1500 pro lisanslı Spartalı
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Bunların 300 tanesiyle bir alakası yok! Sadece latife benimkisi.

Fransa, İngiltere, Almanya ve İspanya’da Türkiye futbolu hakkında o ülkenin bir futbolseveriyle konuştuğunuzda, bizde 1500 Pro Lisanlı antrenör var dediğinizde ağzı açık hayrete düşer! “Kal gelir.”

1500 Pro Lisans ne demek?

Hemen şu kanıya varır: O zaman sizin ülkenizde futbol üst düzeyde!

Ve devam eder: Birçok antrenörünüz yurtdışında üst düzey liglerde çalışıyordur. Ve çok fazla oyuncunuz da üst düzey liglerde top oynuyordur.

Haklı olarak bu yorumları yapması gerek. Çünkü onlarda bu sayıda Pro Lisanslı antrenör yok! Pro Lisans almaları için canları çıkıyor.

Bechanbauer, Köln Spor Akademisi'nde açılan özel bir kurs programına katılarak lisans sahibi oldu. Hani hem futbolcu olarak hem de antrenör olarak Dünya Kupasını kazanan kişi, namı değer İmparator.

Bizdeki imparatorlar gibi sanal falan değil.

E, futbolumuz da ortada.

Ortada da orta seviyede bile değil. Bildiğiniz en alt seviyede. Yıldız adayı diyebileceğimiz bir oyuncuya sahip değiliz. Hiçbir antrenörümüz Avrupa’da üst liglerde çalışmıyor. Hiçbir futbolcumuz Avrupa’da üst liglerde oynamıyor. O zaman niye bizde 1500 Pro Lisanlı (!) var peki?

Tamam sosyal medyada yan yana lisansı ile resim çektirmelerine bir şey demiyorum da kim, niye veriyor bu kadar lisansı bu insanlara?

Kim, ne kadar donanımlı ki bu lisansları alabiliyor?

Yukarıda saydığım ülkelerdeki federasyon yetkilileri veya kulüp antrenörlerine bu soru ve cevapları verdiğinizde ne diyebilir ki? Kalkar gider ve arkasına bakmaz. Çünkü bu sayıya karşılık gelen futbol doğrularına sahip değiliz.

Altyapıların hali ortada…

Bu kadar kimliğe sahipsek ve böyle belgeleri kullanmak istiyorsak niye altyapılar böyle. Çünkü UEFA-A Lisans ve UEFA B-Lisans da aynı böyle ekmek-peynir gibi dağıtılıyor.

Tek seçenek kalıyor geriye, o da kartvizit ve hatırı sayılı Ankaralı Abiler…

Diğer güzel pozisyon; Eğitim Dairesi'ni ele geçiren kişilerin kendi etrafını ve Ankaralı Abileri üzmemesidir.

Anadolu’da gerçekten emek verip futbol için çaba sarf eden, bağlantısız (!) kişilere nedense yıllarca sıra gelmemekle beraber, bu aniden, peş peşe UEFA Lisans silsilesini dizenlerin ne yetenekleri var onu da daha göremedik. Bu da işin diğer güzel yanı!

Türkiye’de toplasanız 150-200 arasında profesyonel kulüp vardır. Diğerleri ne yapacak merak konusu? Hani, dönerci açıp duvara lisansı asmak da ayıp olur artık!

Kız istemeye gittiğinizde de yerler mi bilmiyorum? “Oğlumuzun Pro Lisansı var” dense, kızı verirler mi ki? Hep kaos…

Şaka bir yana, her şey rant havuzu içinde pozisyon alma beklentisinden başka bir şey değil. Futboldaki kayıt içi görünüp, kayıt dışı olan bu kadar para, herkesi para hırslı (!) kılıyor. Futbol filan hikâye…

Zaten öyle olmasa, şu an Brezilya gibi, Hollanda gibi, Fransa gibi futbol yapımız ülkeye katma değeri yüksek katkı yapardı. Hiçbir getirisi olmayan futbol, cari açığı tetikleyen bir sektör olmaktan öteye gidemiyor. Sadece belirli kişilerin ne hikmetse cüzdanı kabarıyor.

Kulüp dernek, kontrol hikâye. AŞ’ler kulübün, borç hikâye. Tüm borçlar kulübe kalıyor ki sadece bir ibraya bakar her şey…

Haliyle emek vermeden para kazanmak artık bizim kodlarımızda çok sağlam yapıştı. Babadan oğula da geçiyor işin komik tarafı!

Her şey bu kadar açık.

Keşke 1500 Pro Lisanslı da 300 Spartalı gibi senaryo olsaydı!