10 maddede “nasıl hayırlı sonuç alırız?”
BARIŞ İNCE BARIŞ İNCE

Kritik bir referandumdan geçiyoruz ve yapmamız/yapmamamız gereken şeyleri iyi düşünmeliyiz. Ama sadece seçimden “hayır” çıkarmak için değil sonrası için de düşünmek gerekiyor. 7 Haziran öncesinde “Bu işin 8 Haziranı da var...” diyerek buna dikkat çekmeye çalışmıştık. Yine aynı şekilde bugünü ve yarını bir arada düşünmeliyiz.

1- Erdoğan’ın topluma yalandan da olsa sunduğu bir şey bu kez yok. “Zenginleşme”, “sivilleşme”, “iktidarın milletle paylaşılması” gibi söylemler üzerinden bir algı oluşturulamadı. O yüzden hamaset ve kitle konsolidasyonu ile işi götürmek isteyecek. Bu da tam ikna olmamış, heyecansız sağ seçmenler havuzu demek. Bu kesimin bir biçimde etkilenmesi gerekiyor.

2- Bizim kendi mahallemiz dışına çıkmamız adına da bir fırsat doğuyor ancak bu kesimi etkilemek adına bulunacak dil, bizim açımızdan sağcıya sağ propaganda şeklinde olamaz. O zaman biz toplumu değiştirmiş olmuyor kısa vadeli bir başarı için kendimizi değiştirmiş oluyoruz. Bulunacak dil de farklı kesimlere seslenebilen ama kendisi olmaktan vazgeçmeyen, 80 öncesinde MSP’li fındık üreticilerini bile örgütleyebilen özgüvenli, devrimci bir dildir. AKP’nin ekonomik olarak mağdur ettiği, bombalarla gerilen, işini aşını yitiren, geniş kesimlere durumu anlatabilmeliyiz. Öcü olmadığımızı göreceklerdir.

3- Bunu yaparken en büyük hata, “kendi mahallemiz” denilen demokrat semtler için “zaten burada hayır çıkacak” demek olur. Bu semtleri asla rehavetle ihmal etmemeliyiz. Çünkü bu bir milletvekili seçimi değil. Her il bir/iki milletvekili yollamayacak. Sonuç toplamdan hesaplanacak. Nüfusu fazla olan sosyal demokrat, laik duyarlılıklı kentlerde ve semtlerde fire olmaması için seferberlik gerekiyor. Apartmanda bile tüm komşuların sandığa gittiğini bilecek bir çalışma şart. O yüzden sosyal medyada “ne işiniz var Kadıköy’de” diyenlere itibar etmeyiniz.

4- Bu seçimde de her türlü manipülasyon, çalma çırpma yapılacaktır. Ancak toplamdan hesaplanması bu kez avantaj oluşturuyor. Küçük yerlerdeki küçük işgüzarlıklarla vekil değiştirme işi bu kez mümkün olmayacak. Bir büyük kentten çıkartılabilecek yüzde 70-80 hayır oyu o yüzden önemlidir.

5- “Sistemden işi bitirecekler” algısı da Hayırcıların çalışmalarına sekte vuruyor. Oy güvenliği konusunda elimizden geleni yapmalıyız ama 2 yıldır OHAL nedeniyle sokağa çıkamayan muhalefet için halkla buluşma, bir şeyler anlatma imkânı doğdu. Bu çabanın kendisi bile en az sonuç kadar önemli. Bu çabayı önemsemeliyiz.

6- Referandumu basit bir “hayır” kampanyası olarak algılayan merkez sağ ya da sol liberal düşünce biçimi kırılmalıdır. “Hayır” içerisinden mayalanan “yeni bir başlangıç” umudu yaratılmalıdır. AKP’nin 15 yıllık politikaları ile hesaplaşmayan bir “hayır” anlamlı olmayacak, sonu 7 Haziran sonrası gibi hüsran olacaktır.

7- Kendi “hayır”ımızı bu şekilde anlatırken 2 ay boyunca başkasının “hayır”ı ile uğraşmak da mantıklı değil. Avrupa’da neoliberal yasalara dair yapılan referandumlara sosyalistler/komünistler emek cephesinden karşı çıkarken, faşistler daha absürt (Avrupa karşıtlığı, göçmen karşıtlığı… gibi) nedenlerle karşı çıkabiliyor, herkes de bunu biliyor. “Aman Saadet ile aynı yere mi düştük” gibi bir tartışmanın anlamı yok, onların neden hayır dediği bizi ilgilendirmiyor. “Hayır”a kimin rengini verdiği önemlidir, bunu biz başarabiliriz.

8- Bu farklılıklardan ötürü iki aylık süreçte “blok” düşüncesi de anlamlı değil. Bu tarz parti bloklaşmaları, aksine iktidarın istediği kamplaşmaya hizmet ediyor. Örneğin farklı sosyolojik yapıları ve hassasiyetleri nedeniyle, HDP ile CHP bloku 1+1’in 2’den de az ettiği bir duruma tekabül edebilir. Bu partilerin birbiri ile uğraşmadan kendi hitap ettiği kitleyi ikna eden eforu daha anlamlı olur.

9- Bu referandumdaki en saçma tartışmalardan birisi de boykot çağrışımlı lafların tekrar açılması olur. “Önceki daha mı iyiydi”, “iki kötü seçenekten biri” söylemleri referandumda bir anlam taşımıyor. İki seçenek yok. Karnımız aç ama önümüze de zehirli bir yemek konmuş, yer misin yemez misin deniyor. “Yemeyiz” diyoruz ve bu da açlığı sevdiğimiz anlamına gelmiyor. Yemeyiz diyen direnç, açlığa karşı direnci de içinde barındırır.

10- Meclisleri ile, forumları ile, mahalle mahalle örgütlenmiş bir “Hayır”; Gezi’nin düşlerinin, Haziran’ın fikrinin yeniden tüm neşesi ile ülkeye yayılması anlamına gelir. Kaybeden karanlığın daha bir öfkeyle saldıracağı kesindir. Ancak sokak sokak, semt semt örgütlenmiş ve dirençli bir hayır, her türlü zulme karşı “sık bakalım” şarkısını söyleyebilecek özgüvene ve neşeye sahiptir.
Sonrası iyilik güzelliktir.