Yemen: Doğru bilinen yanlışlar

Düşünsel tembelliğin de etkisiyle Yemen’e dair yorum ve analizler ne yazık ki ağırlıklı olarak mezhepsel okuma üzerine. Bu bakış açısı yaşananların nesnel olarak değerlendirilememesinin yanı sıra bölgesel gelişmelerin sağlıklı bir şekilde tahlilinin de önündeki en büyük engel. İran etkisine ve Şii-Sünni ayrımına yönelik hiçbir mezhepsel analiz Yemen’de ne olup bittiğine dair net bir fotoğraf vermez. Bu mezhepçi okuma en çok da Suudilerin işine geliyor, bu vesileyle Sünni ülkeleri konsolide ederek Yemen’e yağdırılan bombalara bir meşruiyet kazandırmayı başardılar! Olup bitenleri anlamak için her şeyden önce sunulan resmin arka yüzüne bakmakta fayda var.

1- Yemen Şii-Sünni çatışmasının çok ötesinde bir kavganın ev sahibi. Şii Husi isyancılar, Sünni aşiretler, Suudi Arabistan, Körfez Arap ülkeleri, ABD, İran, El Kaide, IŞİD, eski rejim taraftarları, yeni iktidar sahipleri halihazırda Yemen arenasında kıyasıya bir çatışma ve kavganın içerisinde. Evet bu bir iktidar savaşı var ancak mezhepsel ayrışma bu savaşın sadece bir unsuru, en önemlisi değil.

2- Husiler Şii Zeydilerin içindeki bir aşiret. 2012’de devrilen devrik lider Ali Abdullah Salih de Zeydi’ydi. Ama Zeydiler ya da yaygın bilinen adlarıyla Husiler, Salih’in devrilmesinde kilit bir rol oynadılar. Mezhepçilik kaygısıyla ülkeyi on yıllardır demir yumrukla yöneten Zeydi Salih’e destek çıkmadılar. Salih ise 2010’da Suudi desteğiyle Husileri bombalarken Suudilerin baş destekçisiydi.

3- Zeydilerin isyanı yeni değil. Kuzeydeki Sa’da bölgesinde çoğunluğu oluşturan Zeydiler, 2004’ten beri silahlı mücadelenin içinde. Sana hükümeti, Zeydileri bağımsızlık peşinde koşmakla suçluyor. Zeydiler ise, sadece hak ve hukuk aradıklarını, ülkeyi parçalama niyetleri olmadığını söylüyor. Ocak ayında başkent Sana’ya girdiklerinde de attıkları slogan “birlik” ve “yoksulluğu ezeceğiz”di.

4- Yemen’den kaçarak ülkesini bombalayan Suudi Arabistan’a sığınan devrik lider Mansur Hadi’nin ülkeden kaçmasına yol açan ayaklanmanın arkasında sadece Husiler yok. Yemen solundan sağına, liberalinden ulusalcısına kadar geniş bir skalada Yemenliler Husilerle birlikte. Hadi, on yıllar boyunca devrik lider Salih’in sağ koluydu ve Suudiler tarafından Sana’ya monte edilmişti.

5- Yemen’deki İran etkisi Lübnan, Suriye, Irak baz alındığında sınırlı. Yemen bir Irak, Suriye ya da Lübnan değil. Pakistan’dan Lübnan’a uzanan Şii direniş hattının dışında. Saldırının gerekçesi yapılan “İran, Yemen’i işgal etti” argümanına rağmen Tahran’ın Yemen’i stratejik bir öncelik olarak gördüğüne dair hiç bir işaret yok.

6- Yemen karmaşık siyasi, sosyal, coğrafi gruplaşmaların olduğu, aşiretçiliğin, mezhepçiliğin, yerel dinamiklerin belirgin olduğu bir coğrafya. Zeydilerin İran ile bir ilişkisi olduğu doğru. Ancak Tahran’ın Yemen’e hükmettiği anlamına gelmiyor. Tarihin hiçbir döneminde de bu tarz bir tahakkümü olmadı.

7- Yemen’deki sorunların mezhebi çelişkilerden kaynaklanıyor olsaydı çoğunluk mezhebine mensup Sünni lider Hadi, ülkenin parçalara ayrılmasını isterken, azınlıktaki Şii Husiler buna karşı çıkmazdı. Şii Ensarullah Hareketi Ulusal Barış ve Katılım anlaşmasının uygulanması için ısrarcı olmazdı. Kasım’daki kabinede kendi payına düşen bakanlıklardan Sünni güneyliler lehine fedakârlık yapmazlardı.

8- Kuzeyden gelerek ülkenin yönetimine el koyan Zeydiler 6 parçalı Yemen formülüne “ülkenin parçalanacağı” endişesiyle karşı. Salih’in ardından siyasi sürece daha fazla katılım talep eden Zeydiler merkezi yönetimle yapılan uzlaşma görüşmelerinin sonuç vermemesi üzerine başkent Sana’ya yürüdüler ve ocak ayında Başkanlık Sarayı’na girdiler. Ulusal diyalog yoluyla Yemen’in birliğini korumaya çalışıyorlar, El Kaide’ye karşı silahlı mücadele veriyorlar.

9- Husilerin ilerleyişini İran’ın bölgedeki nüfuz alanını genişletme çabası olarak lanse eden Suudi Arabistan için Arap Yarımadası “kırmızı çizgi”. Kuveyt’ten Umman’a, Bahreyn’den Yemen’e, Basra Körfezi’nden Kızıldeniz’e uzanan yarımadada daha önce de yine “İran bahanesi”yle Bahreyn’deki ayaklanmayı kanlı bir şekilde bastırmıştı.

10- Yemen, sadece Yemen’den ibaret değil. Aden Körfezi’nden İdlib’e uzanan hattın yeni bir cephesi. Suudi Arabistan öncülüğünde on ülke tarafından yürütülen operasyon bir Sünni Koalisyon ürünü. AKP de bu koalisyona destek veriyor. Darbeci Sisi, soykırımcı Beşir, diktatör Salman, Tayyip Erdoğan aynı saflarda. Ve bu koalisyon ne yazık ki Yemen’i Libyalaştıracaktır.

En Çok Okunan Haberler