40 yaşında bir “minik” serçe
Murat Meriç Murat Meriç
14 Temmuz Salı gecesİ, Sezen Aksu sahnede 40. yılını kutlayacak ve benİm seçtİğİm şarkıları söyleyecek! Rüya gİbİ…

70’lerin son demi… Kaybolan Yıllar ortalığı henüz sallamış, evde Sezen Aksu adı sıklıkla anılır olmuş. Çanakkale’deyiz. İlhan İrem severdim o vakitler (yanlış olmasın: hâlâ seviyorum) ve teyzemi elinden tutar, dönemin en büyük plakçısı MSB’ye götürür, plaklarını aldırırdım. Kaybolan Yıllar 45’liğini bu seferlerden birinde birlikte mi aldık, hatırlamıyorum ama o dönem en çok dinlediğim şarkılardan biriydi bu, çok iyi hatırlıyorum. Anneannem çok severdi ve ne zaman pikap ortaya çıksa, “koy şu benim şarkıyı” derdi. Törenle çıkardı pikap ve plaklar: Dedem pikabı kurarken, televizyonun altındaki komodinin büyük gözünde saklanan tülbente sarılmış plakları dikkatle çıkartır, dinleyeceklerimizi kenara ayırırdık. O vakit duyardık anneannemin sesini… İki şarkısı vardı, diğeri “İkimiz Bir Fidanız”dı. “Hangisini?” diye sorardım, “Serçeninkini” derdi. “Minik Serçe” filmi gösterime girmiş olmalı, demek ki 1979. 12 Eylül öncesi, o güzel yıllar… İşte tam da bu dönemde, ilk kez İzmir Fuarı’nda izledim Sezen Aksu’yu. Sahiden serçe gibiydi, minicikti. Çok sevmiştim. Sonrasında çıkan bütün kasetlerini hemen alacak kadar çok. Plak demiyorum çünkü evde pikap yoktu ve kırmızı Anadol’umuzdaki kasetçalarla idare ediyorduk. O günlerden bana kalan, “Kaybolan Yıllar” 45’liği ve hâlâ sakladığım “orijinal” Sezen Aksu kasetleri… Ha, bir de “Sen Ağlama” albümü: Evdeki tek plaktı, İzmit’e taşınmıştık ve o günlerde babamın eve getirdiği müzik seti şerefine almıştık.

Kaba bir hesapla, ilkokula başladıktan hemen sonra sevmişim Sezen Aksu’yu. O gün bugündür koşulsuz severim. Yaptıkları beni hep heyecanlandırdı. Hayalkırıklığına uğradıklarım da oldu ama bu, hiçbir zaman ona olan sevgimi değiştirmedi. İzmir Fuarı’ndaki ilk karşılaşma sonrasında defalarca dinledim: İzmit’te, Mazhar Fuat Özkan’la çıktıkları Türkiye turnesinin ilk ayağında, Çanakkale’deki yazlık sinemada ve Ankara’dan İstanbul’a değişik konser salonlarında…

14 Temmuz Salı gecesi, Açıkhava Tiyatrosu’nda, bir kere daha dinleyeceğim. Çok özel bir konserde, sevdiklerimle ve bambaşka bir heyecanla… Sezen Aksu, o gece, sahnede 40. yılını kutlayacak ve benim seçtiğim şarkıları söyleyecek! Rüya gibi… Olayı, şu anda piyasada olan Vogue için Ebru Çapa’ya anlattım, farklı cümlelerle tekrarlamak yerine kendi cümlelerimi oradan alayım: Geçtiğimiz yaz bir gün Mustafa Oğuz aradı. Yıllar önce de aramıştı ve başıma şahane bir iş sarmıştı. Onunla alakalıdır diye açtım telefonu, daha güzeli çıktı: Sezen Aksu'nun 40. yıl konseri için repertuar seçimi! Zordu. 40 yıllık kariyerde boş yoktu. Sadece kendi yorumladıkları üzerinden gittiğimizde bile zor bir seçim bizi bekliyordu. Oturdum, bütün albümleri tek tek dinledim, kimi şarkıları kenara ayırdım. Ayırırken, popülerliklerinden öte, Sezen Aksu tarihindeki yerlerini baz aldım. Sonra onları yeniden dinledim ve biraz daha azalttım. En son küçük düzenlemelerle son hali verdik. Onları belli bir sıralamaya tabi tuttuk ama kronolojik ilerlemedik.

“Biz” dediğim, Mustafa Oğuz ve Cüneyt Özdemir. Özdemir, “olay”ın yönetmeni. Şarkılar ve karşınıza çıkacaklar sürpriz olsun; dinleyenler neyi neden seçtiğimizi zaten izlerken anlayacak. Bir “en iyiler” akışı bekleyenler hayal kırıklığına uğrayabilir ama herkesin “iyi”si değişik olacağı için bunu yapmak zaten mümkün değil. Gelenleri memnun edecek bir repertuar oldu, inancım bu yönde. Hoş, bir Sezen Aksu konseri repertuarının, dinleyeni mutsuz etmesi, rastlanır bir şey değil esasen.

Sezen Aksu’yu tarif zor. Hele ki, 40. “yaş”ını kutladığı bugünlerde. Bu kez kendime değil, bir üstada sığınayım. Feridun Nâdir, geçtiğimiz yıl, Sezen Aksu'nun doğum günü vesilesiyle yazdığı güzellemede şu cümleyi kurmuştu: “Türkiye’nin buluşma noktasıdır Sezen Aksu.” 2002 tarihli “Türkiye Şarkıları” başlıklı konserler dizisini hatırlayanlarınız vardır. Aksu, o yıl Diyarbakır’daki Newroz’a katılmış, yüzbinlerin önünde verdiği konserde “yeni” şarkılar söylemişti. Bunları, farklı bir kurguyla ve zenginleştirerek sunduğu “Türkiye Şarkıları” ise o yılın sonuna doğru dinleyicinin karşısına çıkmıştı. Özetle, Türkiye topraklarında yaşayan halkların şarkılarını (ve şarkıcılarını) sahnesine konuk ettiği bir projeydi bu. Bir yandan “ortak” şarkılar farklı dillerde söylendi, diğer yandan herkes kendi şarkısını sahneye taşıdı: Sezen Aksu’nun Ermenice başladığı “Sari Gyalin”, Feriköy Vartanant Ermeni Kilisesi Korosu’nca Türkçe “Sarı Gelin”e döndü; “Makaram Sarı Bağlar / Löberde”, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Çocuk Korosu’nca Kürtçe ve Türkçe seslendirildi. Şüphesiz bu konserleri “manidâr” ve “uygunsuz” bulanlar da oldu. Sezen Aksu karşısında kuma yatıp bekleyenler, attığı her adımda ona saldıranlar bir yana, “10 bin Rum, 30 bin Ermeni, 20 bin Yahudi varken 70 milyonluk ülkede mozaikten söz edilebilir mi?” şeklinde eleştiriler, o günlerde sıklıkla dillendirildi. Bugün baktığımızda, nasıl da tanıdık bir “eleştiri” bu…

Konserlerden ilki, 30 Ağustos’ta verilmişti ve dönemin askerî liderlerinden biri, konseri boykot ettiğini söyleyerek Aksu’yu “vatan hainliği”yle suçlamıştı. Aksu, sonrasında da bu eleştirilere maruz kaldı. Ülkesini seven herkes gibi… Sezen Aksu tarihini deşmenin, yaptıklarını tek tek anlatmanın, tartışmaları alevlendirmenin pek mânâsı yok. Feridun Nâdir’in o çok güzel ve doğru cümlesinin üzerine sadece şunu ekleyeyim: Sezen Aksu, hep içinden geleni söyledi, şarkılarını “birlikte” söylemek için çabaladı. “Türkiye Şarkıları” konserlerinin sonlarına doğru sahnede kurduğu cümleler, bunu pekiştiriyor: “Kelimelerden her zaman korktum. Hele büyük harfli kelimelerden iyice korkmuşumdur hayatım boyunca. Hiç gerek olmadığını her defasında bir kere daha, daha iyi anlıyorum. Hiç gerek yok gördüğünüz gibi…”

Sezen Aksu, yarın yeni yaşını kutlayacak. Ertesi gün de binlerce hayranının karşısında 40. yılını. Ben, annem, babam ve teyzemle orada olacağım: Beni elimden tutarak onun plaklarını almaya götüren teyzemle. Anneannem de orada olacak, biliyorum. “Kaybolan Yıllar”ı, bir kez daha onun için ve onunla söyleyeceğiz.

Sahi, şimdi bize kaybolan yıllarımızı verseler, ne deriz? Cevabı, Sezen Aksu şarkılarında gizli. Şarkılarda bulamazsanız, hissettirdiklerine bakın. Herkesin en az bir Sezen Aksu şarkısı vardır. Onun peşinden gidin.

Bana düşen, yazının sonunda, ona iyi dileklerimi iletmek. Deneyeyim: İyi ki doğdunuz, Sezen Aksu ve iyi ki sizinle aynı dönemde yaşadık. Buna şahit olmasaydık, çok şey kaybederdik.