Yanlış okumaların jeopolitik faturası

Dört milyonluk Lübnan’da savaş on beş yıl sürdü. Çatışmalar kırılgan bir anlaşmayla durdurulsa da savaşın yarattığı tahribat tüm yakıcılığıyla aradan on yıllar geçse de sürdü. Hâlâ da devam ediyor. Bugün dahi Beyrut’a gidildiğinde geçmişte kaldığı varsayılan bu kirli boğazlaşmanın etkilerini bütün çarpıklığıyla görmek mümkün. Beyrut ile Şam bir adımlık mesafede. Kültürel, sosyolojik, politik yakınlık sanılandan da fazla. Benzer coğrafya, benzer toplumsal dinamikler. Tarihten ders alınmamış olacak ki dün Lübnan’da yapılan yanlışların bir benzeri bugün Suriye’de yapılıyor.

Küresel, bölgesel, yerel aktörlerin çeşitli hesaplar güttüğü kirli bir arenaya dönüşen Suriye’de savaş beşinci yılını da geride bıraktı. Kısa sürede bu savaşın biteceğini öngörmek, Lübnan’ı okuyamamak demek. Çok daha uzun sürecek olan bir savaşın sahnesi Suriye. Uluslararası ilişkilerin klişe haline gelmiş “savaşı başlatmaya siz karar verebilirsiniz ama durdurmaya değil” ifadesinin yirmi birinci yüzyıldaki karşılığı. Kontrolden çıkan ateş topuna dönen dokunanı, göz yumanı, yol vereni yakan bir savaş. Siz artık bu oyunda yokuz deseniz de ellerininizi, kollarınızı sallayarak öyle istediğiniz anda çıkıp gidemeyeceğiniz bir girdap.

***

Söz konusu Ortadoğu olunca her bir hesabın, adımın dikkatlice tartılarak atılması şart. Hele ki söz konusu olan Suriye’yse. Uluslararası toplumun, AKP’nin, Yeni Osmanlıcı ideologların Suriye konusunda yaptığı en büyük hata Beşar Esad’ın da Mübarek ve Kaddafi gibi devrileceği şeklindeki yanlış hesaplardı. “Arap Baharı”nın doğrusal bir süreç olacağı beklentisi ve yaratılan suni rüzgârın bu yanılgıda etkisi büyüktü. Oysa Suriye, bölgedeki diğer ülkelerde olmayan üç farklı güç kaynağına dayanıyordu Soğuk Savaşın ortalarından beri: Baas ideolojisinin gücü, Sovyetler/Rusya desteği ve İran/Şii jeopolitiği. Buna bir de Suriye’nin İsrail-Filistin sorunu konusundaki tarihi konumunu ekleyebiliriz.

Bu faktörler bugüne kadar Suriye’nin niçin düşürülemediğinin nedenleri olduğu kadar, Suriye sorununun nasıl bütün bir çevresini içine çeken gayya kuyusuna dönüştüğünün de açıklamasıdır özetle. Türkiye’de, Lübnan’da, Irak’ta ardı ardına patlayan bombalar, Paris’i, Brüksel’i, Roma’yı, Dakka’yı kana bulayan cihatçılar için ana beslenme kaynağı.

***

Suriye savaşı ve Türkiye’nin bu çatışmalara dahil olması yirminci yüzyılda bile görülemeyen türde çarpıcı bir olay. “Arap Baharı” ile bölgede yeni bir düzenin oluşacağının beklendiği, Türkiye’nin de bu düzene model ülke olarak sunulduğu günlerde ortaya çıkarılan Suriye sorunu, bir anda hem “Arap Baharı”nın sona ermesine hem de Türkiye’nin bölge politikasının yalpalamasına yol açtı.

Suriye savaşının patlak verdiği ve Türkiye’nin soruna müdahil olduğu günlerde bu gidişatın iyi olmadığını, felakete yol açacağını defalarca söyledik. Suriye sorununun öncelikle küresel ama aynı zamanda bölgesel bir hesaplaşmanın cephesi olduğunu dillendirdik. Suriye gibi dünya ve bölge dinamikleri içinde çok istisnai ‘konumu ve rolü’ olan bir ülkenin üç günde düşürülemeyeceğini ifade ettik. Anlatmak tabii ki mümkün olmadı!

Yanlış bir Suriye okumasından kaynaklı ortaya çıkan faturayı da bugün bütün Ortadoğu ödüyor. En fazla ödeyenlerin başında ise Türkiye geliyor. Bugün ardı ardına dilenen özürler, yapılan “u dönüşleri”, maliyetin hesaplanılandan da fazla olmasından. Evdeki hesap “Ortadoğu pazarı”na uymadı. Ilımlı İslam projesi çöktü. Proje çöktü çökmesine de geride büyük bir sorun bıraktı. Ilımlı İslam projesinin yarattığı kozada yuvalanan radikal İslamcılar/cihatçılar artık sadece Ortadoğu’nun değil bütün dünyanın sorunu. İnsanlık hiç olmadığı kadar büyük bir tehlike ile karşı karşıya. Bu tehlikenin bir anda bertaraf edilmesi zor. Selefi/Vahabi düşüncenin alt edilmesi çok kapsamlı bir çalışmanın hayata geçirilmesiyle mümkün.

Suriye sadece Türkiye’deki İhvancıların bölge politikalarını değil, içerideki hesaplarını da altüst etti. Hem içeride hem de dışarıda köşeye sıkıştılar. Rusya, Mısır, İsrail ile yaşanan “tornistanlar” bu durumun yansımaları. AKP şimdi dış politikada kısmi revizyonlar peşinde. “Düşmanları azaltıp, dostlarımızı çoğaltacağız” söylemiyle bu yeni süreç rasyonalize edilmek isteniyor. Beş yıl sonra başlanılan yere dönmek ancak İhvancıların yutturmaya çalışacağı basitlikte bir başarı olsa gerek! Ekonomi çökmüş, milyonlarca insan mültecileşmiş, ülke cihat otobanına dönmüş, selam verilecek komşu kalmamış ne gam. Yeter ki İhvancılar iktidarda kalsınlar! Dış politikada kör ideolojik saplantılar ve mezhepsel dürtülerle bir yere gidilemediğini anlamak için bu kadar acı çekmek gerekiyor muydu?

En Çok Okunan Haberler