11 Eylül’ün munzam kurbanı: Özgürlük
DEFNE GÜRSOY DEFNE GÜRSOY
Buraların medyaları onuncu yıldönümü etrafında 11 Eylül 2001 saldırılarına kilitlendi.
Buraların medyaları onuncu yıldönümü etrafında 11 Eylül 2001 saldırılarına kilitlendi. Belgeseller, on yıl sonra çeşitli şahitler, kurtarıcılar, kurtarılanlarla yapılan röportajlar, yeni bir İslamcı saldırının olasılıkları günlerdir gazete, televizyon ve internet sitelerinin ana konusu olarak işleniyor. Merkezi Paris’te bulunan Fédération Internationale des Ligues de droits de l’homme (FIDH) (Uluslararası İnsan Hakları Dernekleri Federasyonu) ise dünyayı sarsan saldırının ardından dünyanın dört bir yanında çeşitli ülke yönetimlerinin “terörle mücadele” adına sertleştirdikleri güvenlik yasalarının temel özgürlüklerin ihlal edilmesi için nasıl kullanıldığını gözler önüne seren bir dosya yayınlamayı tercih ediyordu (bakınız: http://www.fidh.org/Special-dossier-9-11-Antiterrorism).

Dosyanın giriş yazısında 11 Eylül 2001 saldırıları bir yandan dünyanın jeopolitik düzenini temelinden sarsarken, öte yandan temel hak ve özgürlüklerde gerçek bir gerilemenin de başlangıcı sayılabileceği ifade ediliyor. FIDH raporu, saldırıların hemen akabinde ABD ve İngiltere gibi demokratik ülkelerde bile terörle mücadele adına oylanan yasaların, temel hak ve özgürlüklerin ciddi boyutta kısıtlayacak şekilde gözden geçirildiğine işaret ediyor. Batılı ülkeler böylece, en ufak terörist faaliyete katılma veya terör örgütü üyesi olma şüphesinin başka ülkelerden gelen “yabancıları” net bir suçlama olmaksızın belirsiz bir süre boyunca göz altına almasına yetiyor. Büyüklerinin izinden çıkmayan diğer ülkeler ise, terörle mücadele adına mevcut yasaları sertleştirerek, ifade, temel hak ve özgürlükleri daha da kısıtlamak için altın fırsatı ele geçiriyordu. Dosyada Ebu Gayip veya Guantanamo gibi hapishanelerde yapılan işkencelerin ABD tarafından “meşrulaştırıldığı”, hatta bazı hükümetlerin kanun dışı hedefli cinayetler işledikleri bile ifade ediliyor.

FIDH’ın Onursal Başkanı Patrick Baudouin “terörle mücadele adına özgürlüklerin kısıtlanmasını meşru gösteren propaganda, temelde korku politikalarıyla beslenirken, insanlığın temel değerlerinden kademeli olarak vazgeçilmesine neden olmuştur” diyor. FIDH saldırılardan on yıl sonra Guantanamo’nun hala lağvedilemediğine işaret ederken, Afganistan’da ittifak güçleri ile Talibanlar arasında sürmekte olan savaşın sürmesini anlamsız buluyor. Rusya’nın Kuzey Kafkasya’da sayısız ihlallerinin bu mücadele adına kolaylaştırıldığını, aynı şekilde Çin Halk Cumhuriyeti’nin Tibet ve Sincan’da azınlıklara baskı politikasını sertleştirdiği hatırlatılırken, bölge bölge “Terörle mücadele ve insan hakları” dosyalarına yer verilmiş.

FIDH’ın raporlarında Türkiye’ye doğrudan bir gönderme yok. Ancak başkan bir kaynakta, ibret verici bir sonuç açıklanıyordu: 4 Eylül tarihli AP ajansı bülteninde, dünyada 11 Eylül 2001’den beri terörle mücadele nedeniyle 66 ülkede 119 044 kişinin gözaltına alındığı, 35 117’sinin hüküm giydiği yazıyordu. Ve Türkiye 12,897 mahkumiyet ile toplamın üçte birini aşarak birinciliği elde ediyor! Çin Halk Cumhuriyeti bile 7000’i aşkın tutuklamayla ikinci geliyor. 2006 yılında terörle mücadele yasalarını gözden geçiren ve sertleştiren Türkiye’de 2005 yılında 273 kişi mahkum edilirken, 2009’da bu sayının 6 345’e fırladığı belirtiliyor. Başbakan Erdoğan’ın “güvenlik ve özgürlük arasındaki denge konusunda hiç ödün vermedik” sözlerine yer veren ajans, Türkiye “kimilerine göre terörist sayılan bir kişinin bir diğer grup için özgürlük savaşçısı olduğu” ifadesinin en bariz örneklerinden biri olduğu kanısında. “Yani, terörist tanımı nerede olduğuna ve kime sorduğuna bakar”.