Emekliler sadaka değil hak istiyor

Sefalete mahkum edilen bir emekli ne yapar, nasıl geçinir, güçlükleri nasıl aşar? Son olarak 2 bin 500 TL emekli maaşı alan Güler Güven’e sorduk. Gelirinin yarısını faturalara ödediğini anlatan Güven "Hakkımızı istiyoruz" dedi.

Sercan MERİÇ

Genci, yaşlısı, çalışanı, emeklisi aynı durumda… AKP’nin yarattığı ekonomik krizle beraber herkes büyük bir çöküş yaşıyor. Kendine yakın isimlere kamudan 3-4 maaşa bağlayan, yandaş müteahhitlere milyarlarca liralık ihale dağıtan iktidar, emekliyi açlığa mahkûm etti. Haziran ayı enflasyon rakamlarının açıklanmasıyla memur ve emeklilerin alacağı zam oranları da belli oldu. Kamu görevlileri ile memur emeklilerinin aylık ve ücretlerinde temmuz ayından itibaren geçerli olmak üzere, yüzde 41,69 artış yapıldı. SSK ve Bağ-Kur emekli aylıklarında ise yüzde 42,35 artış yapıldı. Bu kapsamda, temmuz ayı itibarıyla aile yardımı ödeneği dahil en düşük memur maaşı 9 bin 105 liraya, en düşük memur emekli aylığı 6 bin 78 liraya çıktı. Fakat bugün en düşük emekli maaşı 2 bin 500 TL civarında. Yapılması planlanan zamla beraber en düşük emekli maaşının 3 bin 500 TL’ye çıkarılması planlanıyor. Açlık sınırının 6 bin 391 TL olduğu Türkiye’de, en düşük emekli maaşı yine milyonlarca kişinin yaşadığı krize derman olmayacak. O milyonlarca emekliden birisi de Güler Güven…

HER GÜN ZAM

2018’de Halk Eğitim Merkezi’nden emekli olan Güven, o döneme dek ücretli çalışıyordu. İşini “mevsimlik işçiydim” diyerek tarif ediyor Güven. Sadece eğitim merkezi açıkken çalıştığını anlatan Güven, “Okul kapanınca maaşımız da ödenmiyordu. Hiç olmazsa sigortamızı yatırabilselerdi. 3600’den emekli olduğum için emekli maaşım da çok düşük. Çünkü en düşük prim ödendi. 2 bin 500 TL emekli maaşı alıyorum. Bu enflasyona göre çok düşük. Hiçbir şeye yetmiyor. Barınmadan elektriğe, doğalgazdan beslenmeye kadar her gün zam olur mu? Her gün, her gün zam… Her gidişimizde ‘Acaba ne kadar zam geldi gıdaya?’ diye bakarak alıyoruz. Emekliler ucuza alışveriş yapmak için market market dolaşıyor. Ucuz olan yer de kalmadı. 50 kuruş ya da bir lira fark ediyor. Market alışverişinde çok zorlanıyorum. Ay sonunu getiremiyorum. 3 aydır kredi kartı borcumu ödeyemiyorum. Sadece asgarisini ödeyebiliyorum. Birike birike o da ödenemeyecek hale gelecek. Kredi çeksem neyle ödeyeceğim? O da imkânsız. Emeklileri borç batağına soktular” diyor.

BU KRİZ BAŞKA

Hayatını çok zor şartlarda idame ettirdiğini anlatan Güven, tek başına yaşıyor: “Eşim vefat etti. Ben tek kişiyim. İki kişi veya çocuk okutan kişiler var, kirada oturan kişiler var. Benim evim olduğu için oradan kurtarıyorum. İnsanları çok düşünüyorum. Her alışveriş yaptığımda kendimden çok kirada olan insanları, çocuk okutan insanları düşünüyorum. Onlar nasıl yapıyorlar? Nasıl idare ediyorlar? Bu insanların hepsi bunalımdalar.”

Eski yıllarda emekli olanların aldıkları ikramiyelerle yatırım yapabildiğini anlatan Güven, şöyle devam ediyor: “Eskiden emekli ikramiyeleriyle ev alınırdı, araba alınırdı. Çocuklara yardım edilirdi. Benim babam bir işçiydi. Biz 8 kardeşiz. Babam hepimize çok rahat bakıyordu. Emekli ikramiyesiyle büyük yatırımlar yaptı. Şimdi öyle değil. İkramiyeler kalktı gibi bir şey. Hiçbir derde derman olmuyor. İkramiyeyle borcunu bile ödeyemiyor insanlar.”

Güven, neoliberal ekonominin hâkim kılındığı 1980’li yıllardan itibaren ülkede patlak veren tüm ekonomik krizleri yaşamış biri. Eski krizlerle bugünleri karşılaştırdığında şöyle bir tablo çiziyor: “Eskiden de krizler yaşamlarımızı etkiliyordu ama bu kadar değildi. Bu kadarıyla hiçbir zaman karşılaşmadık. Bu seferki kriz insanı tamamen yok sayan bir kriz. Emekliler yaşayamaz halde. Sadece nefes almaya çalışıyorlar. Ama çok zor. Biz sadece beslenerek ayakta kalmaya çalışıyoruz. Beslenmek de doymak değil, öğün geçiştirmek.”

YILLARCA ÇALIŞTIK

Emeklilerin, toplumun yüzde 30’unu oluşturduğunu ifade eden Güven, devletten sadaka değil, verdiği emeğin karşılığını istediğini belirterek, “Biz emekliler olarak bu ülkenin yüzde 30’unu temsil ediyoruz. Ve biz emek verdik. Devletten sadaka istemiyoruz. Kendi verdiğimiz emeğin hakkını istiyoruz. Yoksulluk sınırı 7 bin TL civarında, açlık sınırı 20 bin TL civarında. Bunlara göre insanca ve onurluca yaşayacağımız bir ücret istiyoruz. Devlet bunu bize vermeli” ifadelerini kullanıyor.

Toplumun güvenmediği resmi verilere göre dahi enflasyon almış başını giderken, emekli maaşlarına ne kadar zam yapılacağı da kamuoyunun gündeminde. Güven, en düşük emekli maaşının 3 bin 500 TL’ye çıkarılmasının da hiçbir yaraya merhem olmayacağını vurgulayarak, “Şimdi bahsettikleri zammı yapsalar bile hiç fark etmeyecek. Ücretlerin değeri düştü. Çünkü sürekli zam geliyor. Vereceği zam bizi kurtarmaz. En az açlık sınırının üstünde bir şey vermeleri gerekir. Bu devlete vergi veriyoruz. Çalışıyoruz. Sigortalarımızdan kesiliyor. Emeklerimizden kesiliyor. Onun için bu devlet halkını koruyan devlet olmalı. Bir avuç insan bu ülkede insanca yaşıyor. Fakat bize layık görmüyorlar. Siz devletin malını yiyorsunuz ve kendinize 140 bin TL maaş yapıyorsunuz, zaten her şeyiniz bedava. Sen o kadar maaş alırken halkı niye düşünmüyorsun?” diye soruyor.

Emekliler, aldıkları düşük maaşlarla hayat mücadelesi verirken bir yandan da iflas eden sağlık politikaları ile karşı karşıya kaldı. Güven de kısa süre önce safra kesesinden ameliyat olduğunu anlatırken, yaşadığı zorlukları aktarıyor: “Ameliyattan önce randevu almaya ayrı çaba harcadım, ameliyattan sonra kontroller için ayrı… Aldığımız bütün randevularda bizim maaşlarımızdan 24 TL kesiliyor. Tomografisi, muayenesi, şuyu buyu beş ayda tedavimi tamamladım. Randevu alamıyor insanlar. Kanser hastalarının günü gününe tedavileri olması gerekiyor. Aylarca randevu alamıyorlar. Halk artık isyanda. Öğrencisi isyanda, emeklisi de isyanda...”

HALK ÇOK PERİŞAN

Ülkedeki konut krizi de kısa bir süre önce Güven’i de vurdu. Kızının yeni eve taşındığını söyleyen Güven, ev sahibinin 4 ay sonra eve zam yapmak istediğini söyleyerek, “Dört ay sonra zam olur mu? Sürekli taciz etti. Zam yapın diye. O da yapmayınca bu sefer evi satılığa çıkardı. Şimdi eve gelip bakıp gidiyor. Bu çocuğa yazık değil mi? Ülkede ev de yok. Çünkü yabancı sermayeye sattık. Yüksek fiyatlar verdikleri için yabancılara satıyoruz evleri” diyor.

Emekliler düşük maaşa mahkûm edilerek, sosyal aktivitelerden de izole ediliyor. Güven de son 5 yıldır hiçbir sosyal aktiviteye katılamadığından şikâyetçi: “Ne bir sinemaya gitmişiz yıllardır, ne bir tiyatro, ne bir müzik dinletisine… Onlar bizim için artık lüks. 7 yıldır bir kez bile tatile gidemedim. Zaten bu gelirle nasıl gideceksin? 650 TL doğalgaz faturası geldi kışın. En düşüğü 500 TL’ydi. Elektriği çok az kullandığım halde 120 TL fatura geldi. Su faturam 48 TL geldi. Tek kişiyim. Sadece faturalarım maaşımın yarısı ediyor. Ben tansiyon hastasıyım. Tansiyon ilacı kullanıyorum ve ilacım raporlu olmasına rağmen eczaneye gittim. 110 TL bedel çıktı. Bunun 65 TL’sini cebimden ödedim. Devlet sadece yarısını ödüyor. Bu büyük bir haksızlık. Sağlık sigortası ücretsiz olmalı. Eğitimimiz ücretsiz olmalı. Halk çok perişan. Emekli kendi çalıştığı hakkını alıyor. Emeklilere hiçbir şey vermezlerken, bir taraftan da kamu kurumlarına yerleştirdikleri kendilerine yakın bürokratlara 3-4 yerden maaş bağlıyorlar. Hiç bakkala, markete gitmeyenler bizim hakkımızda kararlar alıyorlar. Ben kasaba, ayda yılda bir kere gidebiliyorum. Eskiden kiloyla alırdım. Şimdi ‘300 gram ver’ diyorum."

Günün Manşetleri için tıklayın
En Çok Okunan Haberler
Beşli Çete birer birer hisselerini satıyor Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu düşürdü Nebati'den Kılıçdaroğlu'na 'ÖTV' yanıtı: Espri yapmış Kapalı konuşma sızdı: Nureddin Nebati’den hem ÖTV artışı hem Kılıçdaroğlu itirafı