Trump, CNN ve Deniz Feneri

Havuz medyasındaki Donald Trump aşkı, yeni başkanın Washington’daki ilk basın toplantısı sonrası yeniden depreşti. Trump, kendisine soru sormak isteyen CNN International’ın kıdemli Beyaz Saray muhabiri Jim Acosta’ya, ısrarla soru sorma hakkı vermedi. Acosta’nın soru yöneltmekte kararlı davranması üzerine epey tanıdık bir tepki verdi. “Yalan haber yapıyorsunuz...”

Trump’ın ekibi de CNN muhabirinin akreditasyonunu iptal etme tehdidinde bulundu. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Sean Spicer, toplantıdan sonra CNN muhabirinin yanına giderek “Çizgiyi aşıyorsun. Aynı şeyi yaparsan akreditasyonunu iptal ederiz” dedi.
Bu tepkiye, havuz medyası kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan da bayıldı. “Okyanus ötesi”nden, Beyaz Saray’a desteğini esirgemedi: “Bakın Trump, CNN muhabirini benzetti.”

Peki bütün bu olan bitenlere, muhabiri konuşturulmayan CNN International nasıl yanıt verdi? Muhabirini fırçalayıp, “Aman efendim sepet efendim, biz gereğini yaparız” diyerek mi? Elbette hayır... Washington’daki skandal toplantıdan hemen sonra, Jim Acosta’yı canlı yayına çıkardılar. Muhabirine sahip çıkan CNN’in ekranlarında, Başkan’a ve adamlarına, meydan okur gibi şu cümlelerle yanıt verildi: “İstedikleri kadar söz hakkı vermesinler, akreditasyonu iptal etsinler. Gerekirse Beyaz Saray’ın içinden değil, kapısına canlı yayın araçlarımızı getirerek doğru haber yapmaya devam edeceğiz.”

Washington’da yaşanan bu basın özgürlüğü tartışması size Türkiye’de bundan 9 yıl önce yaşanan bir şey hatırlattı mı? Dönemin başbakanı demeyelim, yanlış anlaşılır... “O dönem başbakanlık koltuğunda oturan” Erdoğan, Kocatepe’de kitap fuarını gezerken, o yıllarda Avrupalı Türklerin parasını hortumlamakla suçlanan Deniz Feneri standının önünden geçmektedir. Erdoğan’ı izleyen akredite muhabirler, kadrajı yakalayınca deklanşöre basarlar. O anın görüntülendiğini fark eden Erdoğan fırçayı bastı. Hemen önündeki bir foto muhabirini şöyle azarlar: “Sen çok akıllısın, ben senin aklını biliyorum. Terbiyesizlik edepsizlik etme çekil kenara...”

Kısa bir süre sonra, aralarında dönemin Hürriyet Başbakanlık muhabirleri Hasan Tüfekçi ve Turan Yılmaz, Milliyet’ten Abdullah Karakuş, Star TV’den Fatma Çözen’in olduğu bir grup gazetecinin akreditasyonu Başbakanlık tarafından iptal edilir. Gül’ün danışmanı Ahmet Sever’in kitabında da vardı. Başbakanlık, akreditasyonu iptal ettiği bazı isimlerin, Çankaya’dan akreditasyon aldığını öğrenir. Başbakanlık’tan Sever’e “Bizim kovduklarımızı, siz alıyorsunuz. Onlarla çalışmayın” telkini iletilir. Çankaya bu “tavsiye niteliğindeki” kararı nazikçe reddeder.

CNN International, Trump’un fırçaladığı muhabirine sahip çıkmıştı. Bizimkiler ne yaptı dersiniz? “Gerekirse içeri girmeyiz, kapıdan aynı muhabirlerle habercilik yapmaya devam ederiz” mi dediler? Elbette hayır. Başbakanlığın giriş yasağı koyduğu muhabirlerini çekip, yerine başka isimler atadılar.

Peki o Deniz Feneri standının önündeki fotoğrafa ne oldu dersiniz? Akşam saatlerinde gelen bir telefonla çöpe manşet.

***

Yeni Türkiye’de salya ve kuduz aşısı tarih olacak

İnsanların fikirleri değişebilir. Duruşları da... Başkanlık sistemine dün karşı çıkarken bugün dört elle başkanlık sistemini savunabilirsiniz. En doğal hakkınız. Mesela Bahçeli... Bugünlerde MHP Lideri’nin başkanlık sistemine verdiği sımsıkı destek ortada. Evet, siyaseten büyük bir çelişki içinde. Bakın başkanlık sistemi için yakın geçmişte neler söylemişti:

- “Oturmuş, teamülleri yerleşmiş parlamenter sistemi yıkmak ve başkanlık kılıfıyla diktatörlüğe geçmek yenilikse, bırakın eskiden bakalım.”

- “Erdoğan ve Öcalan başkanlık sisteminde söz kesmiş, bölücü çevrelerden gelen mesajlar da bunu doğrulamıştır.”

- “Ankara’da başkanlık falı açanların, partili cumhurbaşkanlığı olsun diyenlerin bereketsizlik ve beceriksizliği ortada”

- “Mesele Erdoğan’ı güvence altına almaktır. Mesele Erdoğan’ın kişisel gayesinin tatmin olmasıdır.”

- “Bu yolla anayasayı değiştirip Öcalan canisiyle ve başkanlık sistemini kurma hedefine sabitlenen Erdoğan, geri dönülmeyen bir mecraya sapmıştır.”

Şimdilerde bu sözlerin sahibinin, AKP ile birlikte başkanlık sistemini getirdiğine şahit oluyoruz. Diyorum ya, Bahçeli’nin fikrini değiştiren şeyler olabilir. 15 Temmuz, PKK’ya yönelik yeni operasyonlar ve bilmediğimiz perde arkasındaki pazarlıklar, başkanlık sistemine bakışını değiştirmiş olabilir.

Sadece merak ettiğim bir şey var. Başkanlık sistemini ve Erdoğan politikalarını eleştirdiği dönemde kendisine yönelik AKP saflarından gelen hakaretleri nasıl sindirecek? En çok da Erdoğan’ın konuşmalarını yazan, şimdinin milletvekili Aydın Ünal’ın bu hakaretini nasıl unutacak:

“Ağzından köpükler saçarak konuşan siyasetin zavallısı Devlet Bahçeli için, bütün o köpükleri itinayla yalayacağı yeni bir süreç başlıyor. Devlet Bahçeli’yi önümüzdeki günlerde Sayın Cumhurbaşkanı ve ailesine ettiği tüm hakaretlerden dolayı bin pişman göreceğiz. Evet, zavallılık…”

Bahçeli, o dönem bu cümleye MHP’nin hesabından şöyle yanıt vermişti: “Ak Saraya tavsiyemizdir! Bütün itlerinin kuduz aşısını yaptırsın. Aşının dahi fayda etmeyeceği Aydın Ünal’ı da karantinaya alsın.”

Bugüne dönelim... Peki şimdi ne olacak? Başkanlık sistemi gelince kuduz aşısı tarihe mi karışacak? Yoksa Bahçeli, Ünal’ın o tweetinde söylediği gibi “pişman” mı oldu?

En Çok Okunan Haberler