Umut üzerine

Owen Jones geçen hafta Guardian’daki yazısında Donald Trump’ın ABD’deki seçim zaferi üzerine yazdı. Jones temel olarak umudu kaybetmeyelim enseyi karartmayalım ayarında bir mesaj veriyor. Umudu yeniden yeşertmenin önemine vurgu yapıyor. Bunlar yeni ve özgün fikirler değil aslında. Epeydir Avrupa solundaki pek çok ciddi insanın da gördüğü problemlerden bir tanesi ‘sol’un sokaktan kopmuş olması ya da bir anlamda ‘sol’un elitler safında görülmesi.

Bir yandan bu elit olma halinden memnun olabilirsiniz. Çünkü bu elitlik büyük oranda para pul ve iktidardan ziyade entelektüel ve erdem üzerine kurulmuş bir konum. Ancak parlamenter kitle siyasetinde erdem ve entellektüelizm maalesef piyasası olan ürünler değil. Parlamenter kitle siyasetinde doğru ya da değil, uydurma ya da gerçek çoğunluğun sahiplenebileceği basit mesajlar kazanıyor.

Brexit referandumunda da Trump zaferinde de bunu görmek mümkün. Brexitçiler ve Farage neredeyse bütün propagandalarını duygusal algı üzerine kurdular. Bu duygusal algı, İngiltere’de de Amerika’da da göçmenler ve siyasetin dışında kalma vurgularıyla bezeliydi. Hâlâ da öyle. Göçmenlerin çok olduğu ve bunun geniş dar gelirli ve yoksul kesimlerin ekmeğini elinden aldığı yönünde bir algı mevcut. Bu algının oluşmasında seçiciliğiyle malül medyanın rolü büyük. Elimizdeki neredeyse hiçbir veri bunu desteklemiyor. Yani göçmenler, genel olarak yoksulluğa yoksulluk katan ya da insanların işini çalan bir örüntü sergilemiyorlar.

İstihdamı daraltan temel neden işlerin daha yoksul başka ülkelere kaymış olması ve makineleşme. Göçmenlerin yaptığı işlerin çok büyük bir kısmını da yerli nüfuslar yapmak istemiyor. Dolayısıyla buradaki çatışma çok sınırlı. Daha göze batan ise kültürel çatışma. Müslüman, Siyah ve Asyalı göçmenler Anglosakson ülkelerde fiziki ve kültürel pratikleriyle göze batıyorlar. Yabancı düşmanlığına imkan veren göç gerçeklerinden birisi bu. Herşeyin İslami terörizm diye adlandırılıp bi kenara konduğu anaakım siyaset de bu olumsuz algıyı daha da güçlendiriyor.

Siyasetin dışında kalma ise daha büyük bir sorun. Çok uzun süredir Batı Avrupa’da seçimlere katılım oranları çok düşük seyretmekteydi. Bu bazı kuramlarca siyasetin istikrarı olarak yorumlansa da aynı zamanda bir tıkanıklığın, sıkıntının da göstergesi. İnsanlarda seçim sandığına sıkışmış siyasete etkilerinin olamayacağı inancı yerleşmiş durumda. Pek çok ülkede iki merkez parti arasında al gülüm ver gülüm şeklinde süregiden seçim tiyatrosunun bir noktada tıkanması kaçınılmaz. Buradaki yapısal sorunlardan birisi seçim sistemlerinin temsilden ziyade bir grubun şu veya bu şekilde iktidar olması ve radikal grupların dışlanması amacıyla dizayn edilmesi. Diğer sorun ise birinciyle ilişkili olarak güçlenen profesyonel siyasetçi kitlesi. İngiltere’de Farage’ın ABD’de Trump’ın sıkça kullandığı malzemelerden birisi buydu: ‘hayatlarında hiç başka bir iş yapmamış siyasetçiler’!

Bu tarz bir profesyonellik tabii ki siyasi kurguyu da parlamentodaki ayak oyunlarına ve üç beş anket çalışmasına indirgiyor. Genel seçmen kitlesi için ise dört yılda bir mahalle okuluna gidip bir kutuya bir kağıt parçası atmaktan ibaret oluyor. İşçi Partisi içinde az sayıda işçi kökenli milletvekili mevcut iken Muhafazakar Parti’de de bir o kadar iş adamı mevcut. Sonuç olarak geri kalan vekil ve siyasetçiler tamamen hayatın ve mücadelenin dışından geliyor.

Referandumun da Başkanlık seçiminin de bu yönde bir protestonun seferber edilmesi ile kazanıldığını düşünüyorum. Buna karşı ne yapılabilir sorusu hala yanıt bekliyor. Yanıt ararken iki tavırdan vazgeçmemeli. Birincisi, Trump ve Farage gibi adaylara oy veren çoğunluğu göz ardı etmemek gerek. Bu kadar çok insanın seferber edilip Nazi Almanyası’nda olduğu gibi felaketlere yol açılabileceğini biliyoruz. Ancak bu kadar insanın ırkçı ve akılsız olduğunu varsaymamak gerek. İkincisi ise sadece gerçekleri ve istatistikleri vererek varolan siyasi sistem içinde başarılı olmanın çok zor olduğunu unutmamalı. Duygusal ve basit taleplere ve bunların cesurca dile getirilmesine ihtiyaç var. Hırsızlığa, adaletsizliğe karşı, insani ve barışçı bir alternatifin Trump veya Farage’ın durduğu yerden dillendirilmesi mümkün.
İyi haftalar ve bol şanslar.

En Çok Okunan Haberler