‘43 yıl sonra tekrar gündeme gelmek mutluluk verici’
11.11.2018 10:18 BİRGÜN PAZAR

Burak Abatay [email protected]
@abatayburak

70’li yıllardaki punk rock gruplarından Çığrışım’ın gitaristi ve vokali Tünay Akdeniz’in Ironhand Records etiketiyle plak formatında ‘The Godfather of Turkish Punk’ ismiyle basılan kayıtları, bu kez A.K. Müzik etiketiyle CD ile müzikseverlerin beğenisine sunuldu. Akdeniz ile bu vesileyle Cihangir’de OPUS 3A’da bir araya geldik ve müzik yaşamını konuştuk

► Yaşam öykünüzü sizin ağzınızdan dinlemek isterim.
1949 Sivas Divriği doğumluyum. Babamın görevi nedeniyle orada doğdum. İlkokulu orada okudum. İlkokulu orada okurken müziğe yatkınlığım vardı. Bir mandolinim vardı. Küçük bir ilçeydi. Orayı bitirdikten sonra Samsun, Trabzon, İstanbul ve en son Karabük’te orta eğitimimi bitirdim. Annemin sağlığı nedeniyle en son Karabük’e taşındık. O sırada Sivas Divriği’de Alevi dedelerinin meşkini gördüm. Çok etkilendim. Ve babamdan bağlama istedim. Erzincan’dan bir bağlama getirtti bana. Daha sonra bağlama çalmaya başladım. Karabük’te bir arkadaşımın tenekeden yapılmış bir davulu vardı. Baya tenekeden ama. Derilerini Safranbolu’dan aldığımız ıslatıp gerdiğimiz bir davul. Bir orkestra kuralım dediler. Ben davulu seçtim o orkestrada. Sonra davulum da gelişti. ‘Gölgeler’ isimli bir orkestramız vardı. Güncel şarkıları yapıyorduk. Tom Jones vs. düğünlere gidiyorduk ama biz kendi repertuarımızı yapıyorduk. Karabük’te sanat enstitüsünü okudum. Dereceye giremedim ama liseler arası yarışmaya girdim. Sonrasında da İstanbul’a geldim.

43-yil-sonra-tekrar-gundeme-gelmek-mutluluk-verici-529734-1.

► Kendi bestelerinizi yapıyor muydunuz?
Evet, o dönemde kendi işlerimi de yoğunlaşmıştım. Babamın atasözü gibi bir lafı vardı, demişti ki, “Başkasının yaptığını bir şeyi yapmak zor değildir. Emek verirsin yaparsın. Ama sen öyle bir şey yap ki, başkaları senin şarkılarını çalsın.” İstanbul’da mühendislik okuyordum. Evde 12 telli gitarım ve bağlamam vardı. Modern Folk Üçlüsü’nün, Fikret Kızılok’un öne çıktığı dönemler bunlar. Dedik ki, pop türünde bir plak yapalım. Evdeki imkânlar da bunu gerektiriyordu. Coşkun Plak, tanıdık vasıtasıyla 4 şarkılık bir 45’lik çıkardık.

Şeref Stadı’nda çalıyorduk
► Grubun adı neydi?

Grup Çığrışım. Karadeniz’de birisi öldükten sonra ‘çok çığrışık’ derler. Ağlamak, feryat etmek anlamına gelir. Ha bu arada ben İstanbul’dayken Attila Ceyhan adında bir müzisyenle tanıştım. Beşiktaş’ın Şeref Stadı’nda kadınlar matinesinde çalıyorduk. Gelen sanatçılara eşlik ediyorduk. Tanju Okan, Edip Akbayram falan.

► Rock’a giriş nasıl oldu?
73’te evlendikten sonra kafamdaki rock projesini hayata geçirmek istedim. Kenan Yavuz ile beraber ‘Salak’ı yaptık. Stüdyoya girdik, Salak’ı kaydettik. Sonra rahmetli Atilla Özdemiroğlu ile tanıştık. Toplumda en ufak bir şeyi bile görüp tepki gösterme eğilimde olan bir kişiyim. Absürt düşünceyi de severim. Haksızlığa da hiç gelemem. Ve dolayısıyla Punk kültürü de tam istediğim bir şeydi. O da Sex Pistols’ın bulduğu bir tabirdi. O tabiri ben bulsam Türkiye’de bırak dışarıyı Türkiye’de bile nefes aldırmazlardı. Tam benim dişime göreydi Punk. Daha absürt konular da işlerdim ama o dönem Türkiye’nin kırmızı çizgisi çoktu. Rock müzik insanlara çok ağır gelmesin diye espritüel bir dille yazdım şarkılarımı.

TRT’yi dava eden ilk sanatçı benim
► Ama o sıra Unkapanı’nda epeyce yerden de reddedildiniz, değil mi?

Reddedildik ama ben kaydettiğimiz bantı koltuğumun altına alıp öyle gittim her yere. Önce anlaşıp sonra kaydetmedik. Sağ olsunlar, Şanar Yurdatapan, Atilla Özdemiroğlu, Hurşit Yedigün ve Baha Boduroğlu çok yardımcı oldular. Tek şirket içinde bütün ünlü isimlerin yapımcılığını yapıyorlardı. O zamanlar Mazhar, Fuat yoktu mesela. Onlar stüdyoda yardımcı müzisyenlik yapıyorlardı. Salak’ı yaptıktan sonra şarkıyı TRT’ye gönderdiler. İsmail Cem’in TRT Genel Müdürü olduğu dönem. “Gece 12’den sonra denetim falan, kim dinleyecek?” deyip, 12’den sonra çalmaya başladılar şarkıyı. Ama TRT’den gündüz kuşağında yayınlamak için her şarkıya devamlı da ret geliyordu. Salak’a ‘salak’ olduğu için, ‘Dişi Denen Canlı’ya ‘kadınları aşağılayıcı’, ‘insan haklarına tecavüz’ gibi sebeplerle ret aldım. Denetimden geçmedi şarkılar. Türkiye’de TRT’yi Danıştay’a dava eden ilk sanatçı benim.

► Sonra n’oldu?
Okulu dondurup askere gittim. Ben askeriyede avukatla yazışıyordum. Sonra, ‘Yüce Türk milleti adına’ davayı kaybettik, tabii. Şarkılarımın denetimden geçmemesinden sonrası hayat mücadelesi işte. Askerden döndükten sonra işimden oldum, Konsey ise beni işime geri almadı.

► Üniversitede politik bir yöneliminiz var mıydı?
Hiçbir yerde kaydım yoktu. Top oynarken vuruldum gerçi. Hatta ben Konsey’e de yazdım. Dedim ki, “En ufak bile bir sicil bulursanız işe almayın.”

► Konsey’in sizi görevinize döndürmemesiyle beraber ne yaptınız?
Türkiye’de Hey dergisiyle beraber insanların Rock sevgisi bir miktar artmıştı. Bende de talebeyken aldığım birçok LP vardı. Ben de Türkiye’deki Rock kitlesine bir şeyler ulaştırmak istedim ellerimdekilerle.

► Kimselerde yokken sizde var olan LP’ler… Siz nasıl ulaşıyordunuz ki onlara?
Yurt dışına gidip gelen akrabalarım vardı. Onlar vasıtasıyla bildiklerimi sipariş ediyordum. Hulusi Tuncay vasıtasıyla Hey’e ilan verdim. Posta kutusu aldım. Talep de geldi fazlasıyla. Elimdeki LP’leri çoğaltıp insanlara ulaştırdım. Birkaç Alman dergisine abone oldum. Mektubun içerisinde 100 mark gönderdim. Dergiler elime ulaşmaya başladı. Böylelikle yurt dışında rock müzikte neler oluyor, onları da öğrenmeye başladım. Sonra dedim ki, bu işler evden olmayacak. Üsküdar’da Paşakapısı Cezaevi karşısında bir dükkân kiraladım. O gün İstanbul’daki rock gençliğinin birçoğu birbirlerini o dükkanda tanıdı.

43-yil-sonra-tekrar-gundeme-gelmek-mutluluk-verici-529692-1.

‘Pentagram’ın logosuna beraber karar verdik’
► Tarkan Gözübüyük de onlardan birisi galiba değil mi?

Pentagram’dan Tarkan evet. O zamanlar liseye gidiyorlardı. Yeni yeni tıkırdamaya başlamışlardı. Hatta Hakan Utangaç Mimar Sinanlı’ydı. Birkaç logo hazırlamıştı. Gelip göstermişti. “Abi sence hangisi daha iyi?” demişti. Kullanılan Pentagram logosuna öyle karar verdik. Hâlâ da o kullanılıyor. Anadolu’nun 58 vilayetine kaset gönderiyordum. Sıkıyönetim zamanıydı, akşam kepengi kapatıp içeride kaset dolduruyordum. Plakların çıkış günlerini dergilerden öğreniyordum. 10 tane yeni plak geldiyse, ben onu 5 tanesini vitrine koyuyordum. İnsanlar bir hafta sonrasında “Abi yeni bir şey var mı?” dediklerinde diğer 5’i çıkarıyordum. Plaktan çektiğim kasetlerin sonuna elle grupların bilgilerini yazıyordum. “Manowar budur, Mötörhead budur” diyordum. Böyle böyle insanların çeşitliliği arttı.

► Ne kadar sürdü dükkân işi?
86’da Unkapanı’ndakiler Telif Hakkı Yasası için Özal’a gittiler. Yasa çıkana kadar ihtiyati tedbir kararlarıyla, ‘korsan kayıt yapıyorsunuz’ diyerek kaset dükkânlarını bastılar. Onlardan bir tanesi bendim. Oysaki asıl korsan kayıt yapan kendileriydi. Bir tıkla yüzlerce kaset dolduruyorlardı. Kaset kaydı yapmadan nasıl hayatımı idame ettirebilirdim ki? Sonra dükkânı kapatıp, Beylerbeyi’nde bir arkadaşıma devrettim. Karabük’e döndüm. Ama o, o kadar iyi sürdüremedi. Kaset doldururken kimsenin benim kadar hassasiyet gösterebileceğine inanmıyorum. Bağdaş kurup, oturup bekliyordum resmen. Kanal kayacak mı, seslerdeki durum nedir? Şarkıcıların bestecilerini, kim gitar çalmış, vokal kim, elimle yazıyordum. Karabük’e gittim, oradan devam ettim. 92’de internet ortamı ufak ufak da olsa oluşmaya başlayınca insanlar artık oradan indirmeye başladılar.

► Sonrasında Erzincan Depremi, sizi etkiliyor…
Kardeşimin eşi, eniştemin Erzincan’a tayini çıkmıştı. 92’de yaşanan Erzincan depreminde annemi ve kardeşimin kızını kaybettik. Bununla beraber ben kendi işlerimi savsakladım.

► Şimdi ne yapıyorsunuz?
Antalya’ya taşındım ve Belek’te bir otelde 10 senedir müzik yapıyorum. Rock değil ama İtalyanca, İngilizce, Fransızca, İspanyolca müzik yapıyorum.

CD’de ilave bir şarkı daha var
► ‘The Godfather of Turkish Punk’ın bugünlerde tekrar yayımlanması nasıl gerçekleşti peki?
Eski şarkıları tekrar bir araya nasıl toparlarım diye düşünürken Ironhand Records, sevgili Murat Beşer vasıtasıyla bir teklif sundular. Hiç düşünmeden, tartışmadan plak projesini geliştirdik. Titiz bir çalışmayla elimdeki stüdyo bantlarıyla Almanya’ya giderek yeni teknolojiyle bir araya getirdik. Koleksiyonerler için yapılan ciddi bir çalışmaydı. Plağın dağıtımını yapan AK Müzik de bir CD teklifinde bulundu. Ona da olumlu baktık. Seve seve kabul ettim. Çünkü uzun yıllar çok istediğim bir projeydi. Bu vesileyle de Ironhand’e ve AK Müzik’e teşekkür etmek isterim. CD’ye ‘Deniz Kızı’ ismindeki şarkıyı da ilave ettik. 1968’de yaptığım bir şarkıydı Deniz Kızı. Ama 2011’de düzenlendiği için de tarihini 2011 dedik.

Teklif gelince çok mutlu oldum
► Neredeyse 40 yıl sonra şarkıların bir araya gelmesi sizi nasıl hissettirdi?

‘Salak’ ’75 yapımı bir şarkı. ‘Mesela Mesele’ ise ’78. Nasıl hissettirdiğini nasıl tabir ederim bilmiyorum. Çok sevdiğim bir hobi müzik. Yıllarca, hele plağı yaptıktan sonra ve son 7-8 sene içerisinde, bu projeyi çok düşünmüştüm ama olmamıştı. O teklif gelince o kadar mutlu oldum ki anlatamam. O teklifin gelmesine karşılık da, “Vaay, teklif geldi. Şu kadar alayım, şunu isteyeyim” gibi bir düşüncem olmadı. Sadece konuştuk. Kısa bir görüşmeden sonra bu long play çıktı. Sonra kısa bir görüşme ve CD çıktı. Bu sevinci tarif edemiyorum. Hâlâ şaşkınlık içerisindeyim. 40 küsur sene sonra, 69-70 yaşında bir insanın gündeme gelmesi, bahsedilmesi, tabii ki beni ziyadesiyle mutlu ediyor. Diğer yapıtlara kötü demiyorum ama iyi yapılan her şey, bugün olmasa yarın az ama çok yerine ulaştığını bugünlerde daha iyi anladım. Demek ki ben güzel bir şeyler yapmışım.

► Tıpkı babanızın dediği gibi… Peki bugün Türkiye’de yapılan rock ne âlemde?
Rezalet hâlde. Ben Türkiye’deki müzik düşüncesinin önce kendini kanıtlamak ve bir şekilde gündem olmak ve sonra da para kazanmak olduğunu düşünüyorum. Paranı kazan ama taviz verme. Barış Manço taviz verdi mi hiç yıllarca? 3 harmoniyle şarkı üretti. Şimdi ise birçok rock grubu cover’la meşhur oldu. Bir yapıtın içerisinde bir cover koyarsın o ayrı. Anadolu rock diye bir terimi de kabul etmiyorum. Zaten Anadolu var. İki türkünün içerisine distortion koyarak, intro ve final yaparak olmaz. Moğollar mesela bambaşka bir şey yaptılar. Ama diğerleri ne yaptı? Yıldızların Altında, Sevda Çiçeği… Rock değil bunlar.

► Konser planınız var mı?
Talep olursa elbette ki olur.