Yaşasın farkların kardeşliği

Yaşamanın tadını çıkarmaktan korkana aptal derim.

Albert Camus

Hiç denk gelmediniz mi meyhane tektekçilerine ve onların uzun siyaset sohbetlerine. Düşmanlık husumet çeker mi hiç bu? Biri ak der, öbürü kara… Bütün gece tartışır, sonra öpüşür ayrılırlar. Rindler darılsa, onu dahi adabıyla yaparlar.

Ancak bir aptal bu rakıyı içip içip eski sevgilisine musallat olur. Ancak bir aptal avaz avaz bağırarak ve kendisini göstermeye çalışarak rakı içip bütün mekanı rahatsız eder. Ancak bir aptal içtikten sonra kavga çıkarır. Ancak bir aptal gece boyu susmadan konuşur. Ancak bir aptal sarhoşluğu huy edinir. Akıllı insanlar bilirler ki kendini kaybetmiş gibi görünen sarhoş, esasında kendindedir. Aslı faslı, içindeki ibişler masanın üzerine dökülüvermiştir sadece.

Peki aptallık nedir?

Çıkmayacağını bilerek Milli Piyango bileti almak mı? Futbolcular trilyonlar eşliğinde oradan oraya sekerken aynı takıma ömür boyu bağlı kalmak mı? Gökteki yıldıza bakıp burada hangi okula gireceğini seçmek mi? Yahut sümüğü milyon kere inceltip ona ilaç deyip yiyip onunla grip geçirmeye çalışmak mı? Yahut yüzlerce binlerce yıl önceden kalma inançlara takılmak? Bir taşın altından geçerek öksürüğünü iyileştirmeye çalışmak? Güzel bir şey olunca tahtaya vurmak? Che dağda Nutuk’la geziyordu sanmak? Facebook’ta bir şey paylaşarak kanserli hasta iyileştireceğini sanmak? Telefonun öbür ucunda polis olduğunu söyleyen insanla işbirliği yapacağım diye çöpe binlerce lira bırakmak? Şiddet uygulayan kocayla aynı evde yaşamak? Salamura olmaya rıza gösterip mutsuz insanlar şehri İstanbul’da yaşamaya inat etmek? Sosyalizme inanmak? Başkalarının çizdiği sınırları namus vesilesi yapmak? Milyonlarca yıldır yapılan üreme eyleminden binbir çeşit namus kavramı peydah etmek? Herhangi bir şeye mensup olmak hasebiyle kendini üstün hissetmek? Daha devam edeyim mi?

Cevap veriyorum. Bunların hepsi yahut hiçbiri. Üçü beşi yahut biri.

Hepimiz, yani ben sen o biz siz onlar, Einstein, Madam Curie, Julio Iglesias yahut Karl Marx belli alanlarda, şeylerde, durumlarda aptalız. Hiç kimse aptallıktan azade değil. Einstein “İki şey sonsuzdur, insanoğlunun aptallığı ve evren. İkincisinden o kadar emin değilim.” derken bundan bahsediyordu. Keza Voltaire de “Kendini akıllı sanan herkes aptaldır” lafını boşuna söylemedi. İncil bile “Sonsuz, var olan aptalların miktarıdır” diyor yahu.

Bütün devrimlerin devirilmesi gereken yeni düzenler üretmesi bir tesadüf olabilir mi?

Aptallık turnusolu olmaya çalışmak herşeyden önce işlevsiz. Çünkü aklın yolu bir değildir. Bir arada yaşamayı, aptallıkların yahut akılların bir arada yaşamasını öğrenmek gerekir. Bunun için ilk koşul ona buna aptal dememekten geçer.

Herkesin ağzında aynı sakız: “Bu kutuplaşma çok fena”. Üstelik bu sefer herkes doğru sakızı çiğniyor. Durum hakikaten fena. Vicdan mekanizmaları özellikle iktidar kesiminde devreye girerken zorlanıyor. Herkesin tepesini attırması beklenen çocuk istismarları olayında bile olana bitene bakın. Akıl almaz.

Akıl almadığı kesin de acaba memleketin bir yarısının her fırsatta söylediği gibi aptal mı bunu yapanlar? Yoksa çaresiz mi?

Ortada bir çare var mı? Varsa Allah için bana da gösterin. Çare biziz. Ve koca bir memleketi korkular yönetiyor. Yönetenler korkuyor, yönetilenler korkuyor.

İktidar partisine oy veren “Öbürleri gelirse içecek suyumuz yok” diyerek oy veriyor. Gerisine oy verenler “Bunlar kalırsa içecek suyumuz yok” diyerek oy veriyor. Kimse neye oy verdiğine bakmıyor bile. Korku zihni öldürür. Türkiye’nin en büyük problemi bu. Zihinler büyük oranda ölü durumda.

İktidar partisine oy verenlere neden sürekli aptal dendiği ortada. Bir de gerisine bakalım. MHP’yi geçiyorum. Hali ortada.

Ya CHP? En yaratıcı hallerini Ekmeleddin Sarıgül olarak özetleyebileceğimiz bu partinin bu dilekleri hayat bulsaydı İstanbul’u Sarıgül yönetiyordu ve cumhurbaşkanı MHP’li İhsanoğlu’ydu. Ankara’yı MHP’li Mansur Yavaş yönetiyordu. Baykal’ı içişleri, Baybal’ı dışişleri bakanı olarak düşünün hele azıcık.

CHP’nin bu kadar yıpranmış bir iktidar karşısında hiç bir varlık gösteremiyor olmasına, elinizde tuttuğunuz gazete kadar olsun muhalefet edemiyor olmasına rağmen her dört kişiden birinin oyunu alabilmesinde bir acayiplik yok mu? Bu dörtte bir aptal mı? Peki Gezi gibi bir eşsiz muhalefeti yaşamış bir ülkede solun birleştikçe küçülmesinde bir acayiplik yok mu?

Aptallık elbette vardır. Ama bir kerteriz olamaz. Aptallık fena bir hakaret kelimesidir sadece. İşin etimolojisine girmeyeyim, aslında hakaret kelimesi bile değildir. Linguistik olarak pek çok açıdan yüceltme kelimesidir. Ve her durumda işlevsizdir.

wBirbirimize aptal diye diye birlikte yaşama şansını yitiriyoruz. Aptallığın bir hesap makinası yok. Hepsi kabule bakar neticede. Ya akıllı olup hepimizin aptal olduğunu kabul edelim. Akıllı olup hepimizin akıllı olduğunu da kabul edebiliriz. Kozmik bir gerçeği hatırlatarak bitirmek istiyorum: Hepimiz öleceğiz.

En Çok Okunan Haberler