Türkiye Tarımında Özelleştirme -2: Gübre, süt, yem ve şekerde dönen oyunlar

Konuk Yazar: Orhan Sarıbal - CHP Milletvekili, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi

Bitkisel üretimde verimliliği etkileyen öğelerin başında gelen kimyasal gübrede, Türkiye’de zaten yetersiz olan üretimde son yıllarda artış yerine azalışlar yaşanıyor. Üretim 1990 yılların başında 4,4 milyon ton iken günümüzde 3,4 milyon tona düşmüş, tüketimin ithalatla karşılanan bölümü ise yüzde 30’dan yüzde 50’ye yükselmiştir.

Özelleştirmeler öncesinde toplam 5,8 milyon ton olan kurulu kapasitenin yüzde 42’si kamu, yüzde 58’i özel sektör kuruluşlarına aitti. Sektörün en büyük kuruluşları yüzde 29’luk payıyla bir kamu kuruluşu olan TÜGSAŞ ve yüzde 26,5’luk payıyla Tekfen Holding’e bağlı Toros Gübre idi.

Kamu kuruluşları gübre fiyatlarını düzenleyici bir rol oynamakta, böylece gübre tekellerinin aralarında anlaşarak fiyat karteli oluşturmalarını engellemekteydi. Bu nedenle de özel gübre tekelleri sık sık, bu kuruluşların sektörün ayak bağı olduğunu ve özelleştirilmeleri gerektiğini belirtmekteydiler.

1990’lı yıllarda “tarımda yeniden yapılandırma” adı altında sürdürülen özelleştirme saldırısı TÜGSAŞ ve İGSAŞ’ı da hedef almış, bu kuruluşlar Ağustos 1998’de özelleştirme programına alınmıştır. Eylül 2000’de yapılan özelleştirme ihalesinde İGSAŞ ile TÜGSAŞ’ın en büyük kuruluşu olan Gemlik Gübre’ye yüksek teklifi Toros Gübre vermiştir. Bu özelleştirme girişimine karşı başta Petrol-İş olmak üzere çeşitli emek örgütlerinin gösterdiği tepkiler hedefini buldu; oligopol piyasanın hakim olduğu sektörde özelleştirme ihalelerinden birisi ÖİB, diğeri ise Rekabet Kurulu tarafından iptal edildi.

Ancak 2004 yılında yapılan ihalelerle Gemlik Gübre Yılyak Yakıt, IGSAŞ ve Kütahya Gübre Yıldız Entegre; 2005 yılında yapılan ihale ile Samsun Gübre Tekfen Holding’e bağlı Toros Gübre’ye satıldı. TÜGSAŞ’ın tüzel kişiliği, Sümer Holding AŞ ile birleştirilerek sona erdirildi ve 19 Eylül 2005 tarih ve 6392 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildi.
Gübre sektöründeki kamu kuruluşlarının özelleştirilmesiyle milyonlarca çiftçinin temel üretim girdilerinden birisini oluşturan gübre fiyatları birkaç tekelci şirket tarafından belirlenir hale geldi.

Süt sektöründe özelleştirme
Hayvancılık sektörü ile doğrudan ilişkili üç KİT (SEK, EBK, YEMSAN) Mayıs 1992’de özelleştirme kapsamına alındı. Pazar paylarının düşük olmasına karşın bu kuruluşlar hem müdahale alımları ile fiyat oluşturma, hem de pazarda istikrarı sağlama gibi işlevlere sahiptiler (Örneğin SEK işletmelerinin başta Koç Grubu olmak üzere haraç mezat tekelci sermayeye satışının ardından pastörize süt fiyatları yüzde 150 arttı.)

Özelleştirme öncesi süt ve süt ürünleri sanayiinde kurulu kapasitenin yüzde 27,4’üne sahip olan SEK; Pınar, Mis gibi özel sektör kuruluşları ile görece rekabet edebiliyor ve özel sektörün bu alandaki tekelleşmesini zayıflatıyordu.
SEK’e ait 32 işletme 1995 yılı içerisinde özelleştirildi. Bu kapsamda 1,8 milyon liraya satılan SEK isim hakkı ve İstanbul İşletmesinin yalnızca arazisine 18 milyon lira teklif edilmişti. Bu işletmenin yüzde 72’lik payı halen Koç Holding’in kontrolündedir.

SEK’in 4 adet işletmesini Tekfen Grubuna bağlı Mis Süt aldı. Mis Süt 1996’dan başlayarak dünyanın en büyük gıda şirketi olan Nestlé’ye devredildi. Bu işletmelerin tümü “üç yıl süreyle çalıştıracakları” taahhüdüne karşın “düşük kapasiteli oldukları” gerekçesiyle kapatıldı. Zaten satın alanların amacı bu fabrikaları işletmek değil, kuruldukları arazilerde artmış olan toprak rantını toplamak ve bu alandaki kamu üretimini yok etmek idi.


SEK işletmelerini alanlar arasında Tikveşli ve Yimpaş Grubuna bağlı Aytaç da bulunuyordu. Tikveşli daha sonra Sabancı-Danone ortaklığı olan Danone’ye satıldı. Danone Grubu Aralık 2003’te bu şirketin yüzde 50 hissesini Sabancı Holding’den satın alarak tümüne sahip oldu. Adını Danone-Tikveşli olarak değiştiren şirket aynı dönemde Nestlé’nin Türkiye’deki süt ve sütlü ürünler işkolunu da satın alarak sektörün tekelleşmesi yönünde önemli bir adım attı.

Süt sektöründe 6 tekel
Süt ve süt ürünleri sektörü günümüzde altı büyük tekel tarafından yönlendiriliyor. Bunlar; Yaşar Holding (Pınar Süt), Ülker (İçim Süt), Koç Holding (Sek Süt), Danone-Tikveşli, Dimes ve Sütaş’tır.

SEK işletmelerinin haraç mezat satılmasıyla, süt fiyatları 5-6 şirketten oluşan kartel tarafından belirlenir hale geldi. Üreticinin eline geçen fiyat maliyeti bile karşılaşmazken, kartel sütü çiftçiye ödediğinin 5,5-6 katı fiyatlarla tüketiciye satmaktadır. Süt piyasasında milyonarca üretici ve tüketicinin kaderini artık bir avuç şirketin oluşturduğu kartel belirliyor.

EBK’de 7 simide bir metrekare arsa
1990’lı yılların başında et ve et mamulleri üretiminde yüzde 16’lık bir pazar payına sahip olan EBK’nin 28 kombinasından 12’si 1995, 4’ü 2000 yılında çok düşük -arsa bedellerinin bile altında kalan- fiyatlarla özel sektöre devredildi. 1995’te özelleştirilen 12 EBK kombinasından 9’u ekonomi dışında kaldı. Özelleştirme öncesi yılda 14 bin ton olan üretimleri 1,3 bin tona düştü. Özelleştirilen işletmelerin borç ve yükümlülükleri EBK’ye kalırken, üzerinde kurulduğu alanlar “rant beklentisi” nedeniyle arsaya dönüştürüldü.

Ankara Kombinasının özelleştirme serüveni, EBK işletmelerinin nasıl “vurgun aracı” olduğuna ilişkin çok çarpıcı bir örnek oluşturmaktadır. Ankara/Yenimahalle’de 100 dekar arsa üzerinde kurulu EBK kombinası Gimat adı kooperatife satıldı. Arsanın tapusu alındıktan sonra kooperatif dağıtılıp anonim şirket kuruldu. Şirket arsanın yarısını yıllığı 10,5 milyon dolardan Koç Holding bünyesindeki Migros’a kiraladı (Migros 2008 yılında İngiliz BC Partners’a satılmıştır). Günümüzde bu arsanın üzerinde 100 işyerinden oluşan alışveriş merkezi bulunuyor. Bunlardan 70’i Gimat tarafından yıllığı 15 milyon dolara kiralandı. Arsanın diğer yarısı ise sağlık, spor ve eğlence merkezi kurulmak üzere 100 milyon dolara bir Alman şirketine devredildi.

KİGEM’in yaptığı araştırmaya göre, EBK’nin 1995 yılında özelleştirilen 11 kombinasının arazisi üzerindeki bina, makine ve teçhizat vb. ile birlikte metrekaresi yarım kg kuşbaşı fiyatına satılmıştır. Bu kombinaların satış değerlerinden çalışanlarına ödenen kıdem ve ihbar tazminatları düşüldüğünde, arsaların metrekaresi 7 adet simit fiyatına satılmış olmaktadır.

EBK 2005 yılında özelleştirme kapsam ve programından çıkartılarak eski statüsüne iade edildi. Ancak adı Et ve Süt Kurumu olarak değiştirilen kurum günümüzde “ithalat ofisi” olarak çalıştırılmaktadır. Kurum ithalata harcadığı kaynağı, zamanı, enerjiyi yerli üretimin artırılmasına harcasaydı, Türkiye, bugün et ithal eden değil, ihraç eden ülke olurdu.
AKP iktidarı günümüzde hayvancılıkta sadece sığırcılığı, sığırcılıkta da büyük işletmeleri önceleyen, koruyan, kollayan bir destekleme sistemini sürdürmektedir. Bu anlayışı benimseyenlerin küçük ölçekli işletmeleri gözden çıkarmaları beklenen bir durumdur.

Uygulanan bu sistemin son 8 yılda yapılan yaklaşık 5 milyar 750 milyon dolarlık canlı hayvan ve karkas ithalatına (ki bunun 1,2 milyar dolarlık bölümü 2017 yılında gerçekleştirilmiştir) rağmen 2017 yılında kişi başına kırmızı et üretiminin düşmesidir.

Yem sanayinin özelleştirilmesi
1990’ların başında 26 adet fabrikası ile karma yem piyasasında yüzde 12 paya sahip olan kurum 1989 yılından sonra bilinçli olarak zarar ettirildi. Önce kuruluşun ortak olduğu fabrikalardaki payları özel sektöre devredildi, daha sonra da (Mayıs 1992’te) özelleştirme kapsamına alındı.

1993-95 yılları arasında YEMSAN’a bağlı tüm üretim birimleri özelleştirildi ve devlet karma yem üretiminden çekildi. Özelleştirilen 26 fabrikadan 6’sının üretim faaliyeti satılmış olduğu şirketler tarafından durduruldu.

YEMSAN fabrikalarının özelleştirilmesinde de büyük şirket ve holdingler paylarını aldılar. Bunlar arasında Zeytinoğlu Holding, Yılmaz Transport A.Ş., Hüsnü Özbey Ltd. bulunuyordu.

Türkiye’de son 10 yılda (2006-2016) besi ve süt yemi fiyatlarının yıllık artış hızı yaklaşık yüzde 10 olmuştur. Fiyatların bu seviyede artması bir ölçüde hammadde ithalatıyla da ilgilidir. Gerçekten de son yıllarda sadece karma yem üretimi değil, ithal edilen yem hammaddeleri miktarı ve bunlara ödenen tutar da artmaktadır.

2006 yılında 3,5 milyon ton olan ithalat, 2016 yılında 9 milyon tona yükselmiştir. Türkiye 2006 yılında yem hammaddeleri için 1 milyar doların altında döviz öderken; bu değer 2010 yılında 2,4 milyar $, 2016 yılında ise 3 milyar dolara ulaşmıştır. Bu durumda ithal edilen hammadde miktarı için yıllık artış hızı yüzde 10,2, buna ödenen toplam döviz için yıllık artış hızı da yüzde 11,8 olmuştur.

Pancar şekeri ve nişasta bazlı şeker (NBŞ)
Yıllık ortalama 2 milyon ton pancar şekeri üretimi yapılan Türkiye’de 25’i bir kamu kuruluşu olan Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.’ye (Türkşeker) ve 8’i de özel sektöre ait olmak üzere toplam 33 şeker fabrikası vardır. Ayrıca 5 adet nişasta bazlı şeker (NBŞ) üreticisi şirket bulunmaktadır.

Türkşeker’in özelleştirme gündemine girmesi ilk kez 22 Haziran 2000 tarihinde IMF’ye verilen niyet mektubu ile olmuş ve kuruluş, ÖYK’nin 20 Aralık 2000 tarih, 2000/92 sayılı kararı ile özelleştirme kapsamına alınmıştır.

IMF ve Dünya Bankası’na verilen niyet mektuplarındaki taahhütlere uyularak 4 Nisan 2001 tarihinde Şeker Kanunu kabul edilmiş ve yürürlüğe girmiştir. Bu kanunla Türkşeker’e bağlı şeker fabrikalarının özelleştirilmesine zemin hazırlanmış; şekerpancarı üretimine kota getirilmiş, şeker satış fiyatlarının serbestçe belirlenmesi hükmü getirilmiştir. Geçen sürede kamu şeker fabrikalarının özelleştirilmesi amacıyla birçok kez ihaleye çıkılmış; ancak ihale sonuçları Danıştay tarafından iptal edilmiştir.

Ülkemizde NBŞ üreten ABD’li gıda devi Cargill, Ocak 2018’de şeker piyasasına ilişkin bir rapor hazırladı.Bu raporda şeker fabrikalarının özelleştirilmemesi ve piyasanın serbestleştirilmemesinin hem ekonomik hem de tüketici boyutlarında çok ciddi sorunlar yarattığı belirtildi.

Cargill’in düğmeye basması üzerine AKP hükümeti 20 Şubat 2018 tarihinde Türkşeker’e bağlı Bor, Çorum, Kırşehir, Yozgat, Erzincan, Erzurum, Ilgın, Kastamonu, Turhal, Afyon, Alpullu, Burdur, Elbistan, Muş Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi için ihale açtı.

Tarımı ve sanayisi ile birlikte yaklaşık 10 milyona yakın insanın geçimini sağlayan şeker pancarı tarımı ve sanayisi, sağladığı çevresel ve sosyal faydaların yanı sıra ülke ekonomisine toplam 17,4 milyar TL değerinde katkı yapmaktadır.
Türkşeker’in özelleştirilmesi şekerpancarı ekicisini perişan edecek, Türkiye’yi şekerde dışa bağımlı hale getirecek, Doğu Anadolu’da kamu işletmeciliğinin sosyo-ekonomik amaçları tümüyle terk edilmiş olacak, istihdam düşecek, kırdan kente göç hızlanacaktır. Şeker ihtiyacını pancar şekeri yerine nişasta bazlı şekerden (NBŞ) karşılama yönündeki politikalar ise, yerli ve yabancı NBŞ tekellerine kaynak aktarmaktan başka bir şey değildir.

Ormanlar orman dışı alanlara dönüşüyor
Özelleştirme adı altında yürütülen bu furyadan kamuya ait ormanlar da payına düşeni almıştır. Türkiye’de ormanların, niteliğini yitirdiği gerekçesiyle orman alanı dışına çıkarılmasıyla gerçekleştirilen talan yıllardır süregelmiştir. 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17. maddesi değiştirilerek ormanlar “kamu yararı’’ adı altında her tür yatırıma açık alanlar haline getirilmiştir. 2016 sonu itibariyle ormanlardan verilen izinlerin toplam miktarı yaklaşık 600 bin hektara ulaşmıştır.
Kamu yararı adı altında bedelsiz olarak yapılan orman tahsislerinden en çok yararlananlar ise -doğal olarak- tekelci sermaye olmuştur. Bu çevrelerce oluşturulan vakıf üniversitelerine genellikle 1.000 dekarın üstünde olmak üzere, rantı en yüksek yörelerdeki devlet ormanları tahsis edilmiştir.

Bu çerçevede Koç Üniversitesi’ne 1.900 dekar, Sabancı Üniversitesi’ne ise 930 dekar orman alanı verilmiştir. Ayrıca SEKA İzmit Fidanlığı’ndan 1.600 dekar arazinin kuracakları otomotiv tesisi için Ford-Koç ortaklığına bedelsiz olarak tahsisi, Türkiye’deki orman yağmasının en çarpıcı örneklerinden birisidir.

Orman Ürünleri Sanayi’nin (ORÜS) özelleştirilmesi
Orman sanayii alanında kuruculuk ve işletmecilik yapmak, gelişimine katkıda bulunmak amacıyla kurulan ORÜS işletmeleri, arsa bedellerinin bile çok altındaki fiyatlarla belirli kişilere peşkeş çekilmiştir. Örneğin, ORÜS’e ait 8 işletme Ocak 1996’da 1,2 milyon liraya satılmıştır. Bu fiyat, işletmelerin salt arsa değerleri toplamının yüzde 50’si dolayındadır. Özelleştirilen 8 işletmeden 7’sinde üretim son bulmuş; bunlardan Düzce İşletmesinin bahçesi satın alan şirket tarafından TIR parkı haline getirilmiştir.

ORÜS’e ait işletmelerin bir bölümü holding ve büyük şirketlere (Artvin İmalat San. AŞ, Çelikler San. AŞ, Yılmaz Transport AŞ gibi) satılmıştır.

Burjuvazi, her orman yangınında devletin ormanları koruyamadığını ileri sürüyor, önde gelen sermaye grupları (Koç, Sabancı, Eczacıbaşı, Enka, Tekfen, Altınyıldız, Karaca gibi) tarafından kurulan çevreci bir örgütün (TEMA) yöneticileri de bunu destekliyor. Daha çarpıcı olanı ise bu ülkenin Anayasasının bile ormanların yağma edilmesine izin veriyor olmasıdır.

Tarım sektöründe yapılan özelleştirmeler hem üretici hem de tüketici kitleler aleyhine sonuçlar doğurmuştur. Tarımsal KİT’lerin boşalttığı alanlar yerli ve yabancı tekeller tarafından doldurulmuş; çiftçi ürününü maliyetine bile satamazken, tüketiciler gıda için daha yüksek bedeller ödemek zorunda kalmışlardır.

En Çok Okunan Haberler