21.Yüzyılın Soğuk Savaşı, Faşizm ve Mücadele
ÖNDER İŞLEYEN ÖNDER İŞLEYEN
Ülkemiz özelinde yeni rejimin kurulması sürecinin yarattığı çatışmaların derinleşeceği, baskının arttırılacağı bir dönemle karşı karşıyayız. Bu durum aynı zamanda faşizme karşı ortak bir direniş cephesinin kurulmasının imkânlarını arttıracak dinamiklere sahiptir

Kapitalizm tarihin sonu teziyle sosyalizmin, eşitlik ve özgürlüğün yenilgisini ilan ederken kendisinin barış ve demokrasinin tek savuncusu ve yegane kurucusu ilan ediyordu. Aradan bir kaç on yıl geçti. Dünya bir savaş va talan cenneti haline geldi. Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesinin bir aracı olarak başlatılan Suriye savaşı bütün emperyalist devletlerinin de içinde yer aldığı yeni bir soğuk savaşa dönüştü.

Savaşlar ve Faşizmler Dönemi

Ekonomik ve toplumsal krizin sürekli hale geldiği bu dönemin sonuçlarından birisi emperyalist saldırganlık ve paylaşım mücadelelerinin yoğunlaşması olarak karşımıza çıkıyor. Bununla iç içe yaşanan bir başka gelişme de otoriter-faşist yönetim şekillerinin hakim hale gelmeye başlaması. Bu faşist gelişme yalnızca ırkçı-faşist hareketlerin gelişmesi olarak da görülmemeli. Krizin yarattığı bunalım içinde bu tür akımlar özellikle göçmenlere yönelik bir nefret temelinde gelişmekle birlikte, devlet yapıları olağanüstülük içinde faşistleştiriliyor. Bu gelişmeler içinde burjuva demokrasinin kırıntıları da Avrupa dahil her yerde ortadan kalkıyor. Bir dönem önce ulus devletlerin sonunu ilan ederek çok kültürlü, demokratik ve sınırsız küresel yeni uygarlığın merkezi olarak gösterilen Avrupa bu dönemde ulus devlet sınırlarının duvarlarla çevrildiği, merkez çekirdek ulus devletler üzerinden bir güç merkezinin oluşturulduğu ve tüm toplumu baskı altına alacak şekilde faşist yasaların uygulanmaya başladığı bir eksende yeniden yapılandırılıyor. Bu eğilim Rusya’da, Türkiye’de ve diğer ülkelerde kendi özgünlükleri içinde farklı biçimlerde gelişiyor.

21. Yüzyılın Soğuk Savaş Merkezi Suriye

2008 krizi sonrasında krizin parçaladığı dünya düzeninde bloklaşmalar ve bloklar arasındaki mücadele yoğunlaşmaya başladı. Ortadoğu da bunun merkezine dönüştü. ABD, Tunus ve Mısır’ın merkezinde olduğu isyan dalgasının yarattığı sarsıntı içinde –isyanın devrimci dönüşüm ihtimalleri de ortadan kaldıracak şekilde- iç savaşları temel alan yeni bir müdahale-operasyon sürecini başlattı. Libya ve ardından Suriye’de iç savaşı geliştirme temelinde başlayan operasyonlar, hızla bölgesel ve uluslararası bir boyut kazandı. Bugün, Suriye üzerinde savaş uçağı dolaştırmayan ülke neredeyse kalmadı. Suriye iç savaşının tüm parçaları bu büyük güçler ve bölge güçlerinin vekalat savaşını yürütüyor. ABD başta olmak üzere emperyalist merkezlerin –ve Türkiye gibi bölge ülkelerinin- desteğiyle gelişen IŞİD’e karşı savaşın altında Suriye ve Ortadoğu’nun geleceğinde söz sahibi olmaya dönük çoklu bir savaş yürüyor. ABD’nin askeri gücüyle yıkıcı bir rol oynamaya devam ettiği ancak düzenleyici gücünün zayıfladığı bu dönemde hem Rusya gibi faktörlerin bloklaşarak geliştireceği hamleler hem de bölgeler içinde ülkelerin çelişkili birlik içinde oluşturacağı gri alanlar savaşların çok yönlü olarak süreceğini gösteriyor. Ortadoğu’da bu durum ABD’nin Suriye müdahalesiyle önümüzdeki dönemde fiilen parçalanmış-paylaşılmış bir Suriye ile birlikte Rusya-İran hattının bir odak olarak öne çıktığı, ABD’nin ise Batı ittifakıyla birlikte gücünü yoğunlaştırmaya çalıştığı bir çatışma biçimini alıyor.

Yeni Soğuk Savaş’ta Türkiye

21-yuzyilin-soguk-savasi-fasizm-ve-mucadele-93913-1.

AKP, bölgesel güç olmayı temel alan yaklaşımı için Suriye’yi bulunmaz bir fırsat olarak gördü. ABD’nin müdahale ekseninin parçası olmakla birlikte, özerk alanlar da yaratmaya çalışarak savaşın aktif bir unsuruna dönüştü. Bugün ayyuka çıkan IŞİD ve benzeri çihatçı çetelerle bağlar bu temelde geliştirildi. AKP’nin bu politikası Suriye rejiminin ayakta kalması ve IŞİD’in bölgeyle birlikte ABD ve Avrupa’yı tehdit eden kontrolsüz bir noktaya ilerlemesi ile kırıldı. ABD’nin IŞİD’le savaşı merkeze alan zorunlu taktik değişikliği karşısında AKP uzunca bir zaman bocaladı. Özellikle Kürt hareketinin Suriye’deki gelişimini sınırlanma arayışı nedeniyle AKP, IŞİD ortaklığı içinde kalmaya devam etti. ABD ve Batı’nın bu konudaki basıncı ile İncirlik mutabakatı çerçevesinde yeni bir hatta girilmekle birlikte, kırılma noktası Rusya’nın Suriye’ye doğrudan savaş uçakları ile müdahalesi oldu. Rusya’nın denklemi değiştiren şekilde girişi ile birlikte, sahada Rusya ile alan mücadelesini yoğunlaştıran ABD ve Avrupa ülkeleri Suriye’nin geçiş sürecini Viyana’da kurulan masa etrafında Rusya ile şekillendirmek zorunda kaldı. AKP bu dönem içinde –mülteci krizinin de etkisiyle - tedrici olarak ABD ve Avrupa ile uyumlulaşmaya yönelik adımlar atılmaya başladı. Rusya savaş uçağının vurulmasının ardından yaşanan kriz, bu adımları hızlandırdı. Almanya ve Fransa uçaklarına İncirlik’in açılması, NATO’nun Akdeniz’de askeri yığınağını arttırması ile Türkiye 21. yüzyılın soğuk savaşında tarihsel rolünü güncelleyerek bir askeri üs pozisyonunu üstlendi.

Ve Mücadele

Bu gelişmeler karşısında gerek Türkiye söz konusu olduğunda gerekse de Suriye’ye bakıldığında büyük güçler ekseni içinde kalan bir kafa karışıklığı ve kurtarıcı arayışından söz edilebilir. IŞİD’i yaratanların halkı IŞİD’den kurtaracağı ya da ABD’den Rusya’ya, Almanya’dan Fransa’ya Suriye üzerinde savaş uçakları dolaşan güçlerin Viyana’da toplanıp harap edilmiş Suriye’yi savaştan kurtaracağı beklenebiliyor. Rusya’nın Suriye’ye müdahalesinin objektif olarak ABD’ye sınırlayıcı etkisine odaklanılarak Rusya’nın oradaki işlevi sorgulanmıyor. Bu şaşkınlık içinde hem Erdoğancı hem Rusya’cı birden olanlar dahi çıkabiliyor. Bu devletler düzlemindeki mücadelenin ötesinde bugün emperyalist saldırganlık ve paylaşım mücadelesi içinde geliştirilen askeri müdahalelere ve her tür emperyal heveslere karşı çıkan tutarlı bir savaş karşıtı siyasetin geliştirilmesine ihtiyaç var.

Tek tek tüm olaylar burjuva demokrasilerinin iflas ettiği, savaş ve faşizmin gündelik hayatın bir parçası haline geldiği bir dönemin içine girdiğimizi göstermektedir.

Ülkemiz özelinde yeni rejimin kurulması sürecinin yarattığı çatışmaların derinleşeceği, baskının arttırılacağı bir dönemle karşı karşıyayız. Bu durum aynı zamanda faşizme karşı ortak bir direniş cephesinin kurulmasının imkanlarını arttıracak dinamiklere sahiptir. Ancak böyle bir mücadele ve eylem birlikleri direnişin hakim sınıflar ve devletler arasındaki çelişkilerin-arayışların ötesine geçen kurucu bir fikrin, seçeneğin inşa edilmesi ile mümkün olabilecektir. Bu tür kaotik dönemlerin derin karanlığının aynı zamanda isyan ve direniş eğilimlerinin çoğalmasına ve bunun da ‘biz başka bir dünya isteriz’ taleplerinin sokaklarda yeniden ve daha güçlü ortaya çıkmasının olanaklarını hazırladığın unutmamalı ve fikri bu politikayı geliştirecek aktif tutumlar içerisinde olmalıyız.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız