Yüksek Sadakat: Medya, müzik konusunda kitleleri aptallaştırıyor

Burak Abatay @abatayburak burakabatay@birgun.net

Türkiye’de rock müziğin en nitelikli gruplarından Yüksek Sadakat, 4 yıllık aranın ardından ‘Yunus’ adlı tekliyle geri döndü. 15 yılı aşkın bir süredir aramızda olan Yüksek Sadakat’in bas gitaristi Kutlu Özmakinacı ile ‘Yunus’ şarkısını ve bugünün müzik ortamını konuştuk.

4 yıl aranın ardından önce ‘Ceviz Ağacı’ ve sonra da ‘Yunus’ ile döndünüz. Beklemenin sebebi neydi bunca zaman?
Oldukça yoğun bir konser programımız olmasıydı temelde. Stüdyoya girip bir şarkıyı düzenlemek için, her şeyden önce belirli bir konsantrasyon seviyesine ulaşabileceğiniz bir zamana ihtiyacınız oluyor. Bahsi geçen 4 yılda ortalama 4-5 günde bir konser çaldık. Bu da stüdyo çalışmalarından uzak kalmamıza yol açtı. Bu temponun içinde bulabildiğimiz nadir aralıklarda, andığınız iki şarkıyı kaydettik.

>>Tek şarkıyla geri dönmek bazı dinleyiciler tarafından ‘haksızlık’ olarak yorumlandı. Buna katılıyor musunuz?
Bizden daha yoğun bir üretim beklemelerini anlayışla karşılıyoruz elbette. Aslında şarkı yazma sürecimizde herhangi bir değişiklik olmadı, yani hammadde üretimi aynı hızla devam ediyor.
Dinleyicinin karşısına bir albümle değil de single ile çıkmamızın arkasında yukarıda değindiğimiz yoğun konser temposunun dışında bir faktör daha var o da müziğin genel tüketim alışkanlıklarındaki değişiklik. Dijital müzik tüketimi, insanları albüm dinleme pratiğinden hızla uzaklaştırdı. Dinleyici, gruplar ya da türlerden daha çok tek tek sevdiği şarkılara yöneliyor ve kişisel playlist’ini cep telefonunda bu şarkılardan oluşturmayı tercih ediyor. Bugün 10 şarkılık bir albümü şarkı yazımından başlayarak dinleyiciye ulaştırdığınız son aşamaya getirmek en az 2 yıl sürüyor. Bu iki yılın sonunda, çok yoğun bir emekle ortaya çıkan işten 1 ya da 2 şarkıyı geniş kitlelere ulaştırıyorsunuz. Sizin için aynı değerde olan sekiz, dokuz şarkı ise geniş bir kitleye ulaşmıyor. O yüzden biz de, muhtemelen önümüzdeki 2 yıl içinde çıkacak bir albümü yayınlamadan önce, bu albümde yer alacak en az 2-3 parçayı önce single olarak çıkarmayı tercih ettik.

Umudun bittiği yerde inanç başlar
>>Şarkıya geri dönecek olursak, umutsuz bir aşk hikâyesi aslında. Ama epey de neşeli bir ritmi var. Bu bilerek kurguladığınız bir çelişki miydi? Nedir hikâyesi?

Elbette bilerek yapılmış bir tercih. ‘Umutsuzluk’ saptaması doğru ama devamını getirmek lazım. Umudun bittiği yerde inanç başlar. Şarkıdaki zalim sevgilinin elinde acı çeken umutsuz aşık da son çare olarak inancına sığınıyor. Bunu şarkının adını aldığı Yunus Peygamber mitolojisi üzerinden vermeye çalıştık. Genel olarak bilinmekle birlikte, bilmeyenler için özetleyelim: Yunus, uzun ve maceralı hikâyesinin bir evresinde bir balık tarafından yutulur ve balığın karnında, efsanenin değişik versiyonlarında 3 veya 40 gün geçirir. Bu mitolojide kullanılan ‘40 günlük karanlık’ metaforu, aslında umutsuz, çıkışı olmayan durumlara bir göndermedir. Yunus da normalde umudun bittiği yerde gelen pes etme psikolojisine teslim olmayıp son kalesi olan inanca sığınır ve bu işe yarar, balık onu bir kıyıya getirir ve kusar. Soruya dönersek, şarkının enerjisi ve neşesiyle, hikâyenin bütünü arasında bir çelişki yok diyebiliriz.

>>Öte yandan şarkının sözleri epeyce de geleneksel. Bu gelenekselliğin müziğinizle buluşması ne tür bir rastlantı?
Bu bir rastlantı değil, müziğimizin toplamıyla ilgili genel tercihimiz. Yüksek Sadakat, kariyerinin ilk anından itibaren kendisini Türk Rock Müziği yapan bir grup olarak tanımladı. Bu şu anlama geliyordu: Bulunduğumuz ve kültürel kodlarımızı aldığımız Anadolu, Balkan ve Ortadoğu coğrafyasının kadim müzikal birikimini, rock ile, rock’ın yapısal özelliklerini bozmadan sentezlemek. Bu ilk başlarda, bu konuların ülkede yeterince tartışılmaması ve dolayısıyla anlaşılmaması nedeniyle Anadolu Rock olarak bilinen başka bir müzikal anlayışla karıştırıldı. Anadolu Rock, bizim müziğimizden farklı olarak rock’ın yapısal özelliklerini değil, sound’unu kullanır. Bu bağlamda daha domestiktir. Bizim amacımız ise dünyaya tıpkı İngiliz ya da Amerikan rock’u gibi bir Türk rock’u sunmaktı. Bu yanlış anlamanın son yıllarda azaldığını görüyoruz ve bu elbette yapmaya çalıştığımız şeyin anlaşılması açısından bizi mutlu ediyor.

Yeni gruplar medyada yer bulamıyor
>>Peki bütüne baktığınızda Türk Rock Müziği nasıl bir değişim içerisinde? Siz nasıl takip ediyorsunuz müziğimizde olup bitenleri?
Çok olumlu gelişmeler var. Tek olumsuzluk alttan gelen ve bizim jenerasyonu da aştığını düşündüğümüz genç rock gruplarının ana akım medyada kendilerine yer bulamamaları. Adamlar, Palmiyeler, Jakuzi, Son Feci Bisiklet ve adlarını burada sayamayacağımız pek çok harika grup ve sanatçı müthiş nitelikli işlere imza atıyorlar. Ana akım ise birkaç iyi örneği saymazsak düşük IQ seviyelerinde seyreden Türk popunu 30 yıla yakındır kitlelere dayatmak ve gençleri aptallaştırmakla meşgul. Üzücü olmakla birlikte, ülkenin genel gidişatıyla uyumlu.


“Sanatçı için uygun toplumsal ortam diye bir şey yoktur. Bu işin mikro kozmos boyutu. Ama makro kozmosta en ideal durum etkileşimin en yüksek oranda gerçekleştiği özgürlük ortamıdır. Özgürlükler alanı ne kadar genişse, sanat da toplamda o kadar çeşitlenir ve gelişir.”

>>Size yönelik en büyük eleştiri çok sık vokal değiştirmeniz. Cemil Demirbakan’ın ayrılması, Kenan Vural’ın geçmesi; ondan sonra Selçuk Sami Cingi’nin vokal olması ama en son yine Kenan Vural’ın geri dönmesi… Neler oldu tüm bu süreçlerde?
Eleştiri olarak pek yansımasa da yadırganmasını anlayabiliyoruz. Solist, genel dinleyici alışkanlıkları üzerinden baktığınız zaman, müziğin dinleyiciye ulaşmasındaki en son ve önemli nokta. Dört albümlük bir kariyer hikâyesinde 3 solist değiştirip yoluna devam edebilmek ise sadece Türkiye’de değil dünyada da örneği az olan bir durum. Aslında olan biten ise şu: Solistlerimiz hayatın olağan akışı içindeki kişisel tercihler ya da zorunluluklar nedeniyle gruptan ayrıldılar. Cemil solo kariyerine yönelmek, Cingi ise ABD’ye yerleşmek için ayrıldı. Bunun tek istisnası Kenan’nın ayrıldığı dönemdeki menajerimiz ile fikir ayrılıkları ve bizim grup olarak bu dönemi iyi yönetemememizdir. Bütün bunlardan yola çıkarak bilinmesi gereken ise şu: Gruptan ayrılan hiçbir arkadaşımızla bağlarımız ve dostluğumuz bitmiş değil. En büyük hedeflerimizden biri, gelecekte üç solistimizin de aynı anda sahnede olacağı bir konserler dizisi gerçekleştirmek. Selçuk Sami ABD’den dönerse ilk hayata geçirmek istediğimiz projelerden biri bu.

>>Öte yandan baktığımızda vokal değişimi grubun sound’u ya da kimliği için tehlikeli bir şey mi?
Elbette, hem de en tehlikelisi... Az evvel de belirttiğimiz gibi dinleyici açısından özdeşleşilen şeylerin başında vokal gelir ve buradaki değişim büyük yadırgamalara, kopmalara neden olabilir. Bizde böyle olmamasının nedeni ise grubun yapısından kaynaklanıyor. Her ne kadar üç vokalimiz olsa da grubun kurucusu / şarkı yazarı Kutlu Özmakinacı ve sound üzerinde en çok etkisi olan iki enstrüman klavye ve gitarda olan sırasıyla Uğur Onatkut ve Serkan Özgen her zaman sabittiler. Yani grubun müziğinin ana omurgasını oluşturan bileşenler hiç değişmedi. Bu ana omurganın üzerine yerleşen üç şarkıcı ise yapılagelen müziğe kendi renklerini katarak bugüne kadar gelen külliyatın ortaya çıkmasında büyük katkılar sağladılar.

Aynı çizgide devam edeceğiz
>>97’den bu yana müziğin içindesiniz. 2000’lerin ortasında ise sağlam bir yere sahip oldunuz. Bugünle kıyasladığınızda nasıl bir değişim içindesiniz?
İnandığımız ve doğru bulduğumuz anlayış içinde yolumuza devam ediyoruz. Bu anlayışı yukarıda özetlemeye çalıştık. Aynı çizgiyi geliştirmeye devam edeceğiz ama hangi yöne olur onu şimdiden kestirmek zor. Geçen zamanın en olumlu etkisi, ne yaptığınızı ve neden yaptığınızı daha iyi anlamanız oluyor. Kendi gerçeğinizi daha net görüp tanıyabiliyorsunuz. Zor taraf ise bunun yıpratıcı ve yorucu bir uğraş olması. Yola çıktığımız günlerdeki enerjimizi kaybetmezsek sorun yok demektir.

>>Bugünkü toplumsal gerilimler sanat yapmayı zorlaştırıyor mu?
Nerden baktığınıza bağlı. Örneğin festivallerin yasaklanması, canlı müzik yapılan mekanların arka arkaya kapanması, tek sesliliğin medyayı ele geçirmesi, üretimin dinleyici ile buluşmasını zorlaştırıyor ve bu gerçekten çok kötü bir durum. Öte yandan hiçbir şeyin birbirinden bağımsız olmadığı evrende bu tip dönemler, alta patlayacak bir yanardağın magma biriktirmesi gibi, değişik ifade biçimlerinin ortaya çıkıp birikmesine ve genellikle dönemin sona ermesiyle birlikte etrafa saçılıp yeni bir doğuşa vesile olmasıyla sonuçlanırlar. İlerleyen zamanlarda hep birlikte buna da şahit olacağız şüphesiz.

Özgürlükler genişse sanat da çeşitlenir
>>Bir sanatçı için en uygun toplumsal ortam nasıl olmalıdır?

Bahsettiğimiz gerçek bir sanatçıysa ‘yaptığı şey kendisi farkında olsa da olmasa da dünyayı değiştirmektir’. Onun için sanat her şeyin üzerindedir. O bir amaca bağlı olarak sanatını yapmaz. Varoluşunun temel nedeni budur. Bu bağlamda sanatçı için uygun toplumsal ortam diye bir şey yoktur. Bu işin mikro kozmos boyutu. Ama makro kozmosta en ideal durum etkileşimin en yüksek oranda gerçekleştiği özgürlük ortamıdır. Özgürlükler alanı ne kadar genişse, sanat da toplamda o kadar çeşitlenir ve gelişir.

>>İşlerinize geri dönecek olursak ‘Yunus’ ile beraber başka single’lar da gelecek mi? Ya da bir albüm?
Evet, yukarıda da bahsettiğimiz gibi ‘Yunus’, aslında önümüzdeki 2 yıl içinde çıkarmayı düşündüğümüz bir albümün ilk single’ı. 1 ya da 2 single daha yapıp, arkasından bunların içinde bulunduğu bir albüm yapmayı planlıyoruz. Ayrıca bir de şimdiye kadar yayınladığımız albümlerde geride kalmış şarkılardan oluşacak bir akustik albüm üzerinde de çalışıyoruz.

En Çok Okunan Haberler