2008 Krizi’nin onuncu yılında köpük çevrimleri
ASLI AYDIN ASLI AYDIN

İş yoğunluğundan dolayı bir süredir ara vermek zorunda kaldığım BirGün yazılarıma yeniden başlayabilmenin heyecanıyla merhaba!

Bir süre ara vermenin elbette hem iyi hem de iyi olmayan tarafları oluyor. İyi taraflarından biri, vakit darlığında yeterince konsantre olmadan yazı yazmanın önüne geçmesi... Bu kolaylığı bana tanıdıkları için başta ekonomi editörüm Semih Güven ve gazetedeki diğer arkadaşlarıma buradan da teşekkür etmek isterim. İyi olmayan tarafı ise benim için yazmanın ve paylaşmanın ötesinde gördüğüm BirGün’den süreli de olsa uzak kalmak oldu.

Bu süre içinde “ekonomide neler olmadı ki neler”, diye başlamak isterdim. Fakat malum değişen pek bir şey olmadığını hep birlikte izliyoruz. Enflasyon, işsizlik, hayat pahalılığı, ekonomik kırılganlıklar, borçlar, zamlar… Artık ne yazık ki olağan hale gelmiş olumsuzluklar ekonomimizde tam gaz ilerliyor.

Tüm bunlar bir yana, mola ardından ilk yazı olması nedeniyle, bu yazıyı bir kuşbakışı küresel gidişata ayırmak istedim.

Her şeyden önce, 2008 krizinin ardından bir kez dengesi güçlü bir şekilde bozulduktan sonra eski rayına oturtulamayan kapitalizmde işlerin çok da istendiği gibi gitmediğini, başta ABD ekonomisinden görmek mümkün. 2017’de üç kez faiz artırımına giden ABD’de ne işsizlik ne de enflasyon hedeflenen oranlara ulaşamadı. Tüketim harcamaları hala ekonomide kriz tortularını geçirecek ölçüde artmazken, istihdam tarafında rakamlardaki iyileşme ancak istihdam katılım oranlarındaki gerileme ve düşük ücretle mümkün olabildi.

Fakat bugün dikkat edilmesi gereken bir husus var ki o da finansal alanda ABD Merkez Bankası Fed’in tam gaz genişletici politikalara devam ettiğidir. 1929 Büyük Buhran sonrası yaşanan kapitalizmin sarsıcı krizlerini solda bırakarak tarihe geçen 2008 krizi deneyimlerinden ders çıkarmayarak izlenen bu politika, yine “köpük” ve “kriz” ikizlerini şüphesiz gündeme taşıyor. Faizlerde artışa gitme senaryosunun beklenen reel sonuçları vermemesi bir yana, finansal alandaki gevşemenin yine küresel ekonomi üzerinde tehditleri de elbette güçleniyor.

Diğer bir taraftan bu durumu destekleyen bir başka tartışma konut piyasasında yaşanıyor. 10 yıl öncesine göre bugün birçok verinin aynı seyrettiği, 2008 krizine ortam hazırlayan dinamiklerin benzerlik gösterdiği birçok ekonomist ve akademisyen tarafından dile getiriliyor. Örneğin işsizlik oranı yüzde 4 seviyelerindeyken faiz artışlarının gerçekleştirilmesinin 2004-2007 arası izlenen politikayla birebir aynı olması bu benzerliklerden sadece birisi. Hatırlanacak olursa, 2001-2004 arası Fed faizleri yüzde 6’lardan yüzde 1’e indirmiş, sonrasında da 2004-2007 arası yüzde 1’de bulunan faizleri yeniden yüzde 5’in üzerine çekmişti. Faizler düşükken şişen borçlar, faiz yükseldiğinde ödeme zorluklarına, ödenmeyen kredilere dönüşmüş böylece büyük krizi tetiklemişti.

Bugünkü koşulların 2007-2008 koşullarıyla büyük benzerlik taşıdığını söyleyen bir başka isim ise Yılmaz Akyüz. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı eski direktörü ve başekonomistliğini yapan, şimdi ise South Center Başekonomisti olan Akyüz, Oxford University Press’ten yayınladığı Playing With Fire (Ateşle Oynamak) kitabında bu benzerlikleri verilerle anlatıyor. “Cin lambadan çıktı ve tekrar lambaya sokamıyorlar” diyor Yılmaz hoca ve bölüşümdeki bozulmanın borçla beslenen bir büyüme arayışına yol açtığını, 2008 sonrası oluşan gelir dağılımı ve istihdam sorununun devam ettiğini, kırılganlıkların onarılması bir yana daha derinleştiğini, ABD başta Japonya ve AB’de de durumun benzer olduğunu ifade ediyor.

Akyüz’ün ifadelerinden de yola çıkarak özetlersek, parasal genişleme-daralma- kriz- genişleme- daralma şeklinde bir sarmal önümüze çıkıyor. Sürdürülebilir olmadığı tarihte birçok kez yaşanan deneyimlerle de ortaya çıkıyor. Fakat bu politikaların sonucunda istihdam ve reel büyüme gibi ekonominin yaşayan- reel alanlarında yarıklar oluşuyor. Üzerine eklenen her yükte bu yarıklar giderek daha da açılıyor. Fed faiz artırır mı? Dolar kuru ne kadar olur? ...vb sorularla ekonomiyi tartışmaya çalışan Türkiye gibi ülkeler de, bu döngüde anca günü kurtarmanın peşinde yapay bir salınım içinde sağa sola çarpmakla yetiniyorlar. Fakat, herhangi bir kriz anında daha sert bir darbe alacağını bilerek…