TÜBİTAK’ın bir tuhaf halleri

İlker Birbil
Sabancı Üniversitesi ve
BolBilim.com

Aklı başında bir akademisyenin yazacağı yazı değil bu. Yani tam benlik. Konumuz TÜBİTAK ve onun esrarengiz hikayeleri. Kapın çekirdekleri, kapın. Anlatıyorum.

Bu ülkede bilimsel çalışma yapıyorsanız, kullanabileceğiniz finansal kaynakların başında TÜBİTAK geliyor. Evvela TÜBİTAK’a proje önerisi yazıyorsunuz. Proje ekibi genelde bir yürütücü, araştırmacılar ve bursiyerlerden oluşuyor. Daha sonra önerinizi bağımsız bir jüri değerlendiriyor. Projeniz kabul olursa, sözleşme imzalayıp bütçenize kavuşuyorsunuz. O bütçe de özellikle öğrencileri desteklemekte ya da laboratuvarları döndürmekte kullanılıyor. Buraya kadar tamam.

Aynı TÜBİTAK bir süredir proje yürütücülerine telefon ediyor. Eğer projelerinde muhalif akademisyenler varsa çıkarmalarını istiyor. Yalnız telefondaki arkadaş ismini vermiyor. Kibarlıktan kırılıyor ama ismini katiyen vermiyor. Veremiyor. Çünkü böyle bir hukuksuzluk kayda geçerse başının derde gireceğini iyi biliyor. Tam da aynı sebepten yazılı bir belge de ortada yok. Üst kademedekiler desen onlar hepten kurnaz. En kötü durumda münferit bir olay deyip, suçu telefon eden garibana yıkarız diye düşünüyorlar. Zaten tek güvenceleri de şu: belge yoksa, dert de yok. Ama İlker var.

Hoş gemi yine de yürüyor. Yürüyor, çünkü projelerden çıkarılması istenen akademisyenler proje devam etsin, aman öğrenci arkadaşlar paralarını alabilsinler diye sessiz kalıyorlar. Haliyle pek kimse duymuyor. Ben duydum ama bir türlü yazamadım. Nasıl yazayım? Mağdurların müsaadesini almadan, birbirlerini kollamaya çalışan bu insanlara ihanet etmeden yazmak güç. Daha doğrusu güçtü. Ta ki TÜBİTAK benim de projeden atılmamı isteyene kadar. Artık özgürüm.

Buraya kadar yazmak kolaydı. Asıl yazının bundan sonrası zor. Kendimden bahsedeceğim; en sevmediğim şey. Ama yazının bir ağırlığı olması için maalesef buna ihtiyaç var. Kimleri projelerden çıkarmak istiyorlar bilin isterim. Eminim benden çok daha parlak insanları çıkarmak istiyorlardır. Fakat eldeki malzeme benim. İdare edin lütfen.

Yurtdışından Türkiye’ye dönerken her akademisyen gibi iki hedefim vardı: bilim yapmak ve öğrenci yetiştirmek. Her iki hedefe ulaşmak için de yıllardır çalışıyorum. Sadece Türkiye’nin değil, Dünya’nın dört bir yanında öğrencilerim var. Birlikte çalıştık, öğrendik, yayınlar yaptık. Keyifle beni geçmelerini izledim. Çok şanslıyım.

Bilime olan ilgi çoğalsın diye yazılar yazdım. Akademisyen arkadaşlara başımdan geçenleri ve toyluklarımı anlattım ki onlar da aynı yollarda tökezlemesinler. Zamanında Radikal gazetesinde köşe verdiler; Türkiye’deki parlak bilim insanlarını tanıttım. BirGün yer açtı; üniversiteler ve bilim politikasına fikren katkım olsun diye ter döktüm. Bildiğim birkaç şeyi başkalarına anlatayım diye okullar düzenledim. Hele genç bilim insanlarına destek olmak için elimden geleni yaptım. Yardımcı doçent arkadaşlar, olur a beş para etmez profesörler karşısında ezilirler diye çağırdıkları her jüriye koştum. Bu ülkede iyi bilim yapıldığını anlatmak, göstermek için yıllarımı verdim.

İşin ironik tarafı TÜBİTAK ile de güzel zamanlarımız oldu. Bir yıl onlar için danışmanlık yaptım. Endüstri mühendisliği proje önerilerini değerlendirdik. Dört tane projeyi yürüttüm, iki projede yer aldım. Bu projelerden öğrenciler yetiştirdim, yayınlar yaptım, kongrelere gittim. Konferanslar düzenledim. O pek ehemmiyet verilen Avrupa Birliği projelerine katıldım. Hatta 2008 yılında TÜBİTAK Teşvik Ödülü bile aldım.

Sonra bugünlere geldik. Doğru anladıysam TÜBİTAK boynumu büküp, kaderime razı olmamı bekliyor. İyi deneme. Binlerce öğrenciye ders verdim ben. Binlerce! Kimsenin karşısında eğilirim mi sandınız? Hiçbir şey olmasa, kendi öğrencilerimden utanırım. Anlayacağınız boş tehditler beni susturmaz. Hatta umarım bu yazıdan sonra daha da çok ses çıkar da kapı arkasında dönen kepazelikler bir bir göz önüne serilir.

Artık TÜBİTAK’tan proje alamam herhalde. İstemem; eksik olsun. Araştırma yapmak için onlara ihtiyacım yok. Bir tek öğrencilerime burs bulamadım diye yanarım. Geçecek bunlar da. Ve zamanı gelince sadece bu dönemin cesur insanları hatırlanacak. Ben o cesur insanlardan biri değilim ama onları taklit edebilirim: Kahrolsun istibdat, yaşasın hür bilim!

En Çok Okunan Haberler
  • Barzani belki de referandumda ısrar edip uluslararası desteğini de kaybetmeseydi Kerkük dahil tartışmalı bölgeler Peşmerge’nin
  • Aşkın, dostluğun, yalnızlığın, kalabalığın, üşümenin, düşünmenin, koyu sohbetlerin ve susabilmenin yol arkadaşıdır çay.
  • Müftülük yasasının amacı nedir peki? Birincisi iktidar kendisine bağlı kitleleri dini söylemlerle kuşatmaya, onları zinde
  • Kapitalist düzenin sağcı iktidarları ihtişamlı, görkemli, büyük ve buz kütlelerini andıran yapılarıyla övünürler. Yarının