Yazar Levent Turhan Gümüş: Masaldan yola çıkıp hakikate varabiliriz

ANIL KARACA

Geçtiğimiz günlerde Ayrıntı Dinozor Çocuk tarafından basılan Ada Masalları, Levent Turhan Gümüş’ün üçüncü çocuk kitabı. Dalgacık ile Yakamoz’un Masalı ve Işıklı Kaplumbağa Adası kitapları Can Çocuk Yayınları tarafından yayınlanmıştı. Levent Turhan Gümüş, Türkiye’de çocuk edebiyatının dikkate değer kalemlerinden biri. Gümüş’ün kitapları aslında sadece çocukları ilgilendirmiyor. İçinde büyüklere de mesajlar var. Yazarla çocuk edebiyatını ve kendi edebi çizgisini konuştuk.

►Kitaplarınız genel olarak hem çocuğa hem yetişkine hitap ediyor. “Ada Masalları”nda da önceki masallarınızdakine benzer bir çizgiyi tercih etmişsiniz? Yazdıklarınızı çağdaş masal olarak değerlendirebilir miyiz? Ya da şu soruyla başlayalım isterseniz: Neden masal?
Çünkü masal, olağanüstüdür. Masal, insanoğlunun olağan, her günkü sıkıcı rutinle, dayatılanla baş edebilmek için ‘uydurmuş’ olduğu bir ‘hakikat’, bir başka hayata açılan sihirli kapıdır. Hiçbir masal öylesine, söylenmiş olmak için söylenmemiştir. Genelde masallar, özelde ise her bir masal, anlatılan kıssadan hisse almaya, bir ihtiyaca karşılık düşer. Masal anlatıcısı, dinleyen ya da okuyan için gerçek hayatta olmayacakmış gibi duran neyse onu, hayalhanesinde sese, söze dökerek ‘mümkün’ kılar. Yüz yiğit yüklense yerinden oynamayacak devasa kayalardan oluşan kapılar “açıl susam açıl” dendiğinde ardına kadar açılır, Zümrüdüanka kuşunun sırtında aşılmaz denen yüce dağlar aşılır.

Masal ve çıplak hayat
►Masal bizde daha çok ‘olmayacak duaya amin demek, maval okumak, martaval, gerçek dışı beyanda bulunma’ anlamına gelecek şekilde kullanılıyor. Masal dediğimiz şey, bir hayaller manzumesi, gerçek dünyayla ilgisi olmayan bir anlatı mıdır?
Hayal etmekle düş kurmak eş anlamlıdır. Masalla düş kurmak arasında da bir ilişki var kuşkusuz. Düşlerden yola çıkarak masala, masaldan yola çıkarak bir düşe, düşten yola çıkarak ya da daha iyi bir ifadeyle düşlerinizin peşinden koşarak hakikate varabilirsiniz. Hayalleri olmayanların bir gün varacakları bir hakikatleri de, mutlu sonla bitecek masalları da olmaz. Masallarda içkin olan hayal, hayatla, hayatın katı gerçekliğiyle başa çıkabilmeyi kolaylaştırdığı ölçüde kıymetlidir. Kimi masal bilimcilerin de ifade ettiği gibi masallardan sembolleri ayıkladığımızda geriye yalın ve çıplak hayat kalır. Düşsel olanı, akla ve mantığa uygun değil diyerek masalın içinden çekip aldığımızda, bir zamanlar pozitivistlerin düştüğü hataya düşeriz. Bizim çocuk dediğimiz o düşbazın hayalhanesini aydınlatan ışığı söndürür, onu aslında geleceksiz bırakmış oluruz.

►Nasıl? Bu son dediğinizi biraz daha açar mısınız?
Yaygın kanaatin tersine masallar geçmişle değil gelecekle ilgilidir. Çocuğun da masalın da yüzü geleceğe dönüktür. ‘Bir varmış bir yokmuş’ diye başlayan bütün masallarda gidilecek bir yol, varılacak bir yer vardır. Masal, çocuğun hayalhanesini canlandırarak onu geleceğe hazırlar. Bu ifadeyi, “masalların insanlığı ileriye doğru iten bir etkiye sahip olduğu” cümlesiyle tamamlamak yanlış olmaz. Hemen tüm klasik masallarda, en çok da 1001 Gece Masalları’nda bir aylık yolu bir günde aldıran bir halı, kanatlı bir at vardır. Aynı şekilde, dünyanın öbür ucunda olup biteni duyma, görme yetisine sahip biri ve mesafe/engel tanımaksızın attığını vuran bir ok, tüfek vardır. Uzun menzilli füzeler ve internet çağında, akıllı telefonlarımızla anında dünyanın öbür ucunda olup biteni görebiliyoruz bugün. Kıtalar arası yolculukları bile üç beş saatte yapabiliyor, sınır tanımayan kitle imha silahlarının yıkıcı etkisine tanıklık ediyoruz. Kuşkusuz masallar bir kehanet içermiyor. Olup bitenin kendisi de bir kehanetin gerçekleşmesi değil zaten. Her şey hayal etmekle başlıyor. Masal, hayal gücünün yolunu açtığı oranda hakikatin kapısını aralayabiliyor, gerçekliğe köprü oluyor.

Çocuğa bakış zamanla değişti
►Çocuğun gerçekle olan ilişkisini kopardığı eleştirisi var, biliyorsunuz. Ayrıca, belli çevrelerde, özellikle bazı masalların korkutucu ögelerle dolu olduğu, bu özelliklerinden arındırılmadan çocuklara okutulmasının aslında zarar verdiği eleştirisi var. Bu konuya nasıl yaklaşıyorsunuz?
Masal ve zararlılık sözcükleri aslında yan yana getirilmemesi gereken iki sözcük. “Kırmızı Başlıklı Kız” üzerinden yapılan eleştirilerde iki nokta gözden kaçırılıyor; birincisi hangi dönemde söylenip yazıldıkları, ikincisiyse kime yönelik oldukları. Söz konusu masallar, sözlü anlatı geleneğinin doğasına uygun olarak herkese hitap eden, klasik masal kategorisi içinde değerlendirilmesi gereken anlatılardır. Bu masalların yazıya dökülüp yaygınlaştırıldığı dönemde, çocuklar bunları ocak başında büyüklerle yan yana dinliyorlardı. Bunda şaşılacak bir durum yoktu çünkü her bir çocuk o dönemde birer “küçük adam” olarak görülürdü. En çok bilinen haliyle 1001 Gece Masalları ya da Andersen ve Grimm Kardeşler tarafından derlenen masallar “büyüklere masallar”dı aslında. Çocukluk henüz “keşfedilmemiş” olduğu için bütünüyle çocuğa özel bir masal ya da hikaye yoktu. Çocuklar büyükler için yazılmış ya da söylenmiş masallardan ya da edebiyattan paylarını kendilerince alırlardı. Ne onlara özel tasarlanmış bir kılık kıyafet vardı, ne tıbbi bir bilim dalı ne de eğitim anlayışı. Çocuklar, ‘küçük yetişkinler’ olarak büyükler için üretilen ne varsa onun minyatür haliyle yetinirlerdi. Özellikle eğitim ve edebiyat bahsinde çocuklara özel bir düzenleme yapma ihtiyacı, mevcut ürünlerin indirgenmesine yol açtı. Sonuçta ortaya “özne”nin ihtiyacıyla örtüşmeyen işler çıktı. Buradan hareketle yapılacak bir değerlendirme, günümüz çocuk psikolojisi, eğitimi ve ihtiyaçları üzerinden yapılacak eleştiriler elbette anlaşılabilir ama masalları zararlı gören bir yargı kabul edilemez. Belirli bir tarihsel dönemde, “herkes” için üretilen bir yapıtı, çocuğa bakışın değiştiği bir dönemde, çocuk edebiyatı ölçütlerine tabi tutarak değerlendirmek doğru değil. Böylesi bir yaklaşımı, çocuğu ve ebeveynleri masallardan soğutacak bir olumsuzluk olarak gördüğümü belirtmeliyim.

►Bazı şairler için, “şiir okumazlar kendi şiirlerden başka” türünden ağır bir eleştiri vardır hani, bilirsiniz. Benzer bir şey gecikmeli olarak da olsa yayın dünyasındaki yerini alan çocuk edebiyatı yazarları ya da bu alanda söz kullananlar için de söylenebilir mi?
Başkalarının ürettiği yapıtları kim ne kadar okur bilemem. Ama çocuk ve edebiyat meselesini sosyoloji, eğitim, psikoloji ve politikayla bağlantılı olarak ele alan insan sayısının az olduğunu söyleyebilirim. Neden böyledir? Çocukluk konusundaki ender iyi araştırmalardan biri olan Güven Gürkan Öztan’ın, “Türkiye’de Çocukluğun Politik İnşası” adlı kitabından aktarayım.

Şöyle diyor Öztan: “Çocukluk ile ilgili kalem oynatırken hangi dönem ve hangi coğrafya hakkında fikir yürütüldüğünün belirtilmesi elzemdir. Her çağda çocuklar mevcuttur fakat çocukluğun kavranışı ile çocukluk çağı tecrübeleri zamana ve mekana göre değişir. Öyle ki, çocuklar ile yetişkinler arasındaki ''mesafe'', çocuklara ve çocukluğa gösterilen ilgi, tarihsel perspektifte her zaman günümüzdeki gibi gerçekleşmemiştir.”

Bence meselenin özü bu.

Gerçek hayat ne içerirse masal da onu içerir
►Korkutuculuk, “Kırmızı Başlıklı Kız” gibi klasik masallar dışında günümüzün hayaletli, büyücülü, bol vampirli yapıtları için de eleştiri konusu yapılıyor. Üstelik korkutuculuk yoğun şiddetle de ilişkili olabiliyor söz konusu yapıtlarda.
Korku, insani bir duygudur. Büyük küçük herkes belli etkiler karşısında korkar, korkuya kapılır. Masal, gerçek hayat neyi içeriyorsa onu içerir. Korku da umut gibi, sevgi gibi, hasret gibi, nefret gibi masalda içkindir. Çocuklarımız hayattan yalıtılmış, gerçeklikten arındırılmış bir ortamda yaşamıyorlar. Sokakta, okulda, hatta evde değişik yoğunluklarda da olsa şiddetle karşılaşıyorlar. Çehov’a göndermede bulunarak söylemek gerekirse, dozunda olduğu sürece bir metnin içinde korku ögesinin de şiddetin de yer almasında bir sakınca yoktur. Buradaki ölçütümüz üretilen metnin iyi edebiyat olup olmadığı ve çocukların algılama ölçeklerini ne kadar zorladığıdır.

►Çocuklar neden masal dinler peki? Çocuklar ya da büyükler niçin masala, efsanelere, bunun günümüzdeki izdüşümlerine karşılık düşen bilim kurgu yapıtlarına ilgi duyuyorlar?
İlgi çeperinin iki temel belirleyeni var bana göre. Biri ‘ihtiyaç’, diğeriyse ‘beklenti’. Derinlemesine bakıldığında iyi bir masal ya da efsanenin ya da bilim kurgu yapıtının birçok ihtiyaçla birlikte yapabilme, başarabilme, güven gibi ihtiyaçlara karşılık düştüğünü görürüz.

Çocuklarda ihtiyaç faktörü, bir kahramana olan ihtiyaç daha belirgindir. Çocuk, büyüklerin dünyasıyla kendi yapabildikleri arasında bir “mesafe” olduğunu bilir. Bir an önce büyümek, “yapabilmek” ister. Masal kahramanları tam da bu noktada devreye girer. Çocuğa yaş aşırtarak özdeşleşmenin yolunu açar. Örnekse, suyun başını tutarak insanları perişan eden yedi başlı ejderhanın kılıç darbeleriyle kesilen her bir başı, masalı dinleyen ya da okuyan çocuğun özgüven kazanmasında bir mesafeye işaret eder.

►‘Beklenti’ dediniz. Bir çocuk, bir okuyucu masallardan ne bekler, ne umar?
Okuyanın ya da dinleyenin beklentilerine uygunluk, masalları ilgi çekici kılan bir başka etkendir. Beklenti, büyükler için de, küçüklere hitap eden masallar için de geçerlidir. Yoksul, yoksulluktan kurtulmak, padişahın zulmü altında inim inim inleyense zulmedenin devrildiğini görmek ister. Zayıf ve güçsüz olan, bazen cinlerin perilerin bazen sihir yapmak gibi olağanüstü becerilere sahip kişilerin yardımıyla, bazense Keloğlan gibi kurnazlıkla padişah gibi, kral gibi, ağa gibi iktidar sahiplerini alt eder. Başarı, bir sorunu çözme becerisi, tüm klasik masallarda küçük kardeşe bahşedilmiş bir özelliktir. Çünkü küçük kardeş hiyerarşik aile basamağının en altında olan kişi, aynı zamanda en zayıf olan kişidir.

Kısacası; masallar ve efsaneler, imkansız olanı mümkün kılarak sıradan ve ölümlü insanın hayatını çekilir, katlanılır ve en önemlisi, bir adım sonrasında ‘değiştirilebilir’ kılar. Abdi Ağa’ya kafa tutan bir kahramanın anlatıldığı İnce Memed; Karanlıklar Lordu Sauron’a karşı hobbitlerle birlikte mücadele veren cücelerin, elf prensleri ve büyücü Gandalf’ın hikayesinin anlatıldığı Yüzüklerin Efendisi; karanlık büyücü Voldemort’a karşı bir tür iyicil büyüyü temsil eden çocuk kahramanla aynı adı taşıyan Harry Potter kitabı; tüm bu yapıtlar, insanın kötü, insafsız ve yıkıcı olanı alt etme ihtiyacına karşılık düşen, aynı insanlık hamurundan yoğrulmuş modern masallardır aslında.

Yenilgi duygusu öğrenilen bir şeydir
►Bu söylediklerinizden, insanlığın en eski sorunlarının, iyi kötü karşıtlığının, umut ve umutsuzluk, başkaldırı ve boyun eğiş, cesaret ve korku, mutluluk ve mutsuzluk gibi kavramlarının masallarda içerili olduğunu, masal anlatıcılarının da bunu evvel ezel konu ettiklerini anlıyoruz.
Evet, böyle de diyebiliriz, açıklıkla. İnsanoğlu doğa karsısındaki korkusunu, güç karşısındaki çaresizliğini, kavuşama halinin getirdiği kederi masallar, efsaneler ve mitolojik anlatılar aracılığıyla yenmeye çalışmıştır. Masal da içinde olmak üzere tüm bu anlatılar verili olanı, dayatılanı kabul etmeme ve tabi ki yeniden kurma üzerine kuruludur.

Yenilgi duygusu, daha doğrusu kavramı ne yapalım ki öğrenilen bir şeydir. Küçük çocuklar, yenilgiyi bilmezler, örneğin. Düşerler, kalkarlar, yeniden denerler, sonunda yürümeyi becerene kadar sürer bu. Denilebilir ki, masalın dili, içeriği itibariyle de esasta çocukluğun dilidir. O dilde yenilgi, umutsuzluk yoktur. Her ne pahasına olursa olsun zorlukların üstesinden gelinecek, prens ya da prenses kötü devlerin, cinler padişahının elinden kurtarılacaktır. Buradaki anahtar kavram yola çıkmaktır, sonrası bir şekilde hallolacak, nihayetinde zorluklar alt edilecektir. Bu, insanlığın binlerce yıllık evrimleşme serüveninden bildiği, belleğine kaydettiği bir şeydir.

►Gerek ilk kitabınız olan “Dalgacıkla Yakamozun Masalı”nda gerek “Işıklı Kaplumbağa Adası”nda gerekse de “Ada Masalları”nda serüven ya da yolculuk anlatının omurgasını oluşturuyor. Masal, her şeyden önce yolculuk mudur?
Evet, masalla yolculuk sözcüklerini yan yana getirdiğimizde böyle bir nitelemede bulunmak yanlış olmaz. Büyük insanlık masalının başat ögesi yolculuktur. Afrika’dan iki yüz bin yıl önce yola çıkan insanoğlunun hareket kodları, bilinmeyenin keşfine ayarlıdır. Aynı şekilde bir çocuğun en azından başlangıçta tüm davranışlarını belirleyen duygu keşfetmektir, meraktır. Çocuk da büyük insanlık da serüvenin çağrısına karşı koyamaz. Her ikisi de büyümek, yol almak, keşfetmek için yola çıkmak zorundadır. “O dağın ardında acaba ne var?” sorusu insanlık tarihi kadar eski bir sorudur. Dünyanın keşfini mümkün kılan şey bu sorunun takibi olmuştur. Uzayla ilgili kimi bilinemezlikler nedeniyle yanıtlayamadığımız, “Acaba galaksilerin birinde bizim dünyamıza benzeyen başka dünyalar var mıdır” sorusunu da Jules Verne göndermede bulunarak ele almak mümkündür. Jules Verne’in “Aya Seyahat”i yazdığı yıllarda teknoloji aya yolculuk için elverişli değildi ama hayal gücü açısından böylesi bir yolculuk mümkündü. Nasıl ki biz çocukken Jules Verne’e inanıp düş kurduysak bugünkü çocukların da paralel evrende yapılacak bir yolculuğu, galaksiler arası seyahatı düşleyebileceğini varsayabiliriz.

“Samanyolu’ndan ötede acaba ne var?”

Bu soru yolculuğu çağıran, kışkırtıcı bir sorudur. Masal hep devrededir. Masal, bu müthiş sorunun yanıtlanmasını imkanlı kılacak yolculuklara kapıyı aralar. Önce hayal ederiz. Sonrası belki de daha önceki yolculuklarda olduğu gibi gelecektir. Evet, masal gelecektir.

Olasılıkla, geleceğin çocuklarının ufkunu açacak sihirli cümle belki de şöyle bir şeydir:

“Bir varmış, bir yokmuş. Uzak galaksilerden birinde, insanların yüzünü yıldız ışığıyla yıkayarak güne başladığı mavi mi mavi, yeşil mi yeşil bir ada varmış...”

En Çok Okunan Haberler