“2. Cumhuriyet” meğer “3. Meşrutiyet”miş…
MELİH PEKDEMİR MELİH PEKDEMİR

Geçen haftanın en harbi cümlesini Kenan Evren kurdu:

“Bugün olsa aynı şeyi yapardık!”

Bu lafa bir mim koyalım. Devamını yazının sonunda getireyim.

Gerçi bugün Evren’in yaptıklarına rahmet okutacak, yani kimi konularda onunkilerden daha beter haltlar da yenmiyor değil. Ama şimdikiler daha sinsi…

Evren “asmayalım da besleyelim” mi derdi. Bunlar yekten “asalım” demiyor, “asarız haa... yok yahu asmayız, belki de asarız…” diye siyasi şantaj peşindeler.

Evren’e verilen destekte korkunun büyük payı vardı. Bunlara verilen destekte ise toplumun belli kesimlerinin menfaat peşinde olmasının payı daha büyük ve bu şekilde toplumun neredeyse yarısının rızasını almış haldeler…

Mesela en son TESEV anketinde böyle bir sosyal eyyamcılığın ve depolitizasyonun vahim boyutları görülebiliyor. Türk milleti laik ama İslamcı; demokrat ama otorite yanlısı; özgürlükçü gibi ama baskıcılıktan hoşlanıyor; Kürtler kardeşmiş ama kalleşmiş gibi görülüyor…  

“Hem öyle hem böyle” diyebilen bir toplumu idare etmekten daha kolay bir şey yok şu dünyada…

Peki ama ankete cevap verenler açısından, “özgürlük, devlet, laiklik, din, adalet” vb. algısı ne? Bu kelimeleri duyunca onlar ne anlıyorlar? Asıl soru budur, sorun budur… Çünkü bu kelimelerin anlamının içeriğini kadim sağcılık, egemen ideoloji nasıl doldurduysa sadece onu anlıyorlar. Yani AKP gibiler ne diyorsa onu…

Bu haliyle RTE’nin oyu yüzde 50 oldukça, bir vakitler Saddam’ın aldığı yüzde 90 oyun da palavra olmadığına inanasım geliyor.

Ayrıca Evren’in de RTE’nin de yaptıkları aslında yeni bir şey değil ki, öyle özel bir maharetleri de yok; yaptıkları, dediğim gibi, kadim bir sağcılık…

Sağcı olmak kolaydır. Sağcıların “isyanları” bile bir zalimin yerine bir başkasını getirmekle sınırlı. Maksatları eskiyi muhafaza etmek yahut diriltmektir.

Solcu olmak zordur. Eşitliği hakikaten eşitlik, özgürlüğü hakikaten özgürlük olarak savunabilmek, bu uğurda her şeyi göze alabilmek, bir daha hiç zulüm olmasın bütün zalimler yok olsun diye zalimin her türlüsüne isyan edebilmektir.

 

***

Kadim sağcılık din iman uğruna hep “komünizm” umacısıyla çoğunluğun desteğini yanına alabilmişti. Son dönemde buna “Ergenekoncu” suçlaması eklendi ve nihayet önlerine geleni “Baasçı” olarak suçlamaya giriştiler.

Şimdi sıkı durun. Yıl 1968 ve Faruk Sükan da TİP’i (Türkiye İşçi Partisi) Baas’a benzetmekte ve öyle suçlamaktaydı. Haliyle “kim ki bu Sükan” diye soranlar olacaktır. Şöyle diyeyim: İdris Naim Şahin bu adamın bir reenkarnasyonudur. Çünkü Sükan Adalet Partisi’nin “komünistlerin nefes alışlarını bile biliyoruz!” sözüyle nam kazanmış içişleri bakanıdır.

5 Şubat 1968 tarihinde, Sükan gene TİP’e çatmış ve TİP’in Suriye Baas Partisiyle bağlantı kurduğunu söylemişti. TİP’in hareketlerini yakından izlediklerini söyleyen Sükan “Bilimsel sosyalistlerin nefes alışlarını bile biliyoruz” demişti.

İdris Şahin’in asıl sureti olabilecek bu zat, 7 Mayıs 1966 günü de, bir gece vakti polisine TBMM’de arama yaptırmıştı. Parlamento tarihinde ilk defa siyasi polis yasaya aykırı herhangi bir bildirinin basılıp basılmadığını anlamak için daktilo ve teksir makinelerini kontrol etmişti! Çünkü o zamanki teknoloji ancak buna imkân tanımaktaydı. Yani telefon dinlemeler, bilgisayar virüsleri filan icat edilmemişti…

***

Velhasıl nesiller boyu sadece Kenan Evren değil, onun benzeri “sivillerin” de ellerinden hiç kurtulabilmiş değil ki bu memleket. Üstelik coğrafyamızdaki son gelişmeler, savaşlar, çatışmalar sayesinde daha pervasız davranabiliyorlar. Durum hakikaten vahim. Nitekim Murat Yetkin şöyle yazdı birkaç gün önce:

“Bölgemizde ne zaman enerji kaynakları üzerinde çatışmalar savaşa dönmüşse ya rejimler ya sınırlar ya da ikisi birden değişmiştir. Bu defa durumun farklı olacağına dair bir işaret de yoktur.”

“Başkanlık rejimi” kisvesi altında, 2. Cumhuriyet kademesindeki rejimi “resmen” e kökten değiştirme girişimleri ayyuka çıktı. Niyetlerine bakınca bunun aslında “Cumhuriyet” filan değil düpedüz “Meşrutiyet” olduğu anlaşılıyor. Padişah yetkisinde bir Başkan ve ona tabi bir “Meclis”. Yani? Abdülhamit düzeni! Ve bu tespitler, şaşırmayın, A. Altan tarafından bile yapılabiliyor.

Bunların fıtratı böyle. Demokrasi diye diye diktatörlüğünü ilan eden Mısır’daki İslamcı Mursi’ye “Firavun” adı verilmedi mi? Bugün Kenan Evren ve Mursi’nin yaptıklarını yapmaya soyunan “bizimkine” yeni bir ad bulmaya gerek yok… Zaten “RTE” deyince tarihe nasıl geçeceği şimdiden belli…

***

Evet, Kenan Evren, “Bugün olsa aynı şeyi yapardık” demişti ya, bizim cevabımız da belli:

“Aynen!”

Yani biz de öyle diyoruz: “Bugün olsa aynı şeyi yapardık.”

Size karşı yine ölümüne direnir ve faşizminizin ve dahi neo-meşrutiyetinizin içine tükürürdük.