2009 için ek bütçe önerisi
Aziz Konukman Aziz Konukman
Geçen haftaki yazımızda 2009 Bütçesi’nde bir revizyon yapılmasının kaçınılmaz olduğunu gerekçeleriyle göstermiş ve ardından 2009...

Geçen haftaki yazımızda 2009 Bütçesi’nde bir revizyon yapılmasının kaçınılmaz olduğunu gerekçeleriyle göstermiş ve ardından 2009 Bütçesi’nin sil baştan yeniden ele alınmasını önermiştik. Hazine Müsteşarı İbrahim Çanakçı’nın açıklamasından anlaşılıyor ki, hükümet de böyle bir ihtiyaç duymuş durumda. Sayın Çanakçı bu ihtiyacı çok net bir şekilde ifade ediyor. Aynen aktarıyorum: “Özellikle gelir projeksiyonları yüzde 4’lük büyümeye göre yapıldığı ve bunların 2008 yılı gerçekleşmeleri de dikkate alındığında 2009 Bütçesi aşağıya doğru revizyona açık”. Hükümetin bu noktaya gelmesi sevindirici bir gelişme. Zaten toplumun da beklentisi bu yönde. Yapılacak bir revizyonla bütçe yasalaşırken sergilenen siyasal samimiyetsizliğin giderilmesi olanağı doğmaktadır.  Samimiyet için revizyon gerekli ama yeterli değildir. Yeterlilik koşulunun sağlanabilmesi için, revizyonun mutlaka yerel seçimler öncesinde tamamlanması gerekli. Aksi durumda, bütçenin samimiyet ve doğruluk ilkesi bir yana itilmiş olur.
Ancak görülüyor ki, basına yansıyan haberler bu olanağın büyük ölçüde yitirildiğini gösteriyor. Çünkü revizyonun seçim sonrasına bırakılacağı ifade ediliyor. Yani, teknik ifadeyle söylenecek olursa ek bütçe seçim sonrasına ertelenmiş durumda.
Ek bütçenin zamanlamasının yanı sıra bir diğer önemli unsur, aşağıya doğru revizyonun hangi boyutta olacağıdır. Bilindiği üzere krizlerde sosyo-ekonomik altyapının çökme olasılığı artar ve ekonomik verimlilik ciddi boyutlarda bir gerileme eğilimine girer. Ardından bu gelişmeler sonucu toplumsal huzur süratle bozulmaya başlar.
İşte böyle bir ortamda kaçınılmaz olarak bütçenin toplumsal işlevi öne çıkar. Toplumsal ihtiyaçlar artarken ve krizle buna yenileri eklenirken, toplumsal beklenti bu ihtiyaçların karşılanmasına yanıt veren bir bütçenin hazırlanmasıdır.
Ancak edindiğimiz izlenim, seçim sonrasına bırakılan ek bütçenin bu tür kaygıları taşımadığı yönündedir. IMF ile yeni bir stand-by  anlaşması imzalanacak olsun ya da olmasın, ek bütçenin IMF’nin öngördüğü gibi yüzde 1,5 küçülmeyi temel olarak hazırlanacağı ileri sürülüyor. Yani, ek bütçenin gelir ve gider projeksiyonları bu küçülme hedefi gözetilerek yapılacak. İzlenim ne yazık ki bu yönde. Hemen belirtelim, bu tür bir bütçe IMF olsun ya da olmasın kaçınılmaz olarak bir tür IMF bütçesi olacaktır. IMF politikaları bağlamında bütçenin küçültülmeye çalışılması politikaları, hiç kuşkunuz olmasın, kriz nedeniyle erozyona uğrayan sosyo-ekonomik alt yapıyı tümden çökertecektir.
Oysa yapılması gereken bunların tam tersidir. Krizden çıkışın biricik yolu, bugüne kadar ihmal edilmiş kamu kesiminin verimli ve sosyal nitelikli harcamalarını yeniden devreye sokmaktır. Ek bütçe bu temel ilke gözetilerek hazırlanmalıdır. Şurası unutulmamalıdır; kamu yatırımları özel sektör yatırımlarının da yolunu açacaktır. Çünkü bu tür yatırımlar özel sektör yatırımlarının tamamlayıcısı niteliğindeki yatırımlardır.