Wikipedia’yı kaynak alan darbe komisyonuna 4 soru

Bir ülkede darbe olduğunda, darbeyi gerçekleştiren hainlerden sonra iki taraf sorgulanır:

1- Darbeden 3 ay önce “Darbe hazırlığı var” diyenleri mahkemeye veren ordunun yönetimi,

2- Darbeci alçakların hazırlığını önceden haber alamayan istihbarat kurumu.

15 Temmuz alçaklığından sonra “dostlar alışverişte görsün” kıvamında, Fethullah Gülen övgüleriyle tanınan AKP’li Reşat Petek başkanlığında kurulan komisyon, nihayet çalışmalarını tamamladı. AKP’li milletvekillerinin egemen olduğu komisyon, darbeyi önleyemeyen ve darbeyi haber veremeyen yukarıdaki iki kurumun yetkililerine komisyonda tek bir soru soramadan raporunu tamamladı. Yanlış anlaşılmasın, bu isimlerin sadece oturdukları koltuk gereği sorumlulukları yoktu. Yukarıdaki kurumlardan birinin yöneticisi 15 Temmuz gecesinden sabaha kadar boynu bağlı rehin tutulmuştu, diğeri ise helikopterle kaçırılacak ilk isim olarak belirlenmişti. 15 Temmuz’a dair söyleyecekleri çok şey olmalıydı.

Rapordaki 4 tespit

Biz, darbenin arkasındaki gerçekleri tam olarak aydınlatmayan kontrollü rapora bakalım yine de. Devletimizin sansürlediği Wikipedia’nın da kaynak olarak kullanıldığı raporda binlerce tespit, iddia ve çözüm önerisi var. Ama ana hatlarıyla rapor 4 tespit üzerinde yükseliyor:

• 1- Örgüt, 2010 HSYK seçimlerinde operasyonel güce ulaştı.

• 2- MİT, FETÖ’nün darbe yapabileceğini bildirdi ancak tarih bilgisi yoktu.

• 3- Örgütün en iyi bildiği şey sınav soruları çalmak. Sınavlar çok iyi denetlenmeli.

• 4- Örgütün kripto elemanları var. Marjinal terör örgütüne dönüşebilir.

4 Tespite 4 soru

Gelin, hafızamızı çok da zorlamadan, raporun ana hatlarını belirleyen 4 maddeye ilişkin basit sorularımızı aynı aynı numara sırasıyla, alt alta yazalım:

• 1- Örgüt, 2010 yılında HSYK’de operasyonel güce nasıl ulaştı? HSYK yapısını değiştiren Anayasa değişikliğini kim getirdi, referandumdan evet çıktıktan sonra Pensilvanya’ya kim teşekkür etti?

• 2- Hani MİT bir darbe bekliyordu ama tarihini bilmiyordu. 15 Temmuz günü saat 14.20’de kapısını çalan binbaşıya da mı güvenmedi? Yeni Şafak’ta geçen hafta çarşaf çarşaf yayımlanan ifadelerde, binbaşı O.K. alenen hareketliliğin bir darbe hazırlığı olduğunu söylüyordu.

• 3- Örgüt, sınav sorusu çalmayı iyi biliyormuş. Bir dakika, KPSS sınav sorularının çalındığını yazanların başına ne geldi? KPSS skandalını örtbas edip sorumluları yargılamayanlar da yardım-yataklıktan yargılanacak mı?

• 4- Örgüt devleti sarmış, kripto elemanları varmış. Terör örgütüne dönebilirmiş. Yahu, AKP iktidara geldikten 1 yıl sonra önüne gelen “Gülen’e karşı eylem planı” kararını imzalamadı mı? 2013’te ise övünçle “O kararı yok hükmünde saydık. Bununla ilgili hiçbir işlem yapmadık” diyen kimdi?

Sorularımız bu kadar. Darbe, pardon tanık sizin. Müsait olduğunuzda yukarıdaki “hizmet”leri verenler değil de Cumhuriyet ve Sözcü nasıl FETÖ’cü onu konuşuruz.

***

Binali Bey oğluna söz geçirememiş: Portakal, orda kal

15 Temmuz’dan önce, hükümetin bir Varlık Barışı hazırlığı vardı. Devlet, Türkiye dışındaki paralara “Ne olursan ol gel” muamelesi yapmak istiyordu. Kaydını, kuydunu, kaynağını sormadan, getirilen parayı da vergilendirmeden kabul edeceğini açıklıyordu. Özellikle CHP’nin “Kara para aklanacak” itirazlarıyla, darbeden bir gün önce Meclis gündeminden çıktı mesele. En azından öyle sanıldı. Meclis’ten geçemeyen düzenleme, Meclis’i by-pass eden OHAL sayesinde tek imza ile hayata geçti. Darbeden iki hafta kadar sonra, çooook acilen bu yasaya ihtiyaç vardı belli ki.

Yıldırım: Getirin parayı

O tarihlerde Başbakan Binali Yıldırım, Varlık Barışı’nın en ateşli savunucularından biriydi. 4 Ağustos’ta Çankaya Köşkü’nde işadamlarına konuşan Yıldırım, düzenlemeyi şöyle savunuyordu:

“İçeride, dışarıda para var. Bu parayı da bakamıyorsunuz. Aman çalındı mı, alınır mı? Getirin, ortaya çıkarın para da işe yarasın ekonomiye katkı sağlasın. Paran varsa derdin var. Derdinden kurtar. Hiç değilse para gelsin bir işe yarasın. Orada duruyor sizi de bizi de huzursuz ediyor. Gelsin, olması gereken yerde olsun.”

Bu tarihten sonra kim Türkiye’ye kaç lira getirdi tam olarak bilmiyoruz. Gerçi, beklenen para gelemedi ki, hükümet 31 Haziran 2017’ye kadar uzattı düzenlemeyi.

Yalnız devletimizin ülkeye para çekmek için yaptığı fedakârlıklar ortadayken, dün Cumhuriyet’te yayımlanan bir haber ortalığı karıştırdı. Binali Yıldırım’ın, işadamlarını Türkiye’ye getirmek için ikna etmek isterken, kendi oğluna söz geçiremediği ortaya çıktı.

İneklerin suçu ne?

Avrupa Araştırmacı Gazetecilik Ağı’nın (EIC) incelediği Malta Belgeleri’nden yapılan habere göre, Binali Yıldırım’ın oğlu Erkam Yıldırım’ın vergi cennetlerine kayıtlı 11 kargo gemisi varmış. Türk bayrağı taşımıyorlar yani. Hollanda’da da 7 gayrimenkulü varmış. Belgelere göre 140 milyonluk kazanç, gemilere ve Hollanda’daki mülklere yatırılmış özetle. Hani şu portakallarını bıçakladığımız, ineklerini sınır dışı etmek istediğimiz Hollanda.

Başbakan’ın, oğlunun bu malvarlığını yukarıdaki haberle öğrendiğini sanmıyoruz. Hani kendisinin de söylediği gibi “Çalınır mı, alınır mı” derdi olmasın, “Orada durması bizi de rahatsız” etmesin diye oğlunu bir kez daha ikna etmek isteyebilir. Malum, yasa 30 Haziran’a kadar yürürlükte. Yazıktır günahtır, Erkam Yıldırım’ın o kadar parası çarçur olmasın. Gelsin de ekonominin “çark”larını çevirsin.

***

Milat artık 17 Aralık değil mi?

Darbe Komisyonu’nun raporundaki bir ifadeden sonra, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Yani olmamalı.

Bugüne kadar darbe soruşturmasında milat olarak 17 Aralık 2013 vardı. Sadece yargının değil, ülkeyi yönetenlerin de koyduğu milat buydu. 17 Aralık’tan sonra yollarını ayıranlara af gelmişti bir nevi. Nasıl oluyorsa...

Yalnız, kendisi de 17 Aralık’tan önce Fethullah Gülen’i cansiparane şekilde savunan Komisyon Başkanı, şöyle bir açıklama yaptı: “FETÖ, darbe için 50 yıldır çalışmış.”

Parseller, bir semt ismi mi?

Şimdi, 50 yıldır darbe hazırlığı yapanlara kol-kanat geren herkesi yardım-yataklıktan yargılayacak mıyız? Misal, komisyon başkanı Gülen’le ilgili eski sözlerinden dolayı yargılanacak mı? Ya da o gruba arsa tahsis edenler mesela?

Sahte olduğu her yerinden belli, üzerine çay damlatılmış Yeni Şafak belgelerini anımsatan “1967’de Gülen’den CHP’ye bağış” belgesini gösterdi ya Komisyon Başkanı. Hani “Bize nereden geldiğini hatırlamıyorum” dediği… 1967 tarihli alenen sahte belge kanıtsa, 2013 öncesindeki “parsel parsel” verilenler kanıt olacak mı?

Artık “gerçekçi” mi?

Biliyorum kafanız karışacak ama... Son AKP kongresinde konumu yeniden güçlenen Hayati Yazıcı ne olacak? 17 Aralık’tan bir ay sonra, Erdoğan’ın açıklamalarını yalanlarcasına “Paralel devlet değerlendirmesini gerçekçi bulmuyorum, kanıt lazım” demişti malum. Kanıt buldu mu? Bulamadıysa o da yargılanacak mı?

***

Haftanın en berbat fıkrası

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ: “Herkes kılıcı eline almış, ‘Şu FETÖ’cü, bu FETÖ’cü’ diye kesmeye bakıyor.”
Komik değil. Güldürmediği gibi düşündürmüyor da.

En Çok Okunan Haberler