40 yapar
KAAN SEZYUM KAAN SEZYUM

Şakalarla 40 yaşına girdim. 40 yaşında olmanın bi kafası yok baştan geleceklere söyleyeyim. Belki sonrasında bi şeyler olur diye bekliyorum. Mahallede ellerimi arkadan birleştirip dolaşıyorum. Henüz ses çıkartan gençlerden ve çocuklardan rahatsız olmuyorum. Yani bir sıkıntı yok şimdilik.

Arkadaşlarımın çocukluklarını geçirdiği yerlerin hemen hemen hepsi yok olmuş durumda. Ben bir adada büyüdüğüm için daha adaları bitiremediler. Yassıada yassılaştı, orası ayrı, Büyükada insan doldu ama daha adaları bitiremediler, o yüzden çocukluğumda oyun oynadığım yerler genelde hala oradalar. Bi tanesine lise yapmışlar, olsun, eğitim iyidir.

O kadar süredir hep inşaat gördüm İstanbul’da, hala da bitmedi inşaatı. Rantını sevdiğim TOKİ verdikçe verdi, her yeri beton kapladı. Sahil yolları yapıldı, bir çoğu fizibilite çalışması yapılmadığı için çöktü. Akıl-mantık-bilgi bu yıllar içinde geçer akçe olmaktan çıktı. Ne kadar terbiyesiz, kraldan çok kralcı, uslanmaz ve utanmazsanız daha da parlar oldunuz nedense. Belki de güzel bir şeydi. Daha önce de yazmıştım, belki de insanlığın evrimi daha kötü olmaya doğru ilerliyordur. Düşünsenize 40 yıldır sürekli ahlaksızlık içinde bir toplumda 2 nesil yetişir. Bu nesillerden doğacak evlatlar, bakalım nasıl insanlar olacak. Yassı bir nesil mi, sincap bir nesil mi yoksa rantçı bir nesil mi bizi bekliyor bilemiyorum.

Onca yıldır yazı çizi işiyle uğraşıyorum. Bu işlere ilk girdiğim zaman Duygu Asena’yla çalışıyordum. Çalışıyordum diyorsam, dergisindeki yazarlardan biriydim. O günden bu güne bir sürü yerde yazdım çizdim. Tek tekzipim ‘Hayata geri dönüş operasyonları’ hakkında yazdığım bir yazı nedeniyle yayımlandı. Yıllar sonra devlet ‘Ya kusura bakmayın öyle de olmuş aslında’ deyip özür diledi.

Yıllardır meclisi, bakanları, başbakanları ve cumhurbaşkanlarını kendime göre değerlendirdim. Ecevit’e yazar kasa atıldığında yazdım. Çiller’in saçma sapan laflarını yazdım, meclis tavanına çiğköfte yapıştıran vekilleri yazdım... Bir türlü tükenmediler.

Politikacılar her sene daha da saçmalaşarak, daha da utanmayan bir hale gelerek güçlendi. Daha da arsızlaştılar, doğaya, insana iyice düşman kesildiler. Hiçbir suçu kabul etmediler, hiçbir hatalarını görmediler, halktan gelen hiçbir sesi duymadılar. Daha sağır, daha kör, daha dilsiz oldular. Dedim ki, demek ki buymuş geleceğimiz. Daha da anlamsız, daha da mantıksız.

Artık 40 yaşıma geldim, eskiden hatırladığım gibi hala haberlerde günde 1-2 şehit, bombalama, patlama, canlı bomba gibi haberlerle karşılaşıyorum. Eskiden canlı bomba yoktu, bir de o çıktı. Yine kimsenin suçu yok, yine herkes aldatılmış çıktı.

Belki de geleceğimiz bir yıldızınki gibi olacak. Kendi ahlaksızlığımızın üzerine çökeceğiz. Minik bir beyaz cüce olarak parlayacağız dünya tarihinde. Belki de bu kadar dibi gördükten sonra insanlar artık ‘Ya ne oluyor ya?’ diyecek –ki sanmıyorum-, düzen değişecek, güzel ahlak geri dönecek. Hiç sanmam.

Bundan sonra emniyet şeritleri de ful dolu olacak, düzen nizam da kalmayacak. Kendi milli tarzımızla tüm dünyanın ve insanlığın hayretle baktığı acayip bir yer olacağız. Kanun, düzen, kural, adalet bizim toprağımızda belki bundan sonra hiç yetişmeyecek.

Sayısız medeniyeti bereketli topraklarında yetiştirmiş Anadolu artık belki de yeni, her türlü aklı ve mantığı reddeden bir medeniyet yetiştirecek. Belki de evrimimiz böyle bir şey olacak, geriye ve bitişe doğru.