2017: Gidişi olsun, tekrarı olmasın
31.12.2017 10:09 BİRGÜN PAZAR
Ünlü İngilizce sözlük Merriam-Webster, “yılın kelimesi”nin feminizm olduğunu duyurdu. Feminizm, bu yıl sözlükte en çok aranan kelime olmuş. 2016’ya göre kelimeye bakılma oranında %70 artış yaşanmış. Feminizm, Merriam-Webster’da şöyle tanımlanıyor: 1. Cinsiyetlerin toplumsal, siyasi ve ekonomik eşitliği teorisi 2. Kadın hakları adına örgütlü mücadele

Hülya Gülbahar - Avukat

Böyle acı ve güçlü bir dilekle uğurluyoruz 2017’yi… Dünya ve Türkiye için zor yıllar zincirinden biri daha tamamlandı. Türkiye’de OHAL’in binbir halini acı tecrübelerle yaşadık. Kadın cinayetleri, kadına ve kız çocuklarına karşı şiddetin her türlü daha da arttı ve bunu daha da artıracak politikalar ve propagandalar iyice yükseltildi. Kadınlara karşı suçlarda “cezasızlık”, dramatik bir hal aldı. Ekonomik kriz ile kadın işsizliği ve yoksulluğu daha da arttı, artıyor. Kadınların “fıtratı” tartışmaları, giderek “kadınların bir ruhu var mıdır, varsa da o bir şeytan mıdır” noktasına kadar gerilemeye başladı. Arada “vaginal sülük tedavisi” bile önerildi. İtiraz eden kadınlara ve kadın örgütlerine yönelik baskıların biri bir para…

İşin kötüsü, Türkiye olarak yalnız da değiliz: 2016’nın dünyanın başına bela ettiği ABD başkanı Trump ve onun İslam karşıtı, ırkçı ve cinsiyetçi savaş politikaları, sağ popülist liderler eliyle bir dünya politikası haline getirilmeye çalışılıyor.

“Bizim silahımız dayanışmamızdır”
Neyse ki deneyimlerimizden biliyoruz ve bu yıl kez daha gördük ki, baskının olduğu her yerde direniş de vardır. Baskı arttıkça direniş de artar. Kadınlar açısından 2017, bu direnişin Türkiye’de ve dünyada yaygın eylemlere dönüştüğü bir yıl oldu. Direniş, küçük aktivist grupların eylemleri olmaktan çıkarak geniş kadın kesimlerine yaygınlaştı. Yıl içinde katıldığım çeşitli kesimlerin düzenlediği 50’yi aşkın kadın etkinliğinde bu yılın farkı olarak en önemli gözlemim, katılımın yüksekliği idi. Kapalı salon toplantılarında her yaş ve kesimden yepyeni yüzler, sokak etkinliklerinde yoldan geçerken gelip katılanlar… Tüm kadınların yüzlerinden, derin bir kaygıya eşlik eden “ne pahasına olursa olsun direneceğiz” kararlılığı ve “direnirsek, kazanırız” umudunun iç içe geçtiği duygular okunuyordu.

8 Mart Dünya Kadınlar gününde OHAL’e rağmen sokaklara çıktı kadınlar. 16 Nisan Referandumu’nda “Hayır”ın en önemli örgütleyicilerinden, Adalet Yürüyüşü’nün en sıkı katılımcılarından oldular. Dünya’da da en güçlü kadın eylemlerinin gerçekleştiği bir yıl oldu. Örneğin 8 Mart’ta dünyanın birçok ülkesinde kadınlar sokağa çıktı. Birçok ülkede kadınlar, Arjantin ve Polonyalı kadın örgütlerinin “Bizim silahımız dayanışmamızdır” diyerek çağrısını yaptığı ‘Uluslararası Kadın Grevi’ne destek verdi.
Alanlarının en güçlü ve kendini dokunulmaz sanan erkeklerinin cinsel taciz ve tecavüzlerine karşı başlatılan “me too / ben de” teşhir hareketi, kadınların kamusal alandaki varlığını tehdit eden ve erkeklere hizmet koşuluna bağlayan gizli “erkek dayanışması/kadın sessizliği” anlaşmasını göstere göstere yırtıp attı ve bu tabuyu da yerle bir etti.

TBMM Boşanma Komisyonu Raporu
Kadın hareketinin yüzlerce yıldır süren ve 1980 sonrasında kadın örgütlerinin mücadelesi ile somut sonuçlara bağlanan tüm kazanımlarını geri almaya yönelik niyetler TBMM Boşanma Komisyonu Raporu ile açıkça ilan edilmişti. AKP iktidarı zaten, kadınların hayatın her alanında, gerçek/somut/fiili eşitlik sağlama yönündeki bu kazanımlara önceleri örtülü, özellikle de 2010 yılından sonra açık bir savaş açmıştı. Bu konudaki AKP yol haritası olan, Boşanma Komisyonu Raporu’na, kadınların tüm itirazlarına rağmen, bu yıl TBMM’den de geçirilerek resmiyet kazandırıldı. Eşitlik İzleme Kadın Grubu (EŞİTİZ)’in raporun taslağı ortaya çıkar çıkmaz yaptığı basın açıklaması ve kadın örgütlerinin bu konuya ilişkin itirazları Google araması ile bulunabilir. Bu nedenle, sadece raporda belirtilen kimi konularda kat edilen mesafeye bakalım:

Cinsel suçlarda hadım!?
Raporda cinsel saldırı suçları için önerilen hadım uygulanması ile ilgili gerekli yönetmelik, OHAL ilan edilir edilmez 26 Temmuz 2016’da Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Neyse ki, idam, linç, koğuş infazı, kısas gibi bireysel ve toplumsal öç alma mekanizmalarının dini argümanlar da kullanılarak meşrulaştırılmaya çalışıldığı bir ortamda, cerrahi müdahaleye de açık kapı bırakan ve denetim zaafı içeren bu yönetmeliğin uygulanması Danıştay tarafından Ağustos 2017’de durduruldu.

Çocuk istismarı, erken ve zorla evlilik, tecavüzcü ile evlilik
Raporda, çocukların cinsel istismarının “rızaya” dayalı olabileceği, istismarcının/tecavüzcünün 5 yıl boyunca istismar/tecavüz ettiği çocukla “sorunsuz” ve “başarılı” bir evlilik sürdürmesi halinde denetimli serbestlikten yararlanması öneriliyordu. Üstelik, her iki tarafın da 15 yaşın altında olması durumunda suç olmaktan çıkarılması ve böylece ailelerin 15 yaş altı çocuklarını (şimdilik resmi nikahla olmasa bile) fiilen ‘’evlendirmelerinin’’ yolu açılmak isteniyordu.

Bu öneri, 2005 yılında kaldırılan ‘kadınları ‘tecavüzcüsüyle evlendirme’’ düzenlemesini üstelik de çocuklar için geri getirmeye ve evlilik yaşını 15’in de altına indirmeye çalışmak anlamına geliyordu.

Üyeleri asıl olarak iktidar tarafından atanmış bulunan Anayasa Mahkemesi daha önce çocuk cinsel istismarına ilişkin Türk Ceza Yasası (TCK) düzenlemesinin değiştirilmesini isteyen iki ayrı karar vermişti. Bu kararlarda, 0-15 yaş arasının “çocuk” olarak değerlendirilmesini ve bu kademedeki tüm cinsel istismar vakalarında aynı cezanın verilmesini eleştirerek yeni bir yaş ve ceza kademelendirmesi istemişti. Mahkeme’nin bu iki kararı gerekçe gösterilerek, çocuk istismarcılarına af çıkarmak ve çocukların cinsel ilişkiye rıza yaşını 15’ten 12’ye indirmek için yasa değişikliği girişimi, Kasım 2016’da TBMM gündemine getirilmişti. AKP’li kadınlar da dahil, tüm kadın hareketi ve toplumun geniş kesimlerinden tepki gören bu girişim başarısız olmuştu. Ancak, çocuklara yönelik cinsel suçlar konusunda 12 yaş kademesi ve 12 yaş öncesine ve sonrasına dair ayrı ceza uygulaması TCK’ye girmiş oldu.

Erken ve zorla evlilik teşviklerinin bir devlet politikası olduğu Türkiye’de, bu 12 yaş kademesi ciddi bir sorun olmaya devam ediyor. Halen, TCK buna izin vermediği halde, 15-18 yaş arası tecavüz davalarında kız çocuklarına “rızam vardı, birbirimizi seviyoruz”; aileleri de “onları evlendireceğiz” dediklerinde beraat kararları verildiği görülüyor. Yapılan bu yasa değişikliği, 12-15 yaş arası kız çocukları için de aynı riske işaret ediyor.

2017 yılı, anaokulundaki beş yaşındaki kız çocuğuna, beş yaşındaki erkek çocuğunun ayağını yıkatıp, buna da “imece temsili” diyen ve kadınların erkeklere hizmet ve itaat etmesi gerektiğini, anaokullarından başlayarak çocukların zihnine nakşetmeye çalışan uygulamaların ne kadar yaygınlaştığını da gösterdi.

“Münferit” değil, artık “müfredat”
2017’de, beden eğitiminin “ümmetin kızlarını soyma dersi” olduğunu savunan, “bir genç kızın vücut hatlarını gördükten sonra şeytan size üflemiyorsa ya erkekliğinizi ya imanınızı kaybetmişsiniz demektir” diyerek eşofmanlı kız öğrencileri görünce tahrik olduğunu söyleyen Konya Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi “felsefe” öğretmeni Ercan Harmancı’yı çokça tartıştık. Kendisinin, okutmanlarından yöneticilerine çocuklara cinsel istismardan sabıkalı Ensar Vakfı’ndan çıkmış bir kitabı olduğunu da…

Hemen arkasından, bir anaokulunda kız çocuklarına “kapandım, mutluyum, siz de kapanın” töreni haberleri geldi.

Bu tür haber ve uygulamaların hiçbiri, iddia edildiği gibi rastlantı ya da münferit değil. Hiçbirini bir sapık, bir fanatik, bir radikalin sözleri olarak münferitleştiremeyiz. Hepsi bir bütün olarak, “İktidar olduk, devleti aldık ama hala kültürel iktidar olamadık” diyenlerin, açık bir iktidar/makbul vatandaşı işbirliği ile kolektif bir biçimde kafalarındaki “Yeni Türkiye”yi yaratma çabaları.
Tam da bu nedenle, örtülü olmayan kadınları, marketlerdeki ambalajı açık ürünlere benzetip, bu nedenle “ucuz” olduklarını söyleyen Gölcük Müftüsü’ne TCK’nin ayrımcılık, bir cinsi aşağılama, hakaret vb. suçlardan dava açılmıyor? Kız çocuklarını 9 yaşında bile olsa evlendirmek Kuran’ın hükmüdür diyen Sosyal Doku Vakfı Başkanı Nurettin Yıldız hakkındaki tüm suç duyuruları sonuçsuz; ama kendisinin bunu hatırlatanlara karşı yaptığı tüm susturma başvuruları “bağımsız yargı”mız tarafından anında kabul ediliyor?

Aynı şekilde, AKP Kadın Kolları Yerel Yönetimler Başkanı Müzehher Belma Erdoğan’ın, “Bizim Cumhurbaşkanımız, o kadar büyük bir insan ki Allah tarafından gönderilmiş, bu ümmetin umudu olan bir insan” sözlerini nereye koyacağız? Hanfendi hala o makamda oturuyor.

Örnekleri çoğaltmak gereksiz; tüm bunlar, iktidar ve kendisinin atadığı bürokrat, memur, yandaş vatandaşı eliyle hız verdiği “kültürel iktidarı da alma” mücadelesinin göstergeleri.

Reisli aile, itaatkar kadın; reisin devleti, reise itaatkar toplum yaratmak için tam da bunları yapmak gerekiyor! Bu nedenle, bu yolda yapılan hiçbir şey “münferit” değil.

Boşanma Komisyonu Raporu’na geri dönelim:

Kadını şiddeti meşru kılma süreci
Boşanma Komisyonu Raporu, şiddetin belgesini isteyerek, belge yoksa devletin “koruma” süresini 15 güne indirerek, şiddet durumunda kadınlara mahalle karakollarının kapılarını kapatarak; 6284 sayılı şiddet yasasının ruhunu boşaltmak isteyen bir rapor. Kısacası, kadınlara karşı şiddeti durdurmak ve şiddet uygulayanı cezalandırmak isteyen tüm hukuki ve kurumsal mekanizmayı ortadan kaldırmak isteyen bir rapor.

Resmi devlet söylemi bu olduğunda ve en üst makamlardan ve de TBMM kürsülerinden savunulduğunda, doğal olarak kadına karşı şiddet katlanarak artıyor.

“Arayı bulalım, uzlaştıralım”
Boşanma Komisyonu Raporu’nda, her biri kadına ve çocuğa karşı şiddet oluşturan durumlara dair, evlenmeden boşanmaya ve sonrasına dek tüm aşamalarda aile danışmanlığı, arabuluculuk, uzlaşma öneriliyor. Ve açık/örtülü önerilerle, tüm bu aşamalarda ilahiyat fakültesi mezunlarının da rol alması isteniyor.

Yıllık bütçesi 6.8 milyar lira olan ve çeşitli vesilelerle hükümetten ek bütçeler alan Diyanet İşleri Başkanlığı, başta ASPB olmak üzere çeşitli bakanlıklarla imzaladığı protokoller ile kadınların ve toplumun üzerindeki etki alanını sürekli genişletiyor.
Bu bütçe ve yetkilerin, kadın erkek eşitliğine inanmadığını her fırsatta açıkça ifade eden, kadınlara sürekli boşanmamaları gerektiğini telkin eden bir kuruma verilmesi ciddi bir sorun.

2017 yılı itibarıyla 81 İl ve 293 İlçe Müftülüğü’nde Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı olarak Aile ve Dini Rehberlik Büroları faaliyette. Bu bürolar tüm çalışmalarını, aile ve toplum yaşamında Sünni İslam’ın en muhafazakar yorumlarının egemen olması için sürdürüyor.

Dini motifli olsun olmasın, bu sıra kadına karşı şiddette, mahkemelerin vermeye başladığı cezalar gayet düşündürücü ve “öpsün geçer” iddia ve dayatmasındaki kararlar:

“Özür dilesin”, “ormana beş ağaç diksin”, “iki kitap okusun”, “bir anaokuluna oyuncak alsın” vb. gibi iktidar medyasının öve öve bitiremediği ve çok sayıda kadın ve erkeği de “ah, ne medeni kararlar!” diye avladığı yeni bir “cezasızlık” trendi…

Müftü nikâhı tartışması ve CHP’ye açık çağrı
2015 Mayıs ayında Anayasa Mahkemesi, TCK’nin “Birden çok evlilik, hileli evlenme, dinsel tören” başlıklı 230’uncu maddesinin 5 ve 6’ncı fıkralarını iptal etmişti. Resmi (medeni) nikah kıymadan dini nikah kıyan imam ve çiftlere 2 aydan 6 aya kadar hapis cezası verilmesini öngören maddenin iptali ile resmi nikahtan önce dini nikah kılınması cezasız bırakılmıştı. Böylece çocuk yaşta evliliklerin ve erkek çok eşliliğinin önündeki en önemli cezai fren ortadan kaldırılmıştı.

3 Kasım tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren müftülere (ve hemen arkasından yayınlanan yönetmeliğe göre müftülük personeline) nikah kıyma yetkisi veren yasa da bu bağlamda bir düzenleme.

Toplamda amaç, çocuk evlilikleri ve erkek çokeşliliğini meşrulaştırmak. Kadınlardan gelen büyük itiraz üzerine CHP “müftü nikahı” yasasının iptali için Anayasa Mahkemesi’ne gideceğini ilan etmiş idi. Binlerce kadın imza toplayıp CHP’den iptal başvurusu yapmasını istemiş idi. Yıl bitiyor, CHP’den bu konuda bir sinyal gelmiyor.

Bu yazı ile ve de tam zamanında hatırlatmış olalım: 60 günlük iptal davası açma süresi, 2 Ocak gibi sona eriyor!

CHP iptal başvurusu yapmak için neyi bekliyor?

Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde olduğu gibi, devlet/yerel yönetim destekli “toplu sünnet törenleri” benzeri “toplu müftülük nikahı törenlerine” geçirildik bile… Sünnet işlemi, erkeklere “dini tasdikli bir güç” verirken; müftülükler eliyle nikah, kadınları resmi nikahla kazanacakları haklardan daha da uzaklaştıracak.

CHP’in iptal başvurusu yapması ise, en azından kendisine müftü nikahı yapılması baskısı yapılan kadınlara itiraz etme, zaman kazanma fırsatı tanıyacak.

Türkiye kadın hareketi olarak, CHP’nin en son 2014 yılındaki çocuk istismarcılarına gizli af getiren TCK değişikliklerini, kadınlara söz verdiği halde Anayasa Mahkemesi’ne götürmediğini biliyoruz.

Müftü nikahını da götürmeyebilir. Bu yazı, (tam da yasal süre içinde) kendilerine bir hatırlatma olsun. TBMM’de yasaları anayasa mahkemesi götürme hakkı ve yetkisi olan tek parti CHP çünkü…

Umudumuz, kendimize güvenimizden
Ünlü İngilizce sözlük Merriam-Webster, “yılın kelimesi”nin feminizm olduğunu duyurdu. Feminizm, bu yıl sözlükte en çok aranan kelime olmuş. 2016’ya göre kelimeye bakılma oranında %70 artış yaşanmış.

Feminizm, Merriam-Webster’da şöyle tanımlanıyor: 1. Cinsiyetlerin toplumsal, siyasi ve ekonomik eşitliği teorisi 2. Kadın hakları adına örgütlü mücadele.

İnanmayacaksınız ama, 28 Şubat / 1 Mart 2015 günleri Türkiye sınırları içerisinde 26 il, 116 mahalle ve köyde, 18 yaş ve üstü kadın nüfusunu temsil eden toplam 2.083 kadınla hanelerinde yüz yüze görüşme metoduyla yapılan A&G araştırması, kadınların % 36.9’unun kendini feminist olarak tanımladıklarını, % 86’sının kadın haklarını savunan kadınları desteklediklerini ve hatta % 52,3’ünün bu gruplara girmek istediklerini söylüyor.

Bu, bence dünya tarihinde bir ilk.

Feminizmin ve kadın örgütlerinin, siyasetler üstü buluşması ve birbirlerine güveni açısından bir ilk.

“Bizim gücümüz, dayanışmamız ve birbirimize yurt olmamız”