Ya denizde ölün ya savaşta…

Türkiye, Avrupa’ya gitmeye çalışan mültecilere bu iki seçeneği sunuyor. Zaten binlercesi Akdeniz ve Ege’de boğuldu, boğuluyor. Avrupa Birliği ülkelerine binbir zorlukla adım atmayı başaranların önünde de Geri Kabul Anlaşması gibi bir duvar var.

Kısaca dünya, mültecilere “Neden gidip ülkenizde ölmüyorsunuz?” diyor.

Memleketinizde ölmüyorsanız, o işi de hallediyorlar: “Mülteciler batan teknenin Türkiye sahil güvenliği tarafından silahla vurulduğunu söylediler.”

Sayıları 250’den fazla olan Suriyeli ve Iraklı mülteci, 15 Eylül’de Türkiye’den Yunanistan adalarına doğru yola çıktı. Botları battı, hayatta kalanlar, koşulları savaş koşullarından hallice olan kampa götürüldü. Uluslararası Af Örgütü’yle bu kampta görüşen mülteciler, Türkiye sahil güvenliğinin batmakta olan tekneye ateş açtığını anlattı. Aralarında çocukların da bulunduğu en az 22 kişi hayatını kaybetti.

Af Örgütü Türkiye Araştırmacısı Andrew Gardner, “Çatışmadan kaçan insanları taşıyan bir tekneye ateş etmek ve sonra kurtulan mültecileri özgürce ayrılamayacakları bir kampa almak merhametsiz bir tavır” dedi, “Türkiye, mültecileri ve sığınmacıları Suriye ve Irak’a geri dönmeye zorlamamalı” diye ekledi ama hukuki düzenlemeler çoktan hazır.

Batan bottan ve kurşunlardan kurtulanlar, sınır kapısının bile güvenli olmadığı ülkelerine geri gönderilme riskiyle karşı karşıya.

Suriyeli mülteciler, yetkililerin kendilerine iki seçenek verdiğini, ya Suriye’ye geri dönmeyi kabul etmelerini ya da Düziçi kampında tutulacaklarını söyledi. Yine de kampta tutuklu olmaya dayanamayan bazı Suriyeli ve Iraklılar son bir haftada ülkelerine dönmüş. Akıbetleri ne oldu, bilmiyoruz.
Türkiye’nin Suriye’yle Geri Kabul Anlaşması var ve halihazırda 2 bin 675 kişi Suriye’ye gönderilmiş durumda. Mültecilerle Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Taner Kılıç, bilgi edinme yasası kapsamında Suriye’yle yapılan Geri Kabul Anlaşması hakkında İçişleri Bakanlığına yaptıkları başvuruya aldıkları cevapta, 2002-2013 arasında 2 bin 675 kişinin Suriye’ye teslim edildiğini söylüyor.*

Peki nedir bu “geri kabul” dedikleri?

“Geri kabul anlaşmaları genel olarak, bir ülkede veya sınırları belirlenmiş bir grup ülkede yasadışı olarak bulunan kişilerin anlaşma yapılmış kaynak ülkeye veya en son transit geçiş yaptıkları ülkeye geri gönderilmesini” düzenliyor (AB Bakanlığı internet sitesinden).

AB ülkesine geçmişse Türkiye’ye, Türkiye’den de kaçtığı memleketine. Geliş yolunda ölmediyseniz, dönüş yolunda ölmeniz garanti.

Yani “Geri Kabul” dedikleri, aslında sınırdışı. İnsanların memleketinde savaş çıkarıp da mülteciler kapıya dayandığında, “hukuki çözüm” hemen bulunuyor değil mi?

Hukuki çözüm demişken, Türkiye AB’yle geri kabul anlaşması karşılığında Avrupa’dan vize kolaylığı ya da vize muafiyeti istiyordu, hatta vize muafiyeti olmadan yürürlüğe koymayız diyordu ama “Türkiye ile AB Arasında İzinsiz İkamet Eden Kişilerin Geri Kabulüne İlişkin Anlaşmayı Uygun Bulan Tasarı” TBMM Genel Kurulu’nda 26 Haziran 2014’te kabul edildi.

Yine de son bir deneme yapan AB Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır, Mayıs ayında şu açıklamayı yaptı: “Bizim için vizelerin kaldırılması ne kadar önemliyse, Geri Kabul Anlaşması da AB için önemli. Ben diyorum ki; vizeyi kaldırmazsanız, Geri Kabul Anlaşması’nı feshedeceğiz. Hakikaten feshedeceğiz, şakası yok.”

Şakası yok ama Avrupa da pek ciddiye alır görünmüyor. Zaten durumun ciddiyetini de Yunanistan ve Türkiye el altından sınırları açıp mültecilerin Avrupa’ya geçmesine izin verdiğinde fark ettiler. Şimdi gelsin “acil zirveler.”

Hem Avrupa bu tehdidi ciddiye alıp vize muafiyetini kabul etse ne olacak ki? Biz vizesiz Avrupa kentlerine tatile gideceğiz diye, insanların savaşta ölmesine razı gelecek miyiz?

Mülteciye yaşamak, hele insan gibi yaşamak yasak mı?

* http://bianet.org/biamag/insan-haklari/155240-avrupa-ya-vize-kolayligi-ne-ugruna

En Çok Okunan Haberler