Yandaş medyaya Yıldırım baskı

Davutoğlu’nun azledilmesinden sonra atama yoluyla başbakan olan Binali Yıldırım, görevine biraz talihsiz başlamıştı. Saray takımının atamadan önce yaptığı “Yeni başbakan düşük profilli olacak” açıklaması, Yıldırım’ın işe topal başlamasına yol açmıştı.

Neden düşük profil arandığı da çok geçmeden ortaya çıktı. Devletin ve yürütmenin tüm yetkilerinin adım adım Saray’a devredilmesiyle, ortada yüksek ya da düşük profilli bir başbakan ihtiyacı yavaş yavaş ortadan kalkıyordu.

Bunun en net gözlendiği yer, havuz medyası. Kimin fotoğrafının ne kadar büyük çıktığına bakarsanız (Erdoğan hariç elbette), Saray nezdinde kimin ne kadar ağırlığı olduğunu anlarsınız.

Soylu’nun istifa resti, damat ile perde arkasındaki gerilimler arasında gözden kaçan bir şey oldu. Malum matbuatın 1. sayfalarında, Erdoğan’dan sonra en çok Binali Yıldırım haberleri girmeye başladı. Hatta, geçen hafta yandaş 2 gazetenin 1. sayfasında Erdoğan’ın E’si geçmiyordu. Manşette de Binali Yıldırım vardı… Belli ki 2019 öncesinde gölgede kalma sıkıntısı Saray’a iletilmiş, birçok bakandan daha az gösterilen Yıldırım’a “düşük profilli” de olsa başbakan olduğu hissettirilmeye başlamıştı.

*****

Çay topla benim için...

Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit, önceki gün Ankara’da buluştuğu gazetecilere ABD yargısını şikayet etmiş, bağımsız olmadığından dem vurmuş. Haklı olabilir elbette. Cumhurbaşkanı ile birlikte yurt gezilerine çıkan, çay toplayan ilk Yargıtay Başkanı olarak tarihe geçen Cirit, Türk yargısının ne denli bağımsız olduğunun da altını çizmiş: “Yargımız kimseden talimat almaz. Siyasiler dahil kimseden telkin ve talimat gelmez.”

Koskoca Yargıtay Başkanı, Enis Berberoğlu’nun davasında olduğu gibi, kritik dosyalarda karar duruşması öncesinde mahkeme heyetlerinin değiştirildiğini duymamış olabilir mi? İktidarın hazzetmediği sanıklar için tahliye kararı veren hakimlerin, nasıl pasif görevlere atandığını peki? Ya da daha geçen gün Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı belgeye ne diyeceksiniz? HSK imzalı “Bize sormadan kimseyi tahliye etmeyin” rezaletini Ankara’da tek bir yetkili yalanlamamışken, yargının gerçekten bağımsız olduğunda ısrarlı mısınız?

Herkes en iyi bildiği işi yapsın, siz iyisi mi çay toplayın İsmail Bey. Ülkenin buna da ihtiyacı var.

*****

Beraber ihale dağıttık biz bu yollarda

Cumhuriyet’in haber koordinatörü Aykut Küçükkaya, ekibindeki muhabirlerle yarışırcasına bomba haberlere imza atıyor. Muhabirlik yaptığı dönemde yıllarca yolsuzluk haberleri yapan Küçükkaya, son dönemde FETÖ’cü ilan edilenlere verilen kıyak ihaleleri mercek altına aldı. Önceki gün, sonradan FETÖ’cü ilan edilen şirketlere devletimizin tamı tamına 173 milyon liralık ihale verdiğini okuduk. Hani AKP’nin ihanet için milat ilan ettiği 17 Aralık’tan önce falan da değil… Küçükkaya, dün de “Cumhur İttifakı”nın küçük kardeşi MHP’nin Fethullahçılara yaptığı kıyakları yazdı. Bahçeli’nin adamları, yönettikleri belediyelerde ittifaktaki büyükleri AKP gibi davranmış. 17-25 Aralık operasyonlarından sonra FETÖ’cü şirketlere 25 milyon liralık ihale vermiş. Nasıl? Yerli ve milli ortaklar birbirine çok yakışıyor değil mi?

NOT:Bir de, acaba Bahçeli’nin makam odasındaki saat, pili çıkarılmış halde 17.25’i gösteriyor mu hâlâ? Merak işte...

*****

Biz “Dışarıdaki Gazeteciler” olarak diyoruz ki...

Karartacakları delil YOK. Kaçma şüpheleri YOK. Silah YOK, tank YOK, terör YOK.

Ne mi var: 275 sayfalık Cumhuriyet iddianamesinde 667 kez “haber” kelimesi var. 495 güne varan tutukluluk var. Hukuksuzluk var, insan hakları ihlali var, hasret var.

Zira: FETÖ’den yargılanan savcıya davayı hazırlattılar. Gülen’in müritlerini tanık yaptılar. Fethullahçıları serbest bırakanlara arkadaşlarımızı tutuklattılar.

Hani, yargıda kumpas devri bitmişti? Hani, tutukluluk istisnaydı? Hani, geciken adalet adalet değildi? Akın Atalay, Murat Sabuncu ve Ahmet Şık... Arkadaşlarımız 9 Mart Cuma günü Silivri’de bir kez daha hakim karşısında olacaklar. Artık özgürlüklerine kavuşmalarını istiyoruz.

*****

Selvi, o kulise daha mı az gitse?

Ankara gazeteciliğinin mecburi hizmetlerinden biri Meclis’te kulis gezmektir. Hem iktidar hem de muhalefetin kulislerinde gezinmek, havayı koklamak siyasetin geleceğine dair önemli ipuçları verir. Kulis turlarını en sık yapan isimlerden biri, Hürriyet’in karşı mahalleden transferi Abdülkadir Selvi. İktidara yakın olmasına rağmen, sıklıkla CHP kulislerinde de görünür. Kılıçdaroğlu’nun kapısını en sık aşındıran isimlerden biri diye biliyoruz.

Yalnız belli ki bu ara AKP kulislerinde fazlaca takılmış. Dün ortak saydıkları Gülen’i bugün terörist ilan eden, dün dost dedikleri Esad’ı bugün eli kanlı katil ilan edenlerin kulisinde fazla takılmak Selvi’yi bozmuş. AKP’nin gösterdiği semptomların benzerlerini kendisinde görmeye başladık.

Daha iki hafta önce “Afrin, siyaseti etkilemiş gözüküyor. AKP’ye oy verebilirim diyenlerin oranı yüzde 55’e çıktı” diyen Selvi, bakın dünkü köşesini nasıl bitiriyordu:

“Söz konusu Afrin olunca seçimin lafı mı olur? İktidar da, muhalefet de Afrin konusunda çok hassas. Çünkü Afrin siyaset üstü bir konu.”

Mesele yandaşlık olunca, böyle zikzakların lafı mı olur?

En Çok Okunan Haberler