallar da dayatmıştır Protestanlar’a. Fransız romancı Balzac’ın Calvin değerlendirmesi, bu adamın yarattığı terörün Fransız Devrimi’nin tüm kanlı teröründen daha tüyler ürpertici olduğu yönündedir. (Balzac’ın Fransız İhtilali terör yarattı tespitine de katılıyor değilim bu arada).

Dinde reform çabası içinde olan büyük din reformcusu Servet’i ateşte yaktıran da Calvin’dir. O çağın gereğidir denilmesin, bu tür cezalandırmayı insanlık dışı bulan çok sayıda din adamı vardı. Bu uygulama Calvin’in kişisel diktatörlüğüydü sadece. Stefan Zweig, Calvin düşüncesi Avrupa’ya egemen olsaydı, “Avrupa nasıl karanlık, nasıl renksiz olurdu,” der.

İslam dünyasında bir Calvin aranacağına, aklın, gerçekliğin İslam dünyasındaki temsilcileri olan İbni Haldun, İbni Rüşd ne güne duruyorlar. Onlar Batı’dan değil diye beğenmiyorsanız, ben de Batı’dan bir örnek vereyim. Calvin’in diktatörlüğüne karşı duran, aklıyla, insan sevgisiyle, başka din mensuplarına hoşgörülü yaklaşımıyla büyük bir din reformcusu olan Sebastian Castellio’ya ne buyrulur?

Castellio bugün yaşasaydı, başka din mensuplarına zulüm yapıyor, başka ülkeleri işgal ediyor diye Amerika’ya muhalefet ederdi. Bizim Amerikan İslamı peşindeki aklı evveller, zamanının Bush’u ya da Trump’u Calvin’i sevmekte, onu İslam’da da bulunması gereken bir reformcu görmekte haklılar. Amerikancı aklı evvel, İslam’da kadının erkekle eşitliğinden çok, Hıristiyanlıkla, İslam’ın birbirine uyumundan yanadır. Arada kadınıyla erkeğiyle, iman etmiş olanlarla emekçiler kaynayıp gitsin, kimin umurunda.

Güncelleme denince aklıma geldi birden.

En Çok Okunan Haberler