2009 Programı: Krize rağmen aynı tas aynı hamam (2)
Aziz Konukman Aziz Konukman
Kaldığımız yerden devam ediyoruz. 2009 Yılı Programı’nın önemli bulduğum temel makroekonomik hedefleri (Hatırlanacaktır, bütçeyle ilgili hedefler bütçe yazımızda değerlendirilmişti...

Kaldığımız yerden devam ediyoruz. 2009 Yılı Programı’nın önemli bulduğum temel makroekonomik hedefleri (Hatırlanacaktır, bütçeyle ilgili hedefler bütçe yazımızda değerlendirilmişti. Yeni bir değerlendirme yapmaya gerek yok) şöyle:

• Büyüme yüzde 4,

• Enflasyon göstergesi olarak yıl sonu TÜFE ve GSYİH Deflatörü yüzde 7,5,

• Fert başına GSYİH 10.913 dolar,

• İşsizlik oranı yüzde 10,4,

• İhracat ve ithalat artışı sırasıyla yüzde 8,4 ve 6,7,

• Cari işlemler açığı 50,4 milyar dolar,

• Ortalama dolar kuru 1,40 YTL,

Değerlendirmeye, son olarak verdiğimiz yukarıdaki tahminlerden başlayalım. Orta Vadeli Program’da (OVP) büyüme yüzde 5 olarak öngörülmüştü. Programda kriz gerekçe gösterilerek 1 puan indirilmişti. Hemen belirtelim, bu revizyon gerçekçi değil. Büyüme yüzde 4 olarak revize edilirken, IMF ve Morgan Stanley’in Ekim 2008’deki Türkiye büyüme tahminleri sırasıyla yüzde 3,2 ve 2,5 idi. Kaldı ki, bu tahminler daha sonra oldukça iyimser bulunmuş olmalı ki, ilgili kuruluşlar tarafından sırasıyla yüzde 2,3 ve 1,9 olarak revize edilmiştir. Merkez Bankası’nın açıkladığı tahmin ise yüzde 2,7’dir. Bu durumda programın öngörüsünün bir hayli iyimser kaldığı çok açık bir şekilde görülüyor.

Büyüme öngörüsü iyimser olunca, büyümeyle bağlantılı diğer makro ekonomik göstergeler de kaçınılmaz olarak gerçeği yansıtmaktan uzak kalmaktadır. Örneğin işsizlik oranının öngörülen yüzde 10,4 gibi bir düzeyde kalması mümkün gözükmüyor. 2001 krizi öncesinde işsizlik oranı yüzde 3,5 düzeyinde idi. Bugün bu oran yüzde 10 civarında. Kriz sonrası 2002’den başlayarak 2007’ye kadar (2007 ve 2008’de büyüme düşme eğilimine girmiştir) göreli olarak yüksek bir büyüme temposu sürdürülmesine rağmen, işsizliğin ikiye katlanması düşündürücüdür. Yüksek büyüme hızlarına rağmen, çözülemeyen işsizlik sorununun büyümenin düşme eğilimine girdiği bir süreçte daha da katmerleşeceği açıktır.

Benzer şekilde, ihracat artışı öngörüsü de gerçekçi değil. En büyük dış ticaret ortağımız olan Avro bölgesinde gelir ve ithalat hacmi artışının sırasıyla yüzde 0,2 ve 0,5 olarak öngörülmesi (Bu oranların 2008’de gerçekleşme tahmini sırasıyla yüzde 1,3 ve 2,4 düzeyinde), bu bölgeye dönük ihracat gelirlerini olumsuz etkileyecektir. Kaldı ki, aynı durum Avro bölgesi dışındaki yerlere yapılacak ihracat için de geçerli. Çünkü kriz nedeniyle bu bölgelerin de gelirleri ve ithalat hacimleri daralacak.

İhracatın gerilemesi durumunda, bunun döviz kurlarında bir baskı oluşturacağı açıktır. Dolayısıyla, böyle bir durumda öngörülen 1,40 YTL’lik ortalama dolar kurunun bu düzeyinin tutturulabilmesi çok zor gözüküyor. Kur öngörüsü tutmadığında, başta dolar cinsinden fert başına milli gelir ve enflasyon (kur artışının ithal ara girdi fiyatlarını artıracağı ve dolayısıyla enflasyonu tetikleyeceği yüksek bir olasılıktır) olmak üzere diğer göstergelerin sil baştan değişeceği çok açıktır.

Bu gelişmeler olduğunda, Türkiye’nin önümüzdeki yılda cari fazlaya geçmesi bile mümkün. Ancak bu durumu sevindirici bir gelişme olarak değerlendirmemek gerekiyor. Çünkü işsizliğin artacağı, üretimin gerileyeceği, sermaye birikiminin erozyona uğrayacağı ve tüketimin daralacağı bir ortamda, doğaldır ki, cari işlemler fazla verecektir.

Aslında program, bu gelişmelerin ve risklerin farkında. Nitekim programın 13’üncü sayfasında bu açık bir şekilde ifade ediliyor. İfade şöyle:

“…küresel finansal krizin reel ekonomilere yansıyarak dünyada büyüme tahminlerini aşağı çekmesi, ülkemizin ihracat performansını olumsuz yönde etkileyecektir. Ayrıca, bu ortamda dış finansman imkânlarında miktar ve maliyet yönlü baskılar özel sektörün kredi ihtiyacını karşılamasında sorunlar ortaya çıkaracaktır. Bunlar 2009 yılı büyüme hedefinin gerçekleşmesindeki riskler olarak görülmektedir”.

Bu tespitlere rağmen, dünya krizinin Türkiye ekonomisini etkilemeyeceği varsayımı yapılarak gerçekçi olmayan makroekonomik öngörülerin yapılması düşündürücüdür.

Geliniz, programın diğer unsurlarının değerlendirmesini de gelecek yazıya bırakalım.