Tartışılan meselenin içyüzü: Arap NATO’su değil Arap CENTO’su

Bizim medyaya sorarsanız oluşturulacak olan yeni ittifak “Arap NATO’su”. ABD ile Ortadoğu’daki kaynaklar bu ittifaktan böyle söz ediyorlarmış. Benzetme biraz sorunlu. Bildiğimiz NATO’nun varlık nedeni nasıl Sovyetler Birliği’ne karşı olmak ise, “Arap NATO”sunun varlık nedeni de bir başka ülkeye yani İran’a karşı olmak. Herhalde NATO benzetmesi buradan çıkmış.

Öncelikle yeni bir bela olacağı anlaşılan projenin resmi adı Middle East Strategic Alliance (Ortadoğu Stratejik İttifakı) yani MESA. ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, 6 Körfez ülkesi ile Mısır ve Ürdün’ün katılacağı bu askeri/siyasi ittifak üzerinde uzun zamandır çalışıyormuş. ABD “Katılan ülkeler arasında füze savunması, askeri eğitim, terörle mücadele ile bölgesel ekonomi ve diplomatik bağların güçlendirilmesi konularında da daha derin işbirliği öngörüyor” haberlere göre. Projeyle ilgili olarak 12-13 Ekim tarihlerinde Washington’da bir zirve hazırlığı olduğu da biliniyor. Meğer bu tür bir ittifak oluşturma fikri Trump’ın Suudi Arabistan ziyareti sırasında, Suudilerce ortaya atılan bir güvenlik paktı kurulması önerisinden çıkmış.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü, MESA’nın, İran’ın saldırganlığıyla, terörizmle, aşırılıkla mücadele edeceğini, böylelikle Ortadoğu’ya istikrar getireceğini açıkladı. İstikrardan çok sorun yaratacağı bence çok açık olan bu ittifakın neden NATO’ya benzetildiğini anlayabilmiş değilim doğrusu. Tek bir ülkeyi hedef alan bölgesel bir ittifak söz konusu çünkü. Bu nedenle NATO’dan çok CENTO’ya benzeyen bir ittifak çıkacak karşımıza. Bağdat Paktı da denen CENTO 50’li yıllarda Mısır’ın “millici” Devlet Başkanı Cemal Abdül Nasır’ı durdurmak amacıyla, elbette Sovyet karşıtlığı da olan bölgesel bir ittifaktı. Ayrıca NATO’da Sovyet karşıtı birçok ülke yer alıyordu; Müslüman, Hıristiyan, Budist vs. Ama şimdi kurulacak olan bu ittifak tamamen Araplardan, Arapların da Sünnilerinden oluşuyor. O nedenle “Arap NATO’su” gibi bir tanımlama gerçekçi değil. Bu yeni bir CENTO düpedüz.

Bu ittifakta yer alan gerici/baskıcı Arap rejimleri kendileri için yeni bir güç oluşturmuş oluyorlar ABD eliyle. Ömürlerini uzatacak bu tür oluşumlara katılmaya da çok hevesliler. Her zaman hevesli oldular. Onların yararına yani bu yeni CENTO. Ama bu gerici Sünni yönetimlerden daha fazla bu yeni CENTO’dan yararlanacak olanlar silah tekelleri. İttifak içinde yer alan ülkelere ne kadar çok silah satacaklar, göreceğiz.



Bu Sünni ittifak, bazı Arap ülkelerinde Şii azınlıklar olduğunu hesaba katmıyor. Bunun kendi ülkelerindeki Şiileri de iyice “politize” edeceğini düşünmüyorlar bile. İkincisi, İran’ın harekete geçireceği bir Şii çoğunluk yok Arap dünyasında. Dolayısıyla buradan İran’ın “kışkırtıcı” olacağı iddiası üzerine bir savunma kurmak gerçekçi değil. Çoğu zaman ABD’nin çekip çevirdiği gerici Sünni Arap rejimlerinin zaman zaman ABD’yi etkileyebildiği durumlar da olabiliyor. ABD, Yemen’deki Suudi Arabistan işgaline, Suudi gözüyle bakıp, destek verebiliyor örneğin.

İran kışkırtıcı mı peki?
Kışkırtıcı değilse de bazı ülkelerin iç işlerine müdahil olduğu görülebiliyor. Ama bu ABD’nin Suudi işgali altındaki Yemen’de Sünnileri desteklemesi gibi bir durum. İran’ın şimdiki rejimi gibi, Şah Muhammed Rıza Pehlevi rejimi de komşularının işlerine burnunu sokmuştu.

Şimdiki İran’ın mezhep konusunda Şiiler üzerindeki etkisi, Tahran’ın “Şii devrim merkezi” olarak tüm dünya Şiilerince kabul edilmesiyle ilgili bir durum. İran rejimi bunu istemese de öyle görülüyor yıllardır. Ayrıca 1979 İran İslam Devrimi’nin heyecanlı söylemi daha sakin bir tona dönüştü uzun yıllardır. İlk on yılın “devrim ihracı” politikasından artık eser yok İran’ın.

Sorun İran’ın bir “terör merkezi” olarak görülmesi ise, ABD’deki 11 Eylül saldırıları başta olmak üzere “terör” yaratan grupların hemen hepsinin Sünni olduğu, hatta ABD’nin her zaman kuklası olmuş olan Suudi Arabistan’ın, saldırganların çoğunun Suudi vatandaşı olmasından ötürü 11 Eylül saldırılarıyla ilişkilendirildiği, suçlandığı biliniyor. Yani bugün yakınılan “terör”ün, ona resmi değilse de dolaylı olarak destek veren Sünni ülkelerden kaynaklandığı daha gerçekçi.

Yani kim ne derse desin, ortada öyle gözle görülür bir Şii kaynaklı terör yok. “Arap Baharı” denen süreçte İran, çok etkili olduğu çeşitli Arap ülkelerindeki Şiileri harekete geçirebilmiş midir? Buna kolayca “evet” demek zor.
Yeni Arap CENTO’su, ABD silah tekellerine İran tehdidi gerekçesiyle ittifakı oluşturacak ülkelere milyar dolarlık silah satışı gerçekleştirecek. Bunu yapmak için ABD’nin yeni ittifaka katılımı hızlandırmak için Mısır’a 195 milyon dolar askeri yardımda bulundu. Bu yardımı adı geçen ülkede insan hakları ihlalleri, yapıldığı gerekçesiyle ertelemişti uzun süre. Şimdi yeni İran karşıtı ittifakta yer almasını istediği Mısır’a bu yardımı, insan hakları ihlallerini de unutarak, hemen verdi Trump yönetimi.

Bu yeni Arap CENTO’su, ABD’nin İran karşıtlığını ikiye katlıyor, bu kesin. Bu ittifak, özellikle Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ile Mısır’ın askeri güçlerini daha da fazla güçlendirecek bir amaç taşıyor. Bu gücün bugün İran’a ama yarın kime karşı kullanılacağı ise meçhul. Bakarsınız birkaç yıl sonra hedef Türkiye olabilir. İttifak’ın gerici Arap rejimleri açısından faydası Arap coğrafyasındaki “bölünmüşlüğü” ortadan kaldıracak bir potansiyele sahip olması. Bir başka faydası da bu ülkelerin İran ya da başka bir tehlikeyi gerekçe göstererek “kendi kamuoylarına” karşı kullanacakları baskı yöntemleri konusunda birbirlerine ittifak kuralları gereği destekleyecek olmaları.

Bakalım “Arap CENTO”su İran karşıtlığı gerekçesini ne kadar sürdürebilecek? Lübnan, Suriye karşıtlığı da akılda tutulmalı tabii.

En Çok Okunan Haberler