Yorgun Atlar Ülkesi

Necmiye Alpay ve Aslı Erdoğan için “ağırlaştırılmış müebbet” istemiş sayın savcı! Demek ölüm cezası kalkmamış olsaydı, “idam”la yargılayacaklardı arkadaşlarımızı!

Yazarlar ve gazeteciler hakkında böyle uçuk cezalar istenince bir bakıma seviniyorum. Çünkü soruşturma ve kovuşturmaların hukuksal dayanaktan ne denli yoksun olduğunun en somut göstergesidir bu tür suçlamalar. Böyle soyut ve tutarsız iddianamelerle açılan davalar eninde sonunda çökmeye mahkûmdur.

12 Eylül yargılamalarında DİSK ve Barış Derneği yöneticileri için “idam cezası” istendiğinde de gülüp geçmiştik. Boylarından büyük işlere kalkışmıştı dönemin sıkıyönetim savcıları. Nitekim DİSK Başkanı Abdullah Baştürk de, “Siz bizim ancak ceketimizi asarsınız!” diye meydan okumuştu cüppeli emir kullarına…

Gene öyle olacak! Anımsamakta yarar var: Herkese bol kepçe “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası” yağdıran “kumpas” davalarının savcıları ve yargıçları şimdi neredeler? Hepsi de “Fethullah Terör Örgütü üyesi” olmakla suçlanmıyorlar mı? Kimisi cezaevinde, kimisi kaçak değil mi?

Yargının bu çete elemanlarından tümüyle temizlendiğini düşünmüyorum. Her gün yeni bir hukuk skandalıyla karşılaşıyoruz. Cumhuriyet gazetesiyle ilgili soruşturmayı yürüten savcının, aslında bir “FETÖ Davası sanığı” olduğunu, Odatv’den Barış Pehlivan arkadaşımız ortaya çıkardı. “Kripto FETÖ’cü”lerin muhalif yazarlara, gazetecilere yönelik operasyonları, işin içinde gerçekten de bir iş olduğunu; kumpas ve tertip odaklarının boş durmadığını gösteriyor. Devlete sızmış “Cemaat” üyeleri, kendilerini gizlemek için, siyasal iktidarın hoşuna gidecek akıldışı yöntemlere başvuruyorlar.

Hükümet, “FETÖ üyeliği” için kanıt sayılabilecek birkaç ölçüt açıklamış. Ama bu ölçütler arasında “kraldan fazla kralcılık” yer almıyor. Bence asıl “FETÖ’cüler”, olağanüstü koşullardan yararlanıp iktidarın gözüne girmek için her türlü ahlaksızlığa başvuran işgüzar “şahin”lerdir! Kim “en ateşli Cemaat karşıtı” görünmek için ekranlarda tetikçilik yapıyor, gazetelere tam sayfa ilanlar veriyor, işyerinin kapısına dev dövizler asıyor ve yargıyı bu amaçla kullanmaya kalkıyorsa, Gülen’cileri başka yerde aramaya gerek yok; “olağan şüpheli” onlardır! Asıl onlara dikkat edilmeli…

Bu satırlar yazılırken, aralarında Barış Derneği, Çağdaş Hukukçular Derneği, Kürt Yazarlar Derneği, Gündem Çocuk ve Gökkuşağı Derneği’nin de bulunduğu 370 derneğin gece yarısı baskınıyla kapatılarak kapılarına mühür vurulduğu haberi geldi. Evrensel gazetesi, “Mühürlü demokrasi” başlığıyla duyurmuş haberi. Türkiye’de olup biten hiçbir şeye şaşırmıyoruz artık! Binmişiz bir alamete, gidiyoruz kıyamete!

•••

Cumhuriyet gazetesi yazarları ve yöneticileri on gündür Silivri’de hapiste... Son olarak Almanya’dan kendi isteğiyle gelip teslim olan İcra Kurulu Başkanı Av. Akın Atalay da tutuklandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uzun süreden beri Cumhuriyet gazetesini hedef gösterdiği biliniyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün önerisiyle 1924 yılında Yunus Nadi tarafından kurulan ve Cumhuriyet’le yaşıt olan bu gazeteyi de -Cemaat yayınlarına uyguladıkları yöntemle- ele geçirip hükümet organı yapmak istiyorlar. Bu uğursuz tasarı gerçekleşirse, Türkiye’de artık bağımsız gazetecilik yapma olanağı kalmayacaktır. O nedenle, Cumhuriyet gazetesinin bugün karşı karşıya kaldığı hukuk dışı uygulamaları, yalnızca bir kuruma değil, doğrudan basın özgürlüğüne yönelik ağır bir saldırı olarak değerlendiriyoruz.

Cumhuriyet operasyonunda tutuklananlar arasında karikatürist Musa Kart, Kitap eki editörü Turhan Günay ve köşe yazarı Güray Öz de var. Bu değişik kimlikler, gazeteye yönelik saldırının boyutlarını ve yelpazenin genişliğini göstermeye yetiyor.

Güray Öz, yazıları ilgiyle izlenen birikimli bir arkadaşımızdır. Üstüne üstlük sosyalisttir. Çoğu kişi bilmez ama Güray aynı zamanda bir “gizli ozan”dır. Bu yazıyı, onun 1997 yılında Toplum Yayınları’ndan çıkmış “Kurumuş Gül Ağacı” adlı kitabından bir şiirle noktalamak istiyorum. Çünkü şiir de direngendir, boyun eğmez!

YORGUN ATLAR
gökyüzü / yorgun atların / dinlendiği yer midir
uzun hüzünlerden / geçerek geldik / bağ içinde miyiz / yeşil çimen üstünde mi / taşta mı
onulmaz yaralar / tükenir bir gün / yüzün sararmış kuru otlar gibi / gövden gökyüzü
yorgun atların / dinlendiği yer midir şimdi gökyüzü
21. yüzyıl Türkiyesi’nde, yazdıkları ve çizdiklerinden dolayı cezaevine tıkılan tüm gazeteci ve yazarların bir an önce özgürlüklerine kavuşmasını diliyoruz.
“Yorgun Atlar”ın vurulduğu bir yer olmasın ülkemiz!

En Çok Okunan Haberler