Vietnam 2. Bölüm: Hanedan saraylarından ejderhanın kanatlarına

4 saatlik bir yolculuktan sonra eski başkent Hue’ye ulaştığımızda Hong Kong-Vietnam yolculuğunun 9. günündeydik ve bu hızlı yaşama biraz alışmıştık (tabii bunu yazarken Hanoi’de karşılaşacağımız çılgınlıktan henüz haberimiz yoktu). 19. yüzyılın başından itibaren tam 150 yıl imparatorluğa başkentlik yapan Hue’de hanedanın ikamet ettiği iç kale halen etrafı surlarla çevrili halde geniş bir alana yayılmış olarak şehrin ortasında ve bugün artık turistik bir mekân. İmparatorların kabristanları ise Hue’nın dışında. Bunların en önemli ikisi bizim de seyahat planımızdaydı. İlkinin hikâyesi pek iyi değil.

1916-25 arasında tahtta kalan, ancak Fransızların kuklası olarak anılan Khai Dinh’in mezarı. Öyle ki onun döneminde Fransızların Vietnam köylülerinden aldığı vergi artırılmış ve bu para ziyaret ettiğimiz görkemli mezarın ve mozolenin yapımına harcanmış. İşin kötüsü bu hali sürekli peşinden koştuğu Fransızlar tarafından da acınası bulunmuş. İkincisi ise turistlerin daha az uğradığı, merkezden 12 kilometre uzaktaki Minh Mang’ın mezarı. Bu mezar çok daha geniş bir alana yayılmış, ormanın içine kurulu, göletlerin çevirdiği, tapınaklar, köprüler ve avlularla dolu gayet fotojenik bir kompleks. 100 yıl sonraki Khai Dinh’in aksine Fransız politikalarının daimi muhalifi olan Minh Mang’ın mezarının bulunduğu bölgenin yerel halk için bir piknik bölgesi olması, Khai Dinh’den ise neredeyse nefret edilmesi büyük sürpriz değil.

Hue, Vietnam’ın geri kalanında olduğu gibi midesini şenlendirmek isteyenler için de harika nimetler sunuyor. Şehrin iki yakasını birbirine bağlayan Truong Tien Köprüsü’nün altı hava karardığında bir festival mekânına dönüşüyor adeta. Sokak lezzetleri, hediyelik eşyalar, takılar ve meyve kokteyllerinin satıldığı tezgâhlar Parfüm Nehri’nin kıyısında birbiri ardına sıralanıyor ve burası yerel kültürü tanımak için harika bir fırsat. Turistler ise daha çok Hue’nin trafiğe kapanan barlar sokağında toplanıyor. Bizim önereceğimiz 2 lokanta ise Nook Cafe ve Family Home. Her ikisinde de lezzet üst düzeyde. Nook Cafe’nin salataları, Family Home’un sebze güveçleri mükemmel. Fiyatlardan tekrar ayrıntılı olarak bahsetmeme gerek yok, biraya 5 TL ana yemeğe 15 TL veriyorsunuz işte daha ne olsun! Bu da pahalı geliyorsa, istikametiniz köprü altına, 7-8 liraya kebap yemeye.

7,5 milyon insan 5 milyon moped
Hue’dan gece uçuşuyla başkent Hanoi’ye ulaştığımızda saat 23.30’du ve bir cumartesi akşamı için sokaklar fazla sessizdi. Bu sessizliğin sebebinin, şehrin en sakin bölgelerinden birinde kalmamızdan kaynaklandığını anlamamız için Pazar sabahı otelden çıkıp biraz turlamamız yetti. Hanoi için kullanılabilecek en yerinde ifade “düzenli düzensizlik” olmalı. 7,5 milyonluk Hanoi’de 5 milyon moped var ve bunlar bir karınca ordusu gibi cadde ve kaldırımlara yayılıyorlar. Aynı anda üzerinize gelen 30 tane scooter arasından karşıdan karşıya geçmek ilk başlarda bir intihar gibi görünüyor, ama sonra işin sırrının hiç yavaşlamadan ve kendinizi sürücülerin manevra kabiliyetine bırakarak harekete geçmek olduğunu anlıyorsunuz. Merak etmeyin Vietnamlı mopedciler artık bu konuda ustalaşmış durumdalar, 1 tane araca 4 kişi binen aileler bile. Bu karmaşa içerisinde hiçbirisini kavga ederken, tartışırken, kornaya tüm gücüyle yüklenirken göremiyorsunuz ya da bir kazaya şahit olmuyorsunuz. Bunun sebebi belki de hayatın her alanında olduğu gibi kadınların trafikte de sayısal üstünlüklerini kabul ettirmeleri. Rengârenk kaskları ve modern elbiseleriyle Vietnam kadınları Hanoi trafiğini de bir kâbus olmaktan çıkarıyorlar. Aslında nüfusun genelinde kadın ve erkek sayısı aynı, ancak kadınlar daha baskın, daha çok göz önünde ve daha sosyal. Bunun köylerde geldiği seviyeyi aşağıda anlatacağım. Önce Hanoi’den rotayı güneye çevirelim. 1 gece konakladığımız başkente doğanın kalbine kendimizi bırakmak için veda ediyoruz. Rota Ninh Binh.

2,5 saatlik bir tren yolculuğu Vietnam trenleriyle ilk tanışmamız aynı zamanda. Süt mısırın 1 TL, 250 gram kuruyemişin 1,5 TL, bira dahil soğuk içeceklerin 3-4 TL’ye satıldığı bu trenlerin tuvaletlerinin çok hijyenik olduğunu söyleyemem, hadi dürüst olalım hiç hijyenik olduğunu söyleyemem. Dolayısı ile trenlere binmeden önce işinizi halletmeniz tavsiyemdir. Ama bunu göz ardı ederseniz Vietnam tarlaları arasında yapılan yolculuğun sunduğu enfes manzaraların sizi büyülememesi mümkün değil.



King Kong’un mekânları
Hanoi’nin 100 kilometre güneyindeki Ninh Binh’de, kalker tepelerinin manzarasını sunan evinde kaldığımız Dzung bize turistlerin tercih ettiği (ki turistik bir bölge olsa da merak etmeyin güzelliği bu olumsuzluğu bastırıyor) Tam Coc Deltası yerine Trang An Deltası’nı önerdiğinde kendisine bu kadar müteşekkir kalacağımızı tahmin etmiyorduk. 10 yaşlarındaki iki çocuğuyla akşamları iskambil oynadığımız, eşinin bize harika birer kahvaltı ve akşam yemeği hazırladığı bu ufak tefek kasabalı aynı zamanda 2 tane bisikleti bedava olarak hizmetimize sunup bizi Vietnam düzlüklerine gönderdiğinde “merak etmeyin, bugün pazartesi, ziyaretçi sayısı da az olur” demişti. 15 dakika süren ve otoyolun kenarından, kamyonların rüzgârından korunarak yaptığımız bisiklet yolculuğu sonucu ulaştığımız Trang An Deltası’nda, yaşları 40 ile 50 arasında değişen kadınların küreklerine asıldığı kayıklarla geziyorsunuz. Delta, yeşillikler ve bu yeşilliklerin arasından fırlamış, ulaşılması imkânsız gibi görünen tapınaklarla dolu tepelerin arasında akan Trang An Nehri’nden oluşuyor.

Zaman zaman tepelerin diğer tarafına suyun yüzeyinden yüksekliği 2 metreyi bile bulmayan, 500 metre uzunluğunda 4-5 metre genişliğinde mağaraların arasından geçerek ulaşıyorsunuz. Kayıkçı kadınlar bu dar alanda kusursuzlaşmış manevra kabiliyetlerini kullanıyorlar, zaten bir süre sonra biz de küreklere asıldık bu sempatik insanlara yardım etmek için. Deltanın bazı noktalarında kayıktan inip tepeleri yürüyerek aşıyorsunuz ve buralarda küçük tapınaklar ve ibadet etmeye gelen Budistlere rastlamak mümkün. Bu muhteşem yer aynı zamanda son King Kong filmi, Kong: Kafatası Adası filminin de çekildiği mekân.

Sadece Ninh Binh için değil, iniş çıkışların olmadığı arazilerde Vietnam’ı gezmenin en güzel yolu bisiklet veya scooter. Tabii İzlanda’daki sürücüleri “kuzey ışıklarını izlemek yerine yola bakın” diyerek uyaran hükümet misali bende gözünüzü yoldan ayırmayın derim, zira her an karşınıza inek sürüsü, kopup gelen bir kamyon ya da kontrolü kaybetmiş bir turist çıkabiliyor.

Sapa’nın Pirinç Terasları ve Ha Long’un Ejderhası ile Yolculuğun Sonu
Turizm sektöründe Vietnam deyince akla gelen ilk görüntü dillere destan Ha Long Körfezi. Alçalan Ejderha anlamına gelen “Ha Long”, denizden dışarıya fırlamış kalker kayalıklarının körfezin geneline yayıldığı muhteşem manzarasıyla hemen her kesimden ve ülkeden turisti kendisine çeken bir doğa harikası. Burayı uzun uzun anlatmaya gerek yok, zira Türkiye için Sultanahmet Meydanı, İtalya için Kolezyum, Mısır için piramitler neyse Vietnam için de Ha Long Körfezi o. Bizim sizi yönlendireceğimiz yer Çin sınırına çok yakın olan Sapa yaylaları. Yolculuğun 8 saat sürdüğü bir gece treni ile ulaşılan Lao Cai’dan sabah saat 6’da minibüse binip sislerin arasına dalıyorsunuz ve sizi tepede karşılayan olağanüstü bir manzara oluyor. Basamak halinde tasarlanmış pirinç terasları ve sembolik şapkalarıyla bu tarlalarda çalışan köylüler. Hiç tereddüt etmeden yanlarına yaklaşıp sohbet etmeniz mümkün. Bize yarım gün rehberlik yapacak olan Linh henüz 20 yaşında ve günde 15 kilometre yürüyerek 8 dolar kazanmaya uğraşıyor. Köyde 20 yaşına gelip evlenmemiş kızlara “evde kalmış” benzetmesi yaptıklarından şikâyet ediyor. “Evleneceğim de bunlar” diye köylerinden geçerken gösteriyor. Sapa köylerinde kadınlar sırtlarında hediyelik eşyalarla her gün turistlerin peşinde dolaşıyor, sonra da akşamları evi çekip çeviriyorlar. Erkekler? Elde bira köy meydanında taş oyunu oynuyorlar. Başkent Hanoi’deki kadınların baskın rolü bir an önce Vietnam taşrasına da bulaşmalı.

Hanoi’ye döndüğümüzde geceleri Bia Hoi Kavşağı’nda kapatıyoruz. Burası Taksim Nevizade’nin en şaşaalı günlerini yaşadığı 90’lar ve 2000’lerin başındaki atmosferi bize hissettiriyor. Plastik iskemlelere oturmuş binlerce insan ve yan yana sayısız barlar. Vietnam’ın özeti aslında bu küçük muhit. Gündüzleri herkesin işinde gücünde olduğu, karanlık bastırdığında sokakların mutluluk ve renk saçtığı bu ülke aynı zamanda hayatımda sosyalizm ile yönetilen ülkelere yaptığım ziyaretler arasında karşılaştığım en mutlu insanları da bünyesinde bulunduruyor. Bu güzel ülkeye kadehimizi kaldırarak veda edelim. Một, hai, ba, vô! (Bir, İki, Üç, Şerefe!!).

En Çok Okunan Haberler