Son tur…

Aysel Tekerek

Sanıyorum en fazla bu son 16 yılda “Memleketin çivisi çıktı” diyerek başlayan sözlerin sayısı hayli çoğalmıştır. AKP iktidarının 16 yıl boyunca ülkeyi yönetirken ya da yönetmeye çalışırken, zerresinin bile çok görüldüğü laikliğin, kırıntısının bile hor görüldüğü özgürlüğün, adının bile yük sayıldığı adaletin silinip süpürülmesinin sonucunda ve özellikle de 24 Haziran seçimleri ardından 9 Temmuzda başkanlık için yapılan yeminin ardından memleketin çivisi gerçekten çıkmıştır. Adını koyalım ülkede bir rejim değişikliği olmuştur. Cumhuriyet yıkılmış, kapitalist sistem ise yola devam demiştir.

Cumhuriyetin felaketin eşiğinde baş aşağı sallanması , onca hukuksuzluğun, gayrimeşruluğun, defacto varoluşların daha fazla sürdürülmesi zaten beklenemezdi. 24 Haziran seçimleri tam da bu kaygıyla ama aynı zamanda bu rahatlıkla yapıldı. Aslında, 24 Haziran korsan seçimleri, ülkenin her yanı korsan uygulama ile anayasalara, yasalara aykırı olanın yeni rejim ile yasalaşması adına, daha bütünsel bir korsanlıktan kurtulmanın yoluydu.

Kurtuldular mı? Evet kurtuldular.

Artık Cumhurbaşkanı'nın da geçen gün ifade ettiği gibi yeni “Yeni sistemde her an her şey olabilir”

Başkanlık rejiminin sermaye için, AKP için, ülkenin sağı için, çıkan çivinin yerine çakılması olarak formüle edildiğini de hemen belirtmek gerek. Devlet mekanizması ile patron dünyasının tarihsel olarak amaç- araç ilişkisini bir adım daha ileriye taşınarak kabine adı altında doğrudan sömürüyü yönetmesi, sermayenin devlet yönetiminde aracıları ortadan kaldırması, devlet yönetiminin halkın ortak ihtiyaçlarını karşılamak değil halkın ortak ihtiyaçlarını para karşılığında dahi karşılayamaması, tüm sistemin kapitalizmin kirini ve pasını (önceden örtmeydi) şimdi örtmeden , halkın buna alışmasını sağlayarak ve topyekün ülkenin cumhuriyetin kalan kazanımlarından da kurtulması onlara göre çıkan çivinin yerine takılmasıdır.

Taktılar mı? Evet taktılar.

Onlara göre çıkan çivi, işçinin hakkım dediği, grevdi. Onlara çıkan çivi gençlerin, öğrencilerin, kadınların, yurttaşların ifade özgürlüğüydü. Onlara göre çıkan çivi eğitimdi , adı adına eğitim. Onlara göre çıkan çivi aydınlanma, laiklik, adalet, hak arama özgürlüğü, yurtseverlikti. Onlar yerine çaktıkça ülkenin rejimi delik deşik oldu ve bu rejimden de kurtulmuş oldular. Cumhuriyet yıkılırken yerine konan istibdat rejimi sermayenin ihtiyaçlarına tam boy karşılık geldi.

Bu istibdat rejimi nereye kadar gidecek?

En sonda yazacağımı hemen araya alıp yine en sonda yazma hakkımı saklı tutuyorum. Bu yeni rejim, ömrü en kısa sürecek rejimler arasında yerini almaya mahkûmdur.

Çünkü, ülkenin aydınlanmadan yana, eşitlikten yana, adalette ve özgürlükten, ülkenin bağımsızlığından yana olanların artık daha da açığa çıkan bir mahkumiyeti ya da mecburiyeti ve elbette yerine getirmesi gereken görevleri var.
Öncelikle, başkanlık rejimi hukuki, yasal bir kılıfa bürünmüş olsa da ondan büyük bir halk var. Bu rejim gericiliği, daha fazla sömürüyü, ülkenin pazarlanmasını, yerli ve milli edebiyatı ile ABD piyonluğunu dayatacak ve bunu kabul etmemeye devam edeceğiz, buna sadece direnmeyecek, haklı, meşru ve güçlü olanın bizler olduğunu bileceğiz. Gücün sandıkla değil, her gün sayıldığı, tartıldığı bir örgütlü toplum inşa etmek için çalışacağız.

Siyasetten anlayacağız. Yani, ABD yandaşlığı ile ABD ye açıktan karşı çıkmama arasında bir fark olmadığını bilecek, ABD ile plan yapan, NATO ile saf tutan, AB ile düzeyli ya da onurlu, her ne ise ilişki deyip, bunu siyasi gerçekler olarak sunanlara, umutlarımızı teslim etmeyeceğiz.

24 Haziran seçimlerinde de açıkça yaşadığımız gibi, verilecek bir oyun üzerinde binlerce matematiksel hesap geliştirip, iradeyi ipotek altına alanlara, hep kötüsünü gösterip, kötünün iyisine halkı mahkum etmeye çalışanlara yani düzen muhalefetine , siyaseti kopuş yerine var olanın devamlılığı üzerine kurup, kurtuluş teorisi geliştirenlere , öğrenecekleri en değerli şeyi öğreteceğiz. Siyaset yapmayı öğreteceğiz. Tekel işçisi gibi, ODTÜ öğrencisi gibi, Gezi Direnişi gibi, siyasetin bize öğretilen karmaşık matematiğine karşı iki artı ikinin dört etmesi kadar basit ve en temel halini hatırlatacağız.

Sermaye sınıfının çıkarları varsa, işçi sınıfının da çıkarları var. Sermayenin çıkarları ülkede cumhuriyeti bitirmişken, işçi sınıfının çıkarları gerçek bir cumhuriyetten, halkın kendi kendini yönettiği bir cumhuriyetten, kamuculuktan, aydınlanmadan, halkların ve yurttaşların eşitliğinden beslenir. İşte bu çıkarın peşinden koşacağız. Ara yol bulmaya çalışanlara her inanışımız bizleri sermayenin çıkarlarına yakınlaştırır, zaten son 60 yıldır bu yapılıyor. Artık önce buna bir tamam demeliyiz. Her şeyin başı önce hangisine tamam dediğinizle başlayacaktır.

Arada yazdığımız gibi, bu rejimin ömrü kısadır. Ancak etkisi, memlekete verdiği zarar büyüktür. Onca kiri, pası, sosyalist bir devrim temizleyebilir. Kısalığı da ancak bu devrime bağlıdır. Son tur budur ve velhasıl artık bu bir mecburiyettir.

En Çok Okunan Haberler