16 asker akademisyen
SELÇUK CANDANSAYAR SELÇUK CANDANSAYAR

Tamam gülüyoruz, ince bir mizah olduğundan değil; sakil görgüsüzlükten öte zevksiz, ‘kitsch’ olmasına da değil acınası haline gülüyoruz daha çok. Kendilerini rezil ettiklerini düşünüyoruz… Alay edesi bile gelmiyor insanın. İnanmazlıkla gülüyoruz.

Azıcık bir sevimlilikleri olsa, hani çarşafı pelerin gibi omzuna atıp ben Kara Murat’ım diye salonda taklalar atan çocuğun kendini beğenmişliğine, hayaline dokunmak istemez ya insan; evet evet diye onaylar ve gülümser, belki öyle yapılabilir. Ama durum ciddi.

Gözümüzün önünde, gözümüzün içine baka baka yeni bir ‘ezelden gelip ebediyete giden’ tarih inşa etmeye girişmiş durumdalar. Bu gün güldüklerimiz yarın önlerinde diz çöktürmeye çalışacaklar. Bütün cehaletleri ve çapsızlıklarıyla bir yandan ‘kurucu lider mitosu’ ve ona koşut bir ‘tarihsel süreklilik’ hikâyesi yazmaya çalışıyorlar.

Erdoğan, durmadan ‘dile’ müdahale ediyor. Bildiğimiz kavramları ‘yeni’ ve anlamını kendisinin belirlediği sözcüklerle tanımlamayı dayatıyor. AKP- Akparti belki de bunların en masumuydu. Şimdi ‘külliye’ diye tutturması ise daha belirleyici. Dile egemen olan dünyaya egemen olur.

Beştepe’deki bina, üzerine kurulduğu arazinin tarihsel anlamı, arazinin işgalindeki hukuk tanımazlık, inanılmaz maliyeti ve ‘görkemi’, yanı başına yapılan camisi ile dile, onun taşıdığı anlama ve oradan tek tek insanların zihnine, belleğine başka bir tarih hikâyesinin tohumlarını zorla ekme çabasının da kanıtı.

Müsamere askerleri de öyle. Tarihte 16 Türk devletinin olduğu iddiasının yanlışlığını her görüşten tarihçinin defalarca kanıtlamış olmalarının bir değeri yok. Tarihte ne olduğunun da bir önemi yok.

Zorba kendi hakikatini tarih diye kafamıza kakıyor, gerçek olan sadece bu.

Binanın yapısal özellikleri, merdivenlerde iki yanına alıp, kendisinin huzurunda sıraya dizdiği ‘geçmiş’in içinden, yukarıdan aşağıya, tebasına doğru inen göksel bir otorite imgesi; binanın dış duvarlarıyla girişi arasındaki devasa alana dizilmiş geçmişin ve bu günün askerlerinin arasından turkuaz halı üzerinden ‘yeni bir marşla’ yürüyerek konuğu alma ve onu içeri sokma…

16 askerli töreni 16 akademisyenli sofrayla bütünleştirme… O sofraya oturanlar sadece kendi ruhlarını meze yapmış olsalar, özgür iradeleri denilebilirdi ama maalesef üniversite, bilim, bilgi kavramlarının da içinin boşaltılmasına yardakçılık etmiş olmadılar mı?

Aynı binada Bakanlar Kurulu’nu toplayarak yönetimin de onun altında olduğu mesajını dayatma. Böylece geçmişi, tarihi, orduyu, dini, bilgiyi ve yönetimi kendi ayağının dibinde, himmetine tabi kılma. Her şeyin ve herkesin üzerinde olduğunu ruhlara kazıma çabası.

Faşizm, gücü eline geçirene kadar akıldışı, ucube ve gülünçtür. Bu haliyle aklı başında insanlar için alaya alınacak bir aptallıktan öte değilmiş gibi görünür; en güçsüzler için ise büyüleyici bir hayali vaat eder. Kendisini ‘hiçbir şey’ gibi hissedenler için bir tür dev aynası işlevi görür. Böyle böyle bir zehrin bedeni sarması gibi en görünmez olanlardan başlayarak yayılır. İktidarı ele geçirdiğindeyse hikmetinden sual olunmaz bir kadiri mutlaklığı hem de kanla, zulümle, döve öldüre benimsetir.

Panzehiri Haziran olan bu sürece gülmektense yapmamız gereken çok iş var. Durum ciddi…