16 Nisan 2017’de ne oldu?
23.04.2017 09:57 BİRGÜN PAZAR
Gün boyunca gelen ihbarlar bununla sınırlı kalmadı. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki birçok ilden, ilçeden, köyden benzer ihbarlar yağıyordu: “Muhtar oturdu, tüm köy yerine oy veriyor, kimseye oy kullandırmıyor”

SERA KADIGİL
Avukat, CHP PM üyesi

Kendimi bildim bileli seçimlerde hep çalıştım. Esasında AKP daha yeni yeni iktidardaydı ve ortalıkta devletin üstüne düşen en temel “oylara sahip çıkma” görevinden endişe eden kimsecikler olmadığı için Oy ve Ötesi gibi zaruri ancak varlığına ihtiyaç kalması dahi utanç verici güzel gönüllü kuruluşlar kurulmamıştı. Bendeki bir hevesti işte. Hep bu işlere meraklıydım. Merakım sonuç verdi son beş seçimdir ana muhalefet partisinin hukuk ve seçim biriminde avukat ve çağrı merkezi koordinatörü ya da gönüllüsü olarak çalışma fırsatı yakaladım. Bunlardan sonuncusu 16 Nisan 2017 tarihinde gerçekleştirilen “Türkiye Cumhuriyeti demokratik olsun mu, olmasın mı?” konulu akıllara durgunluk veren çalışmaydı… Bu yüzden referandumla ilgili yazar mısın denince ne yorum ne analiz yapasım geldi açıkçası.. Olanı, olduğu kadar anlatmak istedim sadece.. Cumhuriyet tarihinin en büyük seçim hukuksuzluklarından biri nasıl “geliyorum” diye bağıra bağıra geldi, o günün olayları ile birlikte adım adım bir yerlere yazayım ki kalsın istedim. İleride belki bir gün biri denk gelir de “Yok canım, bu kadar da olmamıştır, bu kadın muhalif ya abartmıştır” diye bıyık altından gülerek ve yaşadığımız günlere inanamayarak okusun…

16 Nisan 2017

YSK tarafından sandık başkanlarına saat 05.58’de gönderilen ilk kısa mesaj “Oy zarfı ile birleşik oy pusulalarını sayıp, tutanak defterine geçiriniz. Oy pusulalarının arka tarafını ve oy zarflarını sandık kurulu mührü ile mühürleyiniz.” talimatıydı. Gün ve seçimler YSK’nin bu resmi mesajı ile başlamıştı. Henüz oylama devam ederken, Kurulca alınan 559 sayılı kararda da “Oy pusulalarının sandık kurulu mührü ile mühürlenmesinin amacı, oylamada sahte oy pusulası kullanımını engellemek için olup, mührün (…) mürekkep fazlalığı nedeniyle ön yüzüne yansımış olması, oy pusulasının geçersiz sayılmasını gerektirecek nitelikte görülmemektedir.” denmişti… Bu arada referandumdan kısa bir süre önce alınan kararla sandık sonuç tutanaklarında bulunan “geçerli oy” gibi bazı önemli bölümler kaldırılmıştı.

Eksik Pusula ve Zarflar:

Sandık kurulları kurulmaya başladıktan itibaren (Doğu illeri için 06.00, diğer iller için 07.00), sandık kurulu üyelerinden yoğun şekilde “çuvallardan yeter sayıda pusula ve zarf çıkmadı.” “Sandık 400 kişilik, çuvaldan 360 pusula çıktı, ne yapalım?” yönünde şikayetler yağmaya başladı. Oldukça tuhaftı. Çünkü YSK pusulaları 400’lük paketler halinde paketleyerek yollardı, aradık ne oluyor dedik “paketleme hatası” dediler… Bu arada birkaç ilçeden “seçim kurulundan geldiğini söyleyen birileri geldi, bazı sandıklarda eksik pusulalar varmış, bizdeki fazla pusulaları istiyorlar, verelim mi?” gibi tuhaf sorular geldi, olur mu öyle şey dedik, seçime devam ettik.

Mühürsüz pusula ve zarflar:

Öğlene doğru bu sefer Türkiye’nin dört yanındaki seçmenden “oy kullandım ama mühürsüzdü” ihbarları ve sandık üyelerinden “mühür vurmayı unutmuşuz ne yapalım?” soruları gelmeye başladı. Bize ulaşan tüm ihbarlarda ve tüm görevlilerimize aynı şeyi söyledik, “oylamayı durdurun, durumu tutanak altına alın”. Bu yönde yoğun olarak kısa mesajlar atıldı. Hemen her seçim bu yönde şikayetler olurdu, ama bu seçim gelen şikayetler, nedendir bilinmez, bir hayli yoğundu…

“Evet” mühürleri:

Öğlen saatlerinde bu kez, “Bana verdikleri mühürde -evet- yazıyordu oyum geçerli mi?” “Bana evet’li mühür verdiler, -hayır-a vurdum ama -evet- yazıyordu, ben dahil herkesin kafası karıştı, müdahale eder misiniz” şikayetleri yağmaya başladı. Oysa daha seçim başlamadan çok önce YSK, mühürlerin “tercih” yazılı olacağını garanti etmiş, hatta bunun için 450 000 yeni tercih mührü yaptırılmıştı. Sandık sayısının üç katı kadar tercih mührü varken bu “Evet”ler nereden türemişti.. Anlaşılamadı.

Mükerrer oylar, oy kullanamayan seçmenler…

Gün içinde yaşanan saçmalıkların ardı arkası kesilmiyordu. “Oy vermeye gittim biri yerime oy kullanmış, kim bilmiyorum, şimdi ne yapacağım” gün içinde sıkça duyduğumuz bir cümle oldu. Oysa YSK imza karışıklıklarının önüne geçmek için çuvallara cetvel, koymuştu, bunca “yanlışlıkla kullanılan oy” nasıl peydah olmuştu?

Aynı adam(!)ın beş ayrı “Evet” basılı pusula ile övünerek sırıttığı pozlar, bir dizi başı boş pusulanın “Evet” kısmına tercih vurulurken çekilen ve hiç utanmadan marifetmiş gibi paylaşan videolar, kendisi Almanya’dayken burada da oy kullanabilen mucizevi kadınlar, çuvallar içinde atılmış 'HAYIR' pusulalarının haberleri ve ihbarları sardı dört yanımızı gün boyu.

Açık oy, gizli sayım!

Gün boyunca gelen ihbarlar bununla sınırlı kalmadı. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki birçok ilden, ilçeden, köyden benzer ihbarlar yağıyordu: “Muhtar oturdu, tüm köy yerine oy veriyor, kimseye oy kullandırmıyor” “Oy kullanmaya gelenler ciddi baskı altında” “Hayırcı bildiklerini tehdit ediyorlar” “Sayıma geçiyoruz diye bizi dışarı çıkarttılar…”

Saat 17.00, Oylamalar bitti. Sandıklar kapandı.

Daha 10 dakika olmamıştı ki YSK tüm sandık görevlileri ve kamuoyu ile bir mesaj paylaştı ve “dışarıdan geldiği ispat edilmedikçe(!!) mühürsüz tüm pusula ve zarflar da geçerlidir” buyurdu. Buyurdu, evet ve hatta alenen “yasadı”! Bu tam olarak bir yasama faaliyetiydi çünkü seçimlere ilişkin kanun maddelerinde açıkça “Mühürsüz zarf ve pusulalar GE-ÇER-SİZ-DİR” yazıyordu. Buna rağmen YSK bu kararı, AKP’li üyenin talebi üzerine, yani henüz hiçbir itiraz vaki değilken, yani henüz seçim yeni bitmiş, sayıma başlanırken aldı. Yazmadı! Yayınlamadı! Şifahen aldı! Ben Kanun’dan da, TBMM’den de büyüğüm dedi. Ben ne dersem o dedi! Aynı YSK bundan sadece 12 saat önce “Aman pusulaları muhakkak mühürleyin, mühürsüz pusulalar geçersizdir” diye üyelerini uyaran YSK’ydi. Bu YSK daha 3 saat önce aldığı başka bir karara “sahte oyun önüne geçmek için pusulalara mühür vurulur.” diyen YSK’ydi, iki üç saat içinde mucizevi şekilde kararı değişmiş, kendini kanunun yani meclisin, yani milletin üstünde görebileceğine hükmetmişti bile!

Ve bu şekilde bir seçim bitti. Bu seçim daha o an, YSK bu kararı açıkladığı an bitti. Hukuka aykırı oldu. Gayrı meşru oldu.

Çünkü YSK bu kararı öyle bir zamanlamayla aldı ki aynı anda hem suç işleyen hem de tüm delilleri karartan bir failden farksızdı yaptığı.

Tam sayım esnasında bu müthiş karara varıldığı ve anında mesajla bildirildiği için mühürlü mühürsüz tüm oylar geçerli sayılarak torbalara doluşturuldu. Ayrılmadı. Tutanağa bağlanmadı. Sandıklar açıldıktan sonra belli ki YSK kararından haberdar olmayan ya da olsa da böylesi hukuksuz bir kararın gerçek olabileceğine ihtimal vermeyen baĞzı sandık başkanları can havliyle tüm pusulaları mühürlerken “kameralara yakalandı”.

Aradan günler geceler geçti. O pusula ve zarflar, diğerleri ile birlikte ilçe seçim kurullarında çuval çuval bekliyor.. Kurcalandılar mı, aman karar bozulursa diye açılıp mühürlenme ihtimalleri var mı, kimse bilemiyor. YSK de açıkça ilan ediyor, kaç mühürsüz pusula olduğunu bilmiyoruz diye. YSK böyle devasa bir hukukuzluğu en azından iki saat sonra yapsaydı bile, kaç mühürlü kaç mühürsüz oy olduğunu, bunlardan kaçının 'Evet' kaçının 'Hayır' olduğunu öğrenebilecektik…

Adaletsiz seçim kampanyaları, kamunun tüm imkanlarının 'Evet' cephesine üstelik göstere göstere akıtılması, susturulan medya, baskı altında milyonlar ve OHAL'de rejim değişikliği dayatmasıyla burun buruna kalan muhalefeti ve genel olarak “silahların eşitsizliği”ni saymıyorum bile artık.

Ama işte bu çok basit, çok hukuksuz YSK hamlesiyle, arada sadece bir milyon küsurluk bir farkın olduğu, böyle hayati bir referandumda kimin gerçekten “galip”, kimin “mağlup” olduğunu söylemek imkansız hale geldi, getirildi.

Atı alan, Üsküdar’ı geçtiğini iddia ede dursun, referandumun en büyük zararı, bu memleketin bir parça ahlâk ve vicdan sahibi yurttaşlarına oldu. Adaletine, hakimine, sistemine, kurumlarına zerre saygısı ve güveni kalmamış, kimsesiz bırakılmış yurttaşları… İşte bu yüzden insanların canları yanıyor, bu yüzden “hırsız var” diye bağırıyorlar, bu yüzden “tencere tava” diye ar etmeden hafife aldığınız bunca onurlu gürültü! Şunu iyi biliniz ki 'Hayır' diyenler mağlup falan değil, şimdilik sadece mağdur. Çünkü “Hayır” daha bitmedi!

Hala bir kaybeden arıyorsanız Evet’çiler ya da 'Hayır'cılar arasında aramayın bu saatten sonra. Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, bu kara lekenin gölgesini üstünden atamayacak olan Türk hukukudur, bu referandumun en büyük kaybedeni…