Tek suçlu Fethullahçılar mı?

15 Temmuz darbe girişiminin ayrıntıları ortaya çıktıkça, Türkiye’nin nasıl bir felaketin eşiğinden döndüğü daha iyi anlaşılıyor. 27 Mayıs’tan bu yana üç askeri müdahale ile iki silahlı ayaklanmaya (22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963) tanık oldum. Ancak böylesine gözü dönmüş ve acımasız bir “darbeciler güruhu”nu hiç görmedim. Bundan önceki (başarılı olmuş ya da sonuçsuz kalmış) darbe girişimlerinde bırakınız Meclis’in ve kamu kurumlarının bombalanmasını, yurttaşların burnu bile kanamamıştı.

Kanlı darbe girişimine katılan “Fethullahçı” general ve amiral kalabalığını görüp de dehşete düşmemek elde değil! Açıklanan bilgiler doğruysa, “ordu içinde küçük bir grup” diye küçümsenen “Paralel Devlet Yapılanması” (PDY)” üyesi subayların sayısı, TSK’deki üst düzey komutanların üçte birini geçmiş bulunuyor…

Bu durumda sormamız gerekmiyor mu:

“Fethullahçı subaylar”, Türk Silahlı Kuvvetleri içinde darbe yapacak güce nasıl eriştiler?

Kimler yardım ve yataklık etti bu haydutlara?

Darbecilere göz yuman siyasal iktidarın bu süreçte hiç mi sorumluluğu yok?

17-25 Yolsuzluk Soruşturması’na dek Fethullah Gülen’e toz kondurmayanlar; yandaş kanallarda Cemaat’in “hizmet”lerini öve öve bitiremeyenler; her yıl Abant Platformu’nda boy gösterenler; Feto’nun gizli örgütünü “sivil toplum kuruluşu” diye yutturmaya çalışanlar; AKP toplantılarında “Hocaefendi”ye selam göndermeden söze başlamayanlar; “Ergenekon’un savcısıyım! Ne istediler de vermedik”diyenler?...

Şimdi darbe girişimi oldu diye bunları yok mu sayacağız?

Ekranlardan izliyoruz: “Kumpas davaları” sırasında emekli edilen kurmay subaylar, zamanında uyarmışlar yetkilileri. TSK içindeki FETÖ’cülerin listesini bile vermişler savcılara. Ama kimse aldırmamış! Siyasal iktidar ise “askeri vesayet”ten kurtulmanın esrikliği içinde, Cemaat yandaşlarına teslim etmiş tüm kurumları. Gerekçeleri de çok ilginç: “Alnı secdeye değen insanlardan zarar gelmez ülkeye!”Tıpkı, “İmam-hatiplerden terörist çıkmaz!” demeleri gibi…

Bunları anımsatanlara, “Şimdi birlik zamanı, aman eskiyi konuşmayalım!” diyorlar.

Savunma bağlamında kurdukları tümceler ise tek sözcükten oluşuyor:

“Aldatıldık, yanıltıldık, kandırıldık…”

Bülent Arınç, her zamanki renkli üslubuyla konuşmuş yine: “Bana ahmak diyebilirsiniz!”

Ergenekon ve Balyoz operasyonları sahnelenirken, “Türkiye bağırsaklarını temizliyor!” demişti. Şimdi, ahmaklık ettiğini söylüyor.

15 yıldır iktidardalar. Devleti dönüştürdüler. Tüm kurumları ele geçirdiler. Yandaş şirketlere sermaye transferi yaptılar. Medyayı kendilerine bağladılar. Hükümet güdümünde bir yargı oluşturdular...

Bugün Fethullah Gülen’e “terörist başı” diyen AKP’li politikacılar ve gazeteciler, dün bu adamla aynı fotoğraf karesinde yer almak için yarışıyorlardı! Sosyalistleri dışarıda tutarak soruyorum: “Takıyyeci imam”la yakınlık kurmayan tek parti başkanı var mıdır Türkiye’de? Demirel’den Ecevit’e, Deniz Baykal’dan Tansu Çiller’e, Mesut Yılmaz’dan Ahmet Davutoğlu’na, Abdullah Gül’den Tayyip Erdoğan’a, hemen hepsi, önünde eğilmişlerdir “Hocaefendi”nin!

•••

Darbe yapmaya çalışırken suçüstü yakalanan FETÖ üyelerini şimdi uzun bir yargı süreci bekliyor. Yalnızca 15 Temmuz gecesi işledikleri suçların değil, Ergenekon ve Balyoz kurbanlarına yaşattıkları acıların da hesabını vereceklerdir mutlaka. “İrtica Eylem Planı”, “Balyoz Darbe Planı” gibi sahte manşetlerle Cemaat’in ordu içindeki operasyonlarına ortam hazırlayan Taraf gazetesinin gerçek yüzünü de bu süreçte daha yakından tanıma olanağını bulacağız. Washington merkezli bu “proje gazete”nin vicdansız mimarları Ahmet Altan ve Yasemin Çongar, tüm sorumluluğu hapisteki Mehmet Baransu’nun sırtına yıkarak bu işten sıyrılamazlar.

Dahası var: Cemaat’i iktidarlarına ortak edenler; onlara istedikleri her şeyi verenler; Fethullahçı hainlerin orduda ve poliste örgütlenip devleti ele geçirmelerine göz yumanlar da FETÖ-PDY soruşturmasının parçası olarak yargılanmalıdırlar.

Türkiye gerçekten demokratik bir ülke olsaydı, darbe girişimindeki siyasal sorumlulukları nedeniyle hükümet derhal istifa eder ve yerini tarafsız bir yönetime bırakırdı. Ne yazık ki demokrasi kültürü “tramvay” metaforunu aşmayan Tayyip Erdoğan, sokağı ve İslam’ı tehlikeli biçimde kullanarak bu olayı fırsata çevirme hesabı içindedir. OHAL kararı, adı konmamış bir sıkıyönetimdir ve Erdoğan, muhalefetin aymazlığı yüzünden, “tek adam”lık yolunda güvenli adımlarla ilerlemektedir…

Muhalefet partileri, ülkeyi olağanüstü baskı yasalarıyla yönetmek isteyen AKP iktidarına payanda olmak yerine, Fethullah çetesine yataklık etmiş siyasal sorumluların da yargı önüne çıkarılması için harekete geçmelidir.

En Çok Okunan Haberler