3. büyük korku: Hukuk
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU
Gerçi AKP, hukuku, “amaç değil, araç” olarak gördü hep. Bunu, yasalarla sürekli oynayarak yaptı. Neden?

Özgürlük ve demokrasi korkusu (Bkz. İktidarın iki büyük korkusu, BirGün, 4.11.2014), üçüncü büyük halka ile pekişti: Hukuk.
Gerçi AKP, hukuku, “amaç değil, araç” olarak gördü hep. Bunu, yasalarla sürekli oynayarak yaptı. Neden?
Öncelikle, hedeflerinin önünü açmak Sonra, hedeflerine ve çoğunluğuna gölge düşürebilecek her türlü muhalefeti bastırmak için.
İktidarı sürdürmek için üç ana neden:

- Lâik hukuk kültürüyle harmanlanmış toplumu, mezhep temelinde yeniden inşa etmek.
- İktidar nimetlerini kalıcı kılmak.
- Yargıdan kaçmak.

1) Yargı ile başlayalım: Dört Bakan hakkında soruşturma yürüten Komisyon için “bağımsız” sıfatı kullanan hükümet ve parti üyeleri, karar öncesi sürekli açıklama yaptı.
Karar gerekçesi ve TBMM’deki oylama beklenirken; aynı zevat, şimdiden “zafer” ilan etti. Komisyon ise, gerekçe yazma yerine delilleri yok etme kararı aldı.
Suçsuz oldukları için mi, yargı sürecine “hayır”? Yoksa, yargıya güvensizlikten mi?
- Suçsuzluk varsayımının siyasal sonucu: Mağdur edilenler, iade-i itibar için yeniden Bakanlığa getirilmeli.
- Yargıya güvensizlik, ne derece geçerli?: “AYM adil karar vermez” söyleminin anlamı; bakanlar suçlu olabilir, ama Anayasa Mahkemesi, yanlı davranacak ve gerçek ortaya çıkmayacak… (Şu tartışmaya girmeye gerek yok: AYM,  söylemi ile 4 yıl önce tarafınızca yapılandırıldı… Yeniden “vesayet” suçlaması, yargıyı itibarsızlaştırıp, parti AYM’si inşa etmek değil mi?)
AKP’nin anlamak istemediği şu: Yargıyı partizanlaştırma, bir yere kadar mümkün; ancak, belirli bir eşikten öteye geçilemez. Fakat bu vesile ile ortaya çıkan bir gerçek var: İktidar partisinin “benim yargıcım” hedefinin ne denli tehlikeli bir tasarım olduğu. Öyle ya, “lâik yargıçlar, mütedeyyinleri mağdur eder”; ”Cemaat yargıcı, eski müttefiklerine adalet dağıtmaz”, bahanesiyle yaratılmak istenen iktidar yargıcından beklenti, ‘partili olanlar ve olmayanlar’ arasında ayrım yapması. Bu ayrım, aslında adaletin rafa kalkacağı anlamına gelir. Şu şekilde:  “Parti ve partili lehine karar; parti dışında kalanların aleyhine karar.”
Yargıdan kaçış, şu halde, basit bir “kumpas” ve “darbe” nakaratı ile geçiştirilemez.

2) İktidar nimetleri: AKP, iktidar nimetlerini kalıcı kılmak için, ülkenin tüm doğal ve kültürel değerlerini paraya çevirmeye hazır. Sermaye o denli vahşi ki, kendi rengini bile yok etmeyi mubah sayabiliyor: yeşil. Kaçak Saray da, dizginsiz iktidar iştahı ile nimeti kalıcı kılma hedefinin bir aracı.

3) Yeniden inşa, insan hakları yerine, (imam-hatiplilikte şekillenen) bir mezhebe dayalı toplum tasarımı. Doğum zorlaması da bu çerçevede anlam kazanıyor: Mezhebin baskın olduğu eğitim özneleri ve potansiyel seçmenler yaratmak. Toptancı toplumun yolu, bireyleşme zemininin ortadan kaldırılmasından geçer.

Ezberlenmiş klişeler
Bakanları “aklayan” Soruşturma Komisyonu kararını “aklamak” için, “vesayet, darbe, kumpas” vb sözcüklerle bezeli cümleler, koro halinde telaffuz ediliyor.
Kim bunlar? Kim ki, AKP’nin hatalarını eleştirir; kim ki, bireysel ve toplum muhalefet eder, onlar potansiyel darbeci olup hepsi şimdi, “vesayet, darbe, kumpas ve tuzak” torbasına doldurulmakta: Cumhuriyet mitinglerinden Gezi sürecine kadar.


Korku ve kaçış sarmalı
Hukuk korkusu o denli yoğun ki, sadece Anayasa değil, Avrupa hukukuna da meydan okuyorlar. Hatta, referans aldıkları Menderes ve Özal’ın iradesi hilafına. Bu iradeler, Avrupa Sözleşmesi’nin onaylanması ve bireysel başvuru hakkının tanınmasıdır. AKP ise, Avrupa Mahkemesi kararlarını uygulamadığı gibi, din dersleri alanını genişleterek, toplumu Avrupa’dan koparma gayretkeşliği içinde. K. Evren’den bile geri; zorunlu din derslerini kökleştirdiği ve seçim barajına ölesiye sarıldığı için…

Eğer neden, iktidarı kaybetme korkusu değilse, AYM devreden çıkarıldı ve çıktığına göre; varsa cesaretiniz, haydi düşürün barajı; geri çekin güvenlik paketini!