17 saniyelik ihlal!
İLHAN CİHANER İLHAN CİHANER

Uzatmaya gerek yok aslında, eğer uluslararası hukuk açısından değerlendirecek olursak hiçbir yorum ve yaklaşım Rus uçağının düşürülmesini haklı gösteremez. O nedenle radar iz haritalarını, Rus uçağının uyarılıp uyarılmadığını, uçağın başka yollarla (önleme yapılması, inmeye zorlanması, direk hedef alınmadan ateş edilmesi, vs) engellenme ihtimalinin olup olmadığı tartışmalarını bir tarafa bırakın. Hele tüm dünyaya “ilan” edilmiş, ama ne hikmetse metnini hiçbir yerde bulamadığımız “angajman kurallarını” hiç tartışmayın. Başka bir ülkenin egemenlik sahasında etki gösterecek bir angajman kuralı uluslararası hukukun üstüne çıkamaz. Meğer ki emperyalizmin zorbalığı olmasın. O zaman pekâlâ bir başka ülke de angajman kurallarını şöyle değiştirebilir: “Sınırlarıma 100 km yaklaşmayacaksın!” Mümkün mü bu? 2012’de BBC’ye Başbakan sıfatıyla konuşan Erdoğan ne demişti: “Kısa süreli sınır ihlali hiçbir zaman saldırı nedeni olamaz.” İşte bu kadar, başka söze ne hacet! 17 saniyelik bir ihlal! Eğer bu hareket uçak düşürmek için yeterli ise Türk F-16’larının Suriye içlerindeki bombardımanlarına ne diyeceksiniz?

İstenseydi, pekâlâ uçak düşürülmeden engelleme yapılabilirdi. Sonuç olarak Rus uçağının düşürülmesini “Ülke savunmasıyla ilgili” ya da “Güvenlik nedeniyle yapıldı” diye sunmak ve haklılaştırmak; milli birlik çağrısı yapmak üçkâğıtçılıktır. Basiretsiz, öngörüsüz ve mezhepçi politikaları nedeniyle sıkıştıkları yerden milliyetçi duyguları kaşıyarak çıkmak için yapıyorlar bunu. Tabii elleri değmişken de Davutoğlu’ndan kahraman çıkarmaya çalışıyorlar.

Davutoğlu grup konuşmasında, “Pazar günü yaptığımız zirvede, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne gerekli talimatlar bizzat benim tarafımdan verildi. Sınırlarımızı korumak konusunda kararlılığımızı bir kez daha açıkça ifade ettik” dedi. Bu konuşmayı bazı gazete ve haber sitelerinde, Erdoğan’ın Gezi cinayetlerini, “Emri ben verdim” benzeri bir “dayılanma” formunda verdiler. Peki uçak ne zaman düşürüldü? Salı günü!

G20 toplantısında tercümanlar kadar yer bulamayan başbakanımsı bir görevliden “ümmetin banisi, moskof uçağı düşüren cesur komutan” çıkarmak için, doğrudan ateş emrini vermiş gibi haberler verildi. Tam da burada bir rezerv koymak istiyorum: Yapılan açıklamalar ateş emrinin askeri mekanizma tarafından verildiğini göstermekte. TSK’nin, düşen uçağın rotasının Türkiye olmadığını ve bir süreden beri devam eden Rus bombardımanının IŞİD olmasa bile, en az IŞİD kadar tehlikeli gruplara yönelik olduğunu bilmemesi imkânsız. Umarım kurgu dava ve kumpaslarla özgüvenini ve saygınlığını örselenmiş hisseden TSK, muharip gücünü göstermek için bu “inisiyatifi” kullanmamıştır.

Rus uçağının düşürülmesini iktidarın enine boyuna düşünerek ya da olası sonuçları öngörerek gerçekleştirdiğini kabul edeceksek zihnimizdeki bazı “çapakları” temizlememiz gerekir.
Öncelikle ve tekraren hava sahasının bu şekilde ihlali, yalnızca ihlalden dolayı “dost bir ülkenin” uçağının düşürülmesini haklılaştıramaz.

İktidarın derdi gerçekten Türkmenler olsaydı Tuzhurmatu’da, Telafer’de, Azez’de meydana gelen katliamlara ses çıkarır ve girişimde bulunurdu. Kaldı ki başka etnik unsurların/halkların öldürülmesi için savaşçı eğitip donatıp bölgeye gönderirseniz, Türkmenlere yakın olmanız sizi ahlaken kurtaramaz.

İddia edildiği gibi bölgede IŞİD unsurları yoksa bile sivil halk ve farklı mezheplerde olanlar için en az IŞİD kadar tehlikeli olan başka cihadist gruplar var. Türkmen cephesinden yapılan açıklamalar da bunu doğrulamakta. İsterseniz öldürülen Rus pilotun cesedine yapılanları tekrar izleyin!

Daha büyük katliamlar yaşanırken IŞİD ve benzeri örgütleri parlatanlar, uçak düşürülmeden kısa bir müddet önce iktidarla senkronize bir şekilde Türkmen katliamı haberleri yapmaya başladılar. Üstelik sahte fotoğraflar eşliğinde.
Rus uçağının düşürülmesi kuşkusuz kritik öneme haiz. IŞİD karşıtı cepheyi dağıtmak ve Kürt varlığını engellemek için yapılmış görünüyor. Ama tam tersi sonuçlar doğuracağı açık. Çok önemli ve Türkiye açısından olumsuz sonuçları olacaktır. Daha çok yazıp çizeceğiz. Ama en yakın tehlike, içerideki milliyetçi gençleri mobilize etme potansiyelidir. Acıları bile ayrıştıran, milliyetçiliği ayaklar altına aldığını iddia eden iktidar şimdi herkesi yanında saf tutmaya çağırıyor. Milliyetçi gençlere önerim; bir an için kendilerini Suriye’de yaşayan herhangi bir inanç ve kimlikte olan bir genç yerine koysunlar. Eğer emperyalizmi ve onun yaptıklarını gözden kaçırırsak bir gün maşalarını kahraman gibi görebiliriz.

Ayrıca unutmayın ki yalan, tutarsızlık, beceriksizlik ve yağmayı usul edinmiş bir “delilikle” yönetiliyor bu ülke.