Sur ile Suriye ve iye…

Ölümden kaçarken denizlerde boğulan Suriyeliler ve yaşamak istedikleri için kentlerinde kurşunlanan Kürtler, kendi ülkelerinde sahipsizdirler ve ülkelerinin sahibi değildirler ve bu yüzden öldürülmektedirler…

Bu yüzdendir ki ironik şekilde Sur ve Suriye birlikte anılıyor. Sur’a “iye” eklenince Suriye oluyor.

İyelik ekini bilirsiniz, isimlerde sahiplik kategorisini temsil eder: Ülke“m”, ülke“miz”…

“İye” kelimesi ise gündelik dilde kullanılmaz ama sözlük anlamı, kendisinin olan bir şeyi dilediği gibi kullanabilen kimsedir, sahiptir…

Suriyeli sahipsiz ama Suriye’nin şimdi çok iyesi var, sahibi çok! Sur’un iyesi yok, ama sahip çıkanları, direnenleri var!

Sur’a başkaları iyelik tasladığında, kaçınılmaz sonuç, Suriye oluyor…

(Peki Türkiye? “Türk” kelimesine “iye” eklenince, anlamı “sahibi Türkler” mi oluyor? Bilir misiniz, ey milliyetçiler, Türklüğe sahip çıkanlar, “Türkiye” adını bile Türklerin koymadığını bilir misiniz? İtalyanca “Turchia” ve Fransızca “Turquie” yani “Türk ülkesi” olan bu ismin Batılılar tarafından 13. yüzyıldan beri kullanıldığını ve ancak 19. yüzyılın son çeyreğinde Batı kültürüne vakıf Türkler arasında –örneğin Namık Kemal tarafından– kullanılmasıyla yaygınlık kazandığını bilir misiniz?)

Türkiye’nin iyesi de, sahibi de aslında Türkler değil. Ama Türk yöneticiler Sur’a iyelik taslarken güçleri sadece onu Suriye yapmaya yetiyor…

Obama açıyor telefonu Başika’dan çekiyorsun askerleri. AB zirvesine katılıyorum diye koşarak gidiyorsun, Avusturya’nın Brüksel Temsilciliği’nde sana atman gereken somut adımları ayaküstü söylüyorlar. Sonra BM Güvenlik Konseyi’nden çıkan son kararla yine apışıp kalıveriyorsun. Suriye’de kuş uçuyor TC uçamıyor, sahi sen sadece Kürtlere kostaklanmayı mı biliyorsun?

Evet… Kürtler deyince, özellikle devlet cenahından Sri Lanka, Çeçenistan benzeri çözümlerin, yani sorunu çözmek adına katliamların dile getirildiği bir ortamda, zalimin karşısındayız ve elbette mazlumun yanındayız. Kürtler kaderlerini tayin ediyorlarsa, o kaderde kurtuluş ve özgürlük yazmasından yanayız.

Nelerin ve nasıl yazıldığını okuyabilmek ise Sur ve Suriye üzerinden yapılan bir iyelik çatışması dersinde, Ortadoğu okuması yapmakla mümkün…

Ortadoğu dersinde Türkçe bilmek yetmiyor, Kürtçe okumasını bileceksin, Arapça ve Farsça okumasını bileceksin, ama öncelikle İngilizce ve Rusça söylenenleri anlayacaksın.

AKP iktidarı, Kuran Arapçasıyla sorunu okuyabildiğini, kavradığını iddia ediyor! Sünni Orduya katılıyor. Ama İngilizce emirleri de duymazdan gelemiyor.

PKK’nin ise bir süredir (HDP’yi de aşan) Ortadoğu ölçeğinde bir Kürdistan siyaseti izlediğini, stratejisini ve taktiklerini bu ölçekte kurguladığını gözlemliyoruz. Artık denklemde sadece seçimlerde başarılı olmak filan gözetilmiyor. Örneğin hem devlet hem PKK kritik çatışmaların aslında Rojava’da yaşandığının farkındalar. PKK bu konjonktürü değerlendirmek peşinde, böylece Cerablus’ta kazanacağı bir mevzi, Sur’u kaybetmekten daha önemli olabiliyor. Veya Sur’daki çatışmalar bir bakıma PKK/PYD’nin oradaki muharebesine taktik destek işlevi de taşımıyor mu?

Kürtçe, Türkçe, Arapça (IŞİD Arapçası dâhil), İngilizce ve Rusça okumalar işte bu yüzden Suriye bağlamında epey önem kazanıyor.

Öyleyse bölgedeki mevcut güçler dengesinde sadece Kürtçe bir okumadaki öz yönetim talebi mesela Sur dışında başka hangi boyuta denk düşüyor? Kürdistan Bölgesel Yönetimi hangi konjonktürde kurulabilmişti, Irak savaşı koşullarında değil mi? Peki Rojava? Suriye’de merkezi otorite ortadan kalktı, orada devlet yoktu ve kantonlar öyle mümkün olabildi…

Ama Türkiye’de merkezi otorite hâlâ güçlü, devlet bu yüzden Sri Lanka seçeneğini tehdit olmaktan çıkarıp kitlesel katliamlı çözümlere tahvil edebiliyor. İyi de nereye kadar? Yeni İngilizce emirler ve Rusça tehditler alıncaya kadar mı?

Peki, en önemlisi, Kürtçe feryatları herkes ne vakit duyabilecek?

Ortadoğu kimileri için bir oyun sahası olarak görülebilir. Özellikle Kürdistan düzleminde savaşan her iki taraf bakımından da geçerli bir kural var: Zor, oyunu bozar…

“Bakalım hangi tarafın zoru daha zorlu olacak?” diye beklemeyiz, çünkü tercihimiz mazlumun diliyle konuşmak... Öyleyse, tüm zalimlere isyan ederken iyelik ekini sürekli vurgulamalıyız: sadece “Haziran” değil yani, “Haziranımız!”

Yani? Bütün dillerdeki emekten yana kelimelerle ve iyelik ekleriyle, zalimlere inat barış içinde bir arada yaşamaya dair kararlılığı“mız”…

En Çok Okunan Haberler