Varlık'ın 85. yılı: ‘Edebiyat dergilerde tartışılır, sınanır’

BURAK ABATAY - @abatayburak
burakabatay@birgun.net

Varlık, 15 Temmuz 1933’ten bu yana, yani tam olarak 85 yıldır yayın hayatına devam ediyor. Edebiyatımızın ulu çınarı dergi, okurlarına bu ay yayımlanan 1330. sayısıyla 85. yılını anlattı. Bilhassa edebiyatımıza verdiği yön ve kazandırdığı genç yazar ve şairlerle Varlık, her zaman dergiciliğin amiral gemisi oldu. Nitekim ben de şiirimin Varlık’ta yayınlandığı günün heyecanını hâlâ yaşarım. Yayınlandığı ilk günden bugüne Türk Edebiyatı için iz bırakmış etkilere sahip Varlık’ın genel yayın yönetmeni Enver Ercan Ocak 2018’de yaşamını yitirdi. Ercan’ın ardından hâli hazırda derginin editörlüğünü yapan Mehmet Erte ise dergiyi çıkarma görevini üstlendi. Erte ile Varlık’ın 85 yılını ve güncel yayın politikasını konuştuk.

Varlık’ın 85 yıllık yolculuğunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yaşar Nabi Nayır’ın mirasının bugünkü dergi politikanıza yansıması nasıl?

Geçmiş sayılarımızı incelediğinizde Yaşar Nabi Nayır’ın edebiyatı hiçbir alandan bağımsız düşünmediğini, dahası, Tahsin Yücel’in deyişiyle, “memleket sorunlarını kendi sorunları olarak gören” şair ve yazarları Varlık bünyesinde topladığını görürsünüz. Bugün Varlık ana damarı edebiyat olan ama hayatımızda etkisini hissettiğimiz hemen her konuda dosyalar hazırlayan, güncel toplumsal sorunlara tepki veren bir dergi. Ülkemizde çok önemli değişiklikler olurken bunlardan habersizmişiz gibi yapmıyor, sorgulayıcı ve dönüştürücü tanıklığımızı yayınladığımız yazılarla sürdürüyoruz. Post-truth’tan prekaryaya, kentsel dönüşümden kültürel iktidara, okullarda benimsenen pedagojik yaklaşımlara dek pek çok meseleyi tartışmaya açıyoruz. Varlık bir müze, tozlu bir arşiv değil, yaşayan, durmaksızın devinen bir kaynak. Yalnızca edebiyatımızın gelişimini değil, toplumsal/kültürel hayatımızdaki dönüşümleri de izlememizi sağladığı için Türkiye’de Varlık’ın 85 yıldır yayın hayatını sürdürmesi −sağcı solcu fark etmez− herkes için büyük bir şans.

Dergi, Yayın Yönetmeni Enver Ercan’ın ölümüyle bugün nasıl bir künyeye büründü? Ercan’ın kaybı edebiyatımız için muhakkak büyük bir kayıp. Dergi için de öyle. Nasıl etkiledi sizi?

Enver Ercan, Yaşar Nabi Nayır’ın mirasını sürdürmekle birlikte bu geleneğe büyük yenilikler katan, hatta Türkiye’de dergicilik alanında özgün bir yol açan önemli bir isimdi. On beş yıl onunla birlikte çalıştım ve sağlığında, 2015’te, onun isteğiyle Varlık’ın editörü oldum, zaten iki üç yıldır dergiyi ben tek başıma yayına hazırlıyordum. Vefatından sonra adımın genel yayın yönetmeni olarak künyede yer almasını istemedim, kaybının beni nasıl üzdüğünü tahmin edersiniz; Filiz Nayır Deniztekin’in de onayıyla bu unvanı künyeden kaldırdık. Söylemek bile fazla, Varlık’ın günümüzdeki karakterini edinmesinde Enver Abi’nin büyük rolü var, ancak vaktiyle yanında çalışan ve daha sonra da desteğini esirgemeyen, başta Süreyyya Evren olmak üzere pek çok ismin dergiye katkısını, getirdiği yenilikleri muhakkak anmalıyız. Enver Abi Varlık ofisini etkileri, yönelimleri, yenilikleri derleyip süzeceği bir mahfil haline getirmişti, herkesi dinlemeye açıktı.

Peki, Varlık’a yönelik ‘yenilenmiyor’ eleştirisi haklı bir eleştiri mi?

Varlık yenilenmese, değişmese nasıl 85 yıldır ayakta durabilir ki, mümkün mü bu? Tarihimiz boyunca yeni kuşaklarla sıkı bir bağ kurmasaydık, onlarla birlikte dönüşüp gelişmeseydik bugünlere gelemezdik. Ama Varlık’ın her dönemde her edebiyat disiplini açısından yenilikçi bir tavır sergilediğini söylemek yanlış olur. Ayrıca eklemek gerekir: Edebiyatta bazı yenilikler yeni dergilerin varlığına ihtiyaç duyar, kendi mecralarını yaratırlar. Yine de geniş düşünmeli, bir dergiyi bütün tarihini göz önünde bulundurarak değerlendirmeliyiz.

Tüm dergileri günün koşullarına göre avangard sayılan bir eğilime mecbur etmek tutuculuktur, tektipleşmeyi savunmaktır. Ülkemizde edebiyat, kültür-sanat alanında bir yayın ve görüş çeşitliliği bulunmasaydı, güç kaybeder, belki de yok olurduk. Varlığımızı farklılıklarımıza borçluyuz. Varsak hep birlikte varız. İnsanlar Varlık’ı eleştirirken üç beş arkadaşın bir araya gelerek yayınladığı bir dergi veya fanzin gibi düşünmemeliler. Varlık, bugün merkez bir dergi, dolayısıyla görevlerimizden biri okurlara edebiyatın genel bir görünümünü sunmak, elbette iyiden ödün vermeden, ancak asıl amacımız edebiyatımıza yeni imzalar kazandırmak; gençler dergimize gönderdikleri şiirlerin, öykülerin okunmayacağını asla düşünmesinler.

Büyük ekonomik sıkıntıların içinden geçiyoruz. Gazeteler, dergiler de bundan çok etkileniyor. Maddi olarak ayakta durmak kolay mı sizin için? Nasıl tutunuyorsunuz?

Kâğıt ithal, mürekkep ithal, baskı makineleri ithal… Ve sürekli artan maliyetler… Üretmeyen bir ülkenin başına ne geleceği malûm. Diğer yandan dağıtım ağı da sorunlu, aşırı bir fiyat ödemeden dergiyi ülke geneline dağıtmak mümkün değil. Gene de bunca yıldır arkamızda hiçbir maddi destek olmadan yayın hayatımızı sürdürdüğümüze göre, okurlarımıza geleceğimiz açısından güvenebileceğimizi söyleyebiliriz.

Her şeyin dijitalleştiği bir dünyada hâlâ matbu bir yayın ortaya koymak, gelenekselcilik ile mi açıklanır? Dijital olarak da bir hamle yapmayı düşünüyor musunuz?

Bence edebiyatın hangi yayın aracı ile okura ulaştığı önemli değil. İnternetteki edebiyat siteleri ve herkesi kendi yayıncısı kılan sosyal medya karşısında matbu bir derginin varlığını sürdürme şansı merak konusu, evet, ama görünen o ki edebiyat okurunun alışkanlıkları henüz değişmedi. Aksi olsaydı matbu olarak zaten varlığımızı sürdüremez, dijital yayıncılık yapardık.

İlk şiirlerini, öykülerini Varlık’ta yayınlayan şairler, öykücüler bunun kendileri için bir prestij olduğunu ifade ederler hep. Siz ne diyorsunuz?

İlk şiirleri, öyküleri Varlık’ta yayınlandığı halde kaybolup giden çok isim de var. Demek ki sizin bahsettiğiniz şairler, yazarlar Varlık’ın kendileri için ne ifade ettiğini dile getirdiklerinde bizim onları duyabileceğimiz, ne dediklerini umursayacağımız bir noktada bulunuyorlar. İlk adımımız önemli, ama sonraki maceramız daha önemli. Belli bir yere gelmiş olmayanların Varlık hakkındaki bu türden sözleriyle herhalde kimse ilgilenmez. Diğer yandan, Varlık’ta herhangi bir metin yayınlamadığı halde edebiyatımızda saygın bir yer edinmiş isimler de var. Ama Varlık’ın edebiyatımızdaki konumunu kimse yadsıyamaz. Varlık birbirinden çok farklı karakterlere, eğilimlere sahip şair-yazar ve okurların buluştuğu geniş bir havuzdur. Gerçek çarpışmalar böyle bir çeşitlilik içinde yaşanır.

Sizin de ilk şiiriniz 1999 yılında Aralık ayında Varlık’ta yayınlanmıştı.

Evet, dergideki Ustaların Seçtikleri bölümünde Lâle Müldür seçip yayınlamıştı, adı “Yıldırımları Beklemek”ti. O şiiri dergide defalarca tekrar tekrar okudum, sevinçten havalara uçtuğumdan, gururlandığımdan değil; şiirin her dizesiyle, her kelimesiyle bana ait olduğunu bilmeme rağmen bir başkasının kaleminden çıkmış gibi hissediyordum. Adeta alnımda bir üçüncü göz açılmıştı ve yazdığım şiiri kıyasıya eleştiriyordu. Yeni bir şiir yazabilmek için o eleştirilerin üstesinden gelmem gerekiyordu.

Dergilere şiirlerini, öykülerini gönderecek gençlere önerileriniz var mı?

Görebildiğim kadarıyla gençler hemen küsmeye, küfretmeye hazırlar; madem kendilerinden o kadar eminler, asil bir duruşla mücadeleye devam etsinler. Hangi dergiye metin gönderirlerse göndersinler, karşılarındaki editörün de kendileriyle benzer bir yoldan geçtiğini, onları anlayacağını akıllarından çıkarmasınlar.

İlk şiirim Varlık’ta yayınlandığında hemen bana yollar açılmadı, defalarca bir iki dergiye şiir gönderdiğim halde 6 ay kadar hiçbir yerden cevap alamadım. Ama sonra bir cevap geldi ki sormayın, Haziran 2000’de E dergisinde Adnan Özer ve Hasan Öztoprak benim bir şiirle birlikte gönderdiğim mektup ile Soner Demirbaş’ın mektubunu giriş yazısında görsel olarak yan yana basmış ve okurlarına agresif karakteri kötü elyazısından belli olan Mehmet Erte gibi olmamalarını, şiirini yayınlayanlara düzgün bir elyazısıyla teşekkür eden, hatta şiirinin fonundaki kuşları görünce “sevinci çoğalan”, “edebiyatın işlevi de bu olsa gerek, bir çocuğun düşündeki kuru ağaçlara kuşları kondurmak” diyen diyen Demirbaş gibi olmalarını öğütlemişlerdi. Peki ben ne demiştim: “Sizin şiirlerimi yayınlayıp yayınlamamanızı uğraşımın bir değerlendirmesi olarak kabul eder miyim bilmiyorum. (…) Edebiyat dergilerini hesaplaşabileceğim bir değer olarak görmekte zorlanıyorum. (…) Ama farklı olmalıydı, yani dergicilik; dergilerin genç yazarları yeni bir hesaplaşmaya çağırması gerekirdi. Bunu böyle yaptığını söyleyen dergiler var, sizin derginiz gibi… bilmiyorum.” Saf ve kuşkucuydum. Asla Demirbaş gibi romantik sözler edemezdim. Diktim. Yıldım mı, hayır. Asi tavrımdan vazgeçtim mi, hayır. Ama küfretmedim. Gene şiir gönderdim, hatta E dergisinin bir sonraki yılın ilk ayında yayınladığı Şiir 2000 adlı antolojiye girdim (soyadımı yanlış dizmişlerdi). Temmuz ve Ağustos 2000’de iki dergide şiirlerim yayınlandı, sanırım Öküz (“okurlardan gelenler” gibi bir köşede) ve Papirüs’te, ancak hâlâ Varlık’tan cevap yoktu. Ekim 2000’de yine Ustaların Seçtikleri köşesinde, bu defa Orhan Alkaya tarafından “Çatılar Prensesi” adlı şiirim seçilip yayınlandı. Aslında Varlık bir kez Ustaların Seçtikleri köşesinde yayınladığı şair-yazarları ya artık dergide doğrudan değerlendiriyor, ya da yayınlamıyor, onlara başka dergilerde kendilerini sınamalarını öneriyordu, benimkisi arada kaynamış. Aralık 2000’de Milliyet Sanat’ta(Genç Şairler Antolojisi köşesinde)bir şiirim çıktı. E dergisi de hâlâ şiirlerimi doğrudan değerlendirmiyor, gençlere ayrılan Şiir Noktası köşesine (muhtemelen yanlışlıkla) yönlendiriyordu, 2001 yılında bu köşede Metin Celâl ve (yine) Orhan Alkaya tarafından olmak üzere iki şiirim yayınlandı. Aynı yıl Kitap-lık’ta da şiirlerim yayınlanmaya başladı. Mektuplarımı ve şiirlerimi elyazısıyla kaleme alarak İstanbul dışından gönderiyordum, dergiler bana dünyanın öteki ucundaymış gibi geliyordu. Vesaire vesaire. Yola çıktıysanız kim ne derse desin, koşullar nasıl olursa olsun yürümeye devam edeceksiniz, küsmek olmaz. Bir editör sizin yazdıklarınızı yayınlamadan önce kararlılığınızı görmek isteyebilir. Kendinizi metin gönderdiğiniz dergide yazıp çizenlerle karşılaştırabilirsiniz elbette ama yazdıklarınızı farklı bulup o dergiyi sizin getireceğiniz değişime kapalı sanmayın. Bir dergi editörünün en çok gurur duyacağı şey, edebiyatımıza yeni bir şair-yazar kazandırmaktır. Kendinize güveniniz cehaletinizden kaynaklanmıyorsa her zaman yayınlanma şansınız var.

Günümüz edebiyatı dergilerden beslenebiliyor mu? Nasıl bakıyorsunuz edebiyat-dergicilik ilişkisine?

Bir kitap okumak aynı zamanda o kitabın diğer okurlarıyla çarpışmayı da gerektirir. Bir şiir, öykü, roman, deneme kaleme aldığınızda tüm edebiyat geleneğiyle, günümüzde bir edebiyat geleneğimizin bulunduğundan bahsetmemizi mümkün kılan tüm unsurlarla çarpışırsınız. Okurlar, şair-yazarlar için sözünü ettiğim çarpışmanın tek mekânı dergilerdir. Dergiler sayesinde kendimize dışarıdan bakmak imkânı elde ederiz. Matbu, dijital fark etmez, dergileri kaybettiğimizde şairi, yazarı, okuru da kaybederiz, sadece piyasanın taleplerine göre üretenler ve sosyal medyanın kazandırdığı müşteriler kalır geriye, çünkü edebiyat dergilerde tartışılır, sınanır.

En Çok Okunan Haberler