‘Suriye ile temasa geçilmeli’

HÜSEYİN ŞİMŞEK huseyinsimsek@birgun.net @simsekhuseyinn

Cihatçı muhaliflerin elinde bulundurduğu İdlib’e yönelik havadan bombardıman sürerken İran’ın başkenti Tahran’da düzenlenen ve Türkiye, İran, Rusya liderlerinin yer aldığı heyetlerin katıldığı toplantının ardından alınan kararlarda Hükümetin beklentileri gerçekleşmedi.

Zirveye “İdlib’de ateşkes” beklentisi ile giden ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın başkanlık ettiği heyet ile katılan Türkiye’nin isteği, 12 maddelik sonuç bildirgesinde yer almazken uzmanlar, Türkiye’nin mutlaka Suriye Devleti ile diyaloga girmesi gerektiğini ifade ediyor.

Diyalog şart
Tahran’da gerçekleştirilen üçlü zirveyi BirGün’e değerlendiren Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi, Uluslararası İlişkiler Uzmanı Doç. Dr. Barış Doster, yeni bir göç dalgası ile karşılaşılmaması için Esad yönetimi ile diyalogun şart olduğunu söyledi.

Liderlerin canlı yayındayken kameraya da yansıdığı üzere, hiçbirinin tam olarak istediği sonucu alamadığını ifade eden Doç. Dr. Doster, “Türkiye’nin en önemli beklentisi olan ateşkes konusunda, beklentinin gerçekleşmemesi, liderlerin istediklerini alamadıklarının en somut göstergesidir” dedi.

Operasyonlar sıklaşacak
Zirvenin ardından sahada somut adımların atılabileceğine dikkati çeken Barış Doster, “Bundan sonra ne olacağına bakarsak, Rusya’nın ve resmi rejimin Suriye’nin egemenliğini ve bütünlüğünü tesis etmek için son birkaç gündür yaptığı askeri harekatları sıklaştıracağını söyleyebiliriz” diye konuştu.

Türkiye’nin en büyük endişesinin operasyon sonucunda yeni bir sığınmacı dalgası ile karşılaşmak olduğunu hatırlatan Doster, “Yeni sığınmacı dalgası ile karşılaşılma riskine karşılık Türkiye’nin Tahran zirvesindeki bileşenlerle yani Rusya ve İran’la ayrıca bu iki ülke üzerinden de Suriye’deki rejimle dolaylı da olsa, iletişim kurması gerekiyor” dedi.

Türkiye öncülük etmeli
Suriye rejimi ile iletişime geçilmemesi halinde ciddi tehlikelerin ortaya çıkabileceğinin altını çizen Doç. Dr. Doster, şunları söyledi: “Bu durumda, Türkiye’nin beklentisinin gerçekleşmeyeceği gibi ABD emperyalizmine, Astana ve devamındaki süreci bozma konusunda eline güçlendirici koz verir. Bu yüzden 2000’lerde olduğu gibi Türkiye’nin ABD emperyalizmi kaynaklı bölünme, parçalanma tehdidi ile boğuşan ülkelerle beraber bölgesel işbirliğine öncülük etmesi, bu konuda inisiyatif alması en doğru çözümdür.”

Göç dalgasına zemin oluşturacak
CHP Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Emekli Büyükelçi Ünal Çeviköz ise bölge halkının Suriye sınırlarında kalmaları şartı ile başka bölgelere gönderilmesini istedi. Tahran zirvesi ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Çeviköz, “İdlib’de bir insani trajedi yaşanması ihtimali ortadan kalkmadı. Böyle bir gelişme Türkiye’ye yönelik yeni ve büyük bir göç dalgasına da zemin oluşturacaktır” dedi.

Aktif diplomasi
Suriye yönetiminin İdlib’e askeri harekat başlatmasının sadece bölgede yaşayan sivil halkın güvenliğini tehdit etmekle kalmayacağını aynı zamanda TSK’nin bölgede kurulan gözlem misyonlarındaki varlığına karşı da bir tehdit oluşturduğunu iddia eden Çeviköz, “Böyle bir tehdidi bertaraf etmenin yolu aktif bir diplomasi faaliyetinden geçmektedir” diye konuştu.

Hükümeti belirli bir yol haritası çerçevesinde hareket etmeye davet eden Çeviköz, şunları söyledi:
“Bölge halkının ve terörle bağlantısı olmayan grupların Suriye sınırları içinde kalacak şekilde İdlib’den tahliyesi için Birleşmiş Milletler başta olmak üzere tüm ilgili kuruluşlara ve ülkelere çağrıda bulunulmalı ve bu sonuca ulaşmak için yoğun bir şekilde çalışılmalıdır.

Türkiye İdlib’de bulunan bütün muhalif gruplardan silahlarını bırakmalarını istemeli ve bunun sağlanması için yoğun çaba göstermelidir.

İdlib konusu Türkiye için bir ulusal güvenlik sorunudur. Moskova ve Tahran ile yapılan görüşmelerde bu anlayışımızın kuvvetle vurgulanmasının yanı sıra, Suriye Yönetimi ile de temasa geçilmesinin ve 1998 Adana Mutabakatı ruhunun iki komşu ülke arasında yeniden canlandırılması için çalışılmasının zamanı gelmiştir.
Türkiye İdlib sorununun esas itibariyle kendi ulusal güvenliğine tehdit oluşturduğunu AB’ye özenle ve sabırla anlatarak Suriye’de barış ve istikrarın kurulması çalışmalarında AB ile de işbirliğini yoğunlaştırmalıdır.”

***

AA: Canlı yayında Türkiye ve Rusya’nın haberi yoktu

İran’da düzenlenen üçlü zirvenin müzakere kısmının alışılmışın aksine basına açık biçimde yapılmasından Türkiye ve Rusya’nın haberi olmadığını iddia edildi.

Önceki gün Tahran’da yapılan zirvede Erdoğan, Putin ve Ruhani’nin müzakere ettiği toplantı naklen yayınlanmıştı. Yayında Erdoğan’ın iki kez “İdlib’de ateşkes ilan edilmesi de bildirgeye eklensin” talebi Putin’den ret yemişti.

Anadolu Ajansı’nın haberine göre Tahran’daki zirvenin açılış konuşmalarının ardından basına kapalı devam etmesi bekleniyordu.

Basın mensupları, açılış konuşmalarının ardından basın toplantısının yapılacağı salona alındı.
Ancak daha sonra İranlı yetkili yayın kuruluşunun yayını kesmediği ortaya çıktı.
Bu karardan Türkiye ve Rusya tarafının bilgisi olmadığı öğrenildi.

***

‘Türk askerleri İdlib'deyken saldırmayı göze alamazlar’
İdlib konusunda dün Tahran'da Rusya-İran-Türkiye liderleri arasında düzenlenen üçlü zirve sonrası, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın Daily Sabah gazetesinde "İdlib Çıkmazı: Uluslararası Sistemin Yeni Sınavı" başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Yazısında İdlib'in Astana anlaşması kapsamında bir çatışmasızlık bölgesi olduğunu hatırlatan Kalın, şunları söyledi: "Üç garantör ülke olan Türkiye, Rusya ve İran burada askeri gözlem noktaları kurdu. Türkiye'nin 12 gözlem noktası bulunuyor. Türk askerlerinin varlığı, muhtemel bir saldırıyı önlemenin tek garantisi. Zira Rus savaş uçakları ve rejim kara kuvvetleri, Türk askerleri oradayken bir saldırı gerçekleştirmeyi göze alamaz. Terörist grupların ortadan kaldırılması gerekçesiyle İdlib'e yapılacak herhangi bir saldırı Astana sürecini baltalayacaktır.”

En Çok Okunan Haberler