Zalim ve yalancı çoban

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde / Bir Zalim Çoban varmış yalancılık yaparmış.

“Yalancı Çoban”, bir çocuk şarkısıdır ve adeta şimdiki halimizi de anlatır: Türkiye Başkanlık ile Çobanlık denkleminin kurulduğu bir siyasi rejim altındayken her sabah uyandığımızda yeni bir yalancılık vakasıyla karşılaşıyoruz.

KORO: Yalancı yalancı sana kimse inanmaz/ Yalancı yalancı sözüne kimse kanmaz.

Sözüm ona Kürt açılımı yapıldı. “Yalancı Çoban”, Kürtlerle hem kavga edip hem barışacağına inandırmaya çalıştı. Kürtleri hem müttefik hem düşman saydı.

Sürüsünü alarak, kavalını çalarak/ Çıkmış bir gün kırlara çiçekli bayırlara / “Kürt var!” diye bağırmış köy halkını çağırmış/ Sopayı alan koşmuş, fakat Kürt falan yokmuş.

Her seçim öncesinde ulusalcı-milliyetçi oyları almak için (aslında) Kürt yok derken, Kürtlerin oyuna ihtiyaç duydukça Kürt var dedi, hatta “çözüm cebimde” dedi.

Herkes kızmış söylenmiş, çoban gülmüş eğlenmiş/ Hepinizi aldattım, Kürt falan yoktur demiş.

KORO: Yalancı yalancı sana kimse inanmaz/ Yalancı yalancı sözüne kimse kanmaz.

Ama gelin görün ki yalanlarla siyaset de belli bir noktaya kadar yapılabilir. Tam İmralı ile Kandil’i tokuştururuz kendi işimize bakarız derken… Ve “yatsı” vaktindeyken, Kürdistan’ın batısından bir Rojava doğuverdi. Yalancının mumu söndü. Kocaman bir Kürt hareketi çıkınca ortaya, Zalim Çobanı da bir korku almadı mı?

Günler geçmiş aradan Kürt anlar mı şakadan/ Bir kocaman Kürt dalmış, çobanı korku almış/ “Kürt var!” diye bağırmış, köy halkını çağırmış/ Fakat kimse gelmemiş, yalancıyı Kürt yemiş.

KORO: Yalancı yalancı sana kimse inanmaz/ Yalancı yalancı sözüne kimse kanmaz.

• • •

Aslında burada bitirebilirim, ama şöyle de devam edebilirim:

Nitekim Zalim Çoban’ın sözüne ABD bile kanmıyor ve her kelamı bizzat ABD tarafından derhal yalanlanıyor. Peki ama bu arada Kürt sorunu tartışmalarına ABD “bu şekilde” dâhil olunca ne oluyor?

Çünkü Zalim Çoban tipik bir ulusalcı söylemle en son şöyle deyiverdi: “Şu anda PYD’nin mantalitesinin bu kadar güçlü olduğunu ben düşünmüyorum. Muhtemelen daha üst bir akıl var.” Üst akıl derken ABD’yi kast ettiği aşikâr… Yani, PYD ABD’den askeri yardım alınca “işbirlikçi” mi oldu?

Hayır! Kobani (Kobanê) olayında Zalim ve Yalancı Çoban’ın çığırtkanlığından önce şuna bakarız: Direnenler mazlum mu zalim mi? Mazlum dediysek, tartışma zalim ve faşist ve insanlık dışı IŞİD çeteleri karşısındaki bir direnişin meşruiyeti anlamında bitmiştir. Ha, başka bir zalim, yani ABD, öbür zalimle savaşırken mazlumun yanında yer almışsa, bu zorunlu tercih ABD siyasetlerini aklamaz, onu alkışlattırmaz ki. Savaşlarda bazen düşmanın düşmanı zorunlu dost olabiliyor işte. (Unutkanlar Kurtuluş Savaşı esnasında Mustafa Kemal’in Fransızlarla yaptığı işbirliğini hatırlasın.)

Çünkü Kobanê’de masum siviller var. TC Başbakanı bile önce “Kobanê’de sivil kalmadı ki, hepsini aldık” demiş, sonra ABD cenahında “koridor” lafları edilince “Türkiye Kobanê’deki sivil halka lojistik ve insani destek sağlayacak” demek zorunda kalmıştı. Varsın Zalim hâlâ orada sivil kalmadığını, kalan 2 bin PYD’linin IŞİD’le savaştığını söyleyip dursun. Ona kimse inanmıyor ki…

KORO: Yalancı yalancı sana kimse inanmaz/ Yalancı yalancı sözüne kimse kanmaz.

PYD şimdiki haliyle IŞİD batağına düşünce elbette ABD yılanına sarılıyor. Gelişmeler stratejik bir işbirliğine dönüşür ve gidişat kanton yerine ABD güdümlü yeni bir Barzani-Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) olabilir mi? Duhok toplantısından hangi istikameti gösteren bir sonuç çıkar, şimdiden bilemiyoruz. Söylemeye gerek yok, KBY statüsüne dönük bir tercihte, Rojava Kürtleri kendi kaderlerini en kötü şekilde tayin etmiş olurlar, çünkü şaptan bile şeker olur belki ama ABD eliyle özerklik, demokrasi, ulus devlet filan olamaz…

Zaten bütün dayatma aslında “Öcalan mı- Barzani mi” ikileminde ikinciyi öne çıkarmak için ve olmazsa Öcalan’ı Barzanileştirmek için değil mi? Kürt çözümünde her vesileyle Mesud Barzani’nin sürecin gizli ortağı olduğu anlaşılıyor. Son olarak Barzani Peşmergeleri TC, ABD ve PYD/PKK için “uzlaşma formülü” sayıldı.

İşte bu ilişkilerle sağlıklı barış ortamı ihtimali ve dolayısıyla çözüm imkânı maalesef sıfır noktasına doğru gidiyor… Evet hep “iyi niyet” ama nereye kadar?

Şuraya kadar: Kürtlerin haklı kavgalarının hep yanında olacağız. IŞİD gibi insanlık düşmanı bir tehlike karşısında en doğal müttefikimizin mazlum, seküler, modernleşmeci Kürt hareketi olduğunu unutmayacak ve onların bu özelliğini yitirmemesi, emperyalizmle “işbirliğine” mecbur kalmaması için elimizden geleni yapacağız. Ve sonra Zalim ve Yalancı Çoban’a dönüp koro halinde bağıracağız:

Yalancı yalancı sana kimse inanmaz/ Yalancı yalancı sözüne kimse kanmaz.

***

Minareden atlamak

Sırrı Süreyya Önder, Nuray Mert, Hasan Cemal gibi yazarların kendisine yönelttiği eleştirilere Radikal internet sitesinde cevap verirken şöyle dedi:

“Barış söz konusu olduğunda, sürece baskıcı bir hükümetin herhangi bir yöntemle düşürülmesi olarak bakamayız. Demokrasi, isyan ve direniş güçleri, düşürülecek hükümetin yerine ne koyacaklarını hesap edemezlerse ya da daha kötüsü böyle bir hazırlıkları yoksa, mesela sokaktaki gücünü demokratik bir iktidar alternatifine dönüştürecek bir örgütlü güce ve kadroya sahip değilse olacak olan, egemenler arası iktidar hesaplaşmalarına kurban gitmektir.”
Bu argüman Oğuzhan Müftüoğlu’nun 1980 öncesine dair tespitinin adeta bir tekrarı gibiydi:

“Bunalımın derinleşmeye devam ettiği bir kriz ortamında, devrimci güçler iktidarı ele geçirme konumunda değillerse, iktidar değişikliğini zorlayan şiddetteki bir askeri eylem çizgisi, kaçınılmaz olarak yaratılan iktidar boşluğunun diğer burjuva iktidar seçenekleri tarafından doldurulmasını getirecekti. Bu yüzden, bunalımı hükümet değişikliklerini zorlama yönünde derinleştirme doğrultusundaki bir şiddetli askeri eylem çizgisinin burjuva kliklerinin iktidar hesaplarına takılmasına yol açması mümkün görünüyordu.” (Aktaran M. Pekdemir, Devrimcilik Güzel Şey be Kardeşim, s. 341)
Sırrı Süreyya fıkra anlatmayı sevdiğinden fıkra dinlemeyi de sevebilir:

Yangın çıkan caminin minaresinde mahsur kalan adamı kurtarmak için döneleyen kalabalığın arasındaki Nasreddin Hoca, “Bana bir ip getirin, kurtarayım” diye öne çıkıyor. İp getiriliyor, minaredeki adama atılıyor. Hoca, adama ipi beline bağlamasını söylüyor. Sonra aşağıdakiler hep birlikte ipe asılıyorlar ve güm! Hoca, yerde hurdahaş halde yatan adama bakıp sakalını kaşıyor:

“Biz geçenlerde yine aynı usulle kuyudan adam kurtarmıştık; ama...”

1980 öncesinde devrimciler sokaktaki güçlerini demokratik bir iktidar alternatifine dönüştürecek örgütlü gücü ve kadrolaşmayı yaratabilmek için direnmeye seferber etmişlerdi. O zamanlardaki burjuva kliklerinin iktidar hesaplarına takılmadan iç savaş ortamının karanlık kuyusundan direniş çıkarma hassasiyetini şimdi mollaların minaresinde mahsur kalmış Kürt özgürlüğü adına zikredince, hurdahaş bir çözümle karşılaşmak kaçınılmaz.

Şimdiki rejim 12 Eylül’e yani faşizme rahmet okutuyor, bu bir. Aman AKP’ye halel gelmesin yoksa çözüm olmaz kaygısıyla sürekli AKP’nin suyuna gitmek, egemenler arası iktidar çatışmalarına kurban gitmektir, bu da iki.

Minareden atlamak yerine sokaklara çıkmak ve mesela Birleşik Haziran Hareketi’nde buluşabilmek işte bu yüzden en geçerli çözüm.

En Çok Okunan Haberler
  • Habertürk kanalının Genel Yayın Yönetmeni, TV programcısı ve Habertürk gazetesi köşe yazarı Yiğit Bulut’un kovulmasıyla...
  • Biraz da dilden konuşalım... Bıkkınlık veren “siyasal gündem”den başımızı kaldırıp “Dil
  • “İçeride devlet bakıyor” denir hep. Mahpuslara elektrik faturalarının bile ödetildiği bilinmez.
  • 1 Aralık Dünya AIDS gününde bulaşma hızı düşse de halen 35 milyon kişi HIV ile yaşıyor. İnsan bağışıklık