27 Mart kazığı-1
ZAFER DİPER ZAFER DİPER

Günü gününe yazmak istememe karşın, aynı güne denk düşmez, yazıklanırım ya, şimdi tersi. 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü haftaya ama önceden yazmaya başladım bunun üzerine; değineceklerim köşedeki yerime sığmaz belki diye... Önce şu 27 Mart’lı başlıktan “dünya” sözcüğünü kaldıracak, yerine “Türkiye”yi koyacağım ve kişisel olarak değiştirdiğim bu başlıkla da; tiyatroyla iç içe olan diğer sanat dallarıyla birlikte de ele alınası Türkiye Tiyatrolar Günü’nü, hani 27 Mart kazığı yemeden yeniden, kutlamalarına mutlamalarına katılmadan, anmayacağım artık. Gözümü karartan, yüreğimi burkan, sanki günün önemine vurgu yapan, o böyyük böyyük sözcüklerle verilen demeçlerden mi, nerden başlasam?! Bende bunalım yaratan, koca koca böyyüklerin kürsülerden salladıkları “tiyatro çeviriyor”, “tiyatro oynuyor” gibi bilisiz saçmalamalarına nasıl becersem de ne desem, kaba sözcük kullanmadan?!

Dayancım (sabrım) kalmamış durumda kimi yanlışlarla, yetersiz TDK’ye; bakalım yine de: Tiyatro. 1. İsim Dram, komedi, vodvil vb. edebiyat türlerinin oynandığı yer. 2.Bu türleri, izleyiciler önünde sahnede oynayan grup. 3.Sahnelenmek için yazılmış oyunların tümü... Bir de Prof. Dr. Özdemir Nutku’ya bakalım (Gösterim Terimleri Sözlüğü): 1.Geniş anlamı içinde, dram sanatının yönetmen, oyuncu, tasarım sanatçıları, uygulayımcılar, uzmanlar ve seyircinin etkileşimi ile ortaklaşa üretilmesi. 2.Dramatik gösterilerin tümü. 3.Betik dışında kalan tiyatroluk öğelerin tümü. 4.Oyun oynama eylemi. 5.Oyunların oynandığı yapı, alan ya da yer. 6.Etkinliğine ilişkin olarak tiyatroluk gereçler ya da yöntemler... Sözlük açıklamalarında da görüleceği üzere, kullanılması olanaksız deyişleri (“tiyatro çevrilmez”, “tiyatro oynanmaz” gibi), şu böyyük önemli kişiler kendilerince, istedikleri tanımlamalarla dillendirsinler ve bunu “siyasal erkin düzeyi” deyip geçesi bir olgu olarak görüp, sorun yok diyebilelim, iyi de; milyonların izlediği TV’den bu bilgisizlikle yanlış yunluş seslenince, o zaman ciddi sorunlar çıkıyor ortaya. Zaten benim pek sanat(larla) buluşmayan halkım tiyatroyu da “nasılsa öyle bir şey” sanarak, şunla bunla, dizilerle karıştıracak, “o” sanacak ki tanığıyım örneklerine. Bir de bu kesimde yer alanların verdikleri tecimsel öğrencelere (kurslara) “kamera önü oyunculuğu”, “sinema oyunculuğu”, “reklam oyunculuğu” adlandırmalarında bulunuluyor ki inanılası değil. Böyle uğraşlar(meslekler) yok gerçekte. Oyuncu, tiyatrocudur. Tiyatrocu olan oyuncu, her birinin yöntemleri az buçuk değişiklik gösterse de dizide de oynar, reklamda da, filmde de... Türkçede ne oturmuş ki yerli yerine?... Şimdi gelelim asal konuya, neler kutlanacaklara, 27 Mart’ta?...