65. Hükümet ve ekonomi çizgisi
ASLI AYDIN ASLI AYDIN

Sırada 65. Hükümet... Erdoğan yeni kabineyi oluşturdu sonra da kendisi onayladı. Erdoğan’ın başkanlık ettiği ve Binali Yıldırım’ın Başbakanlık koltuğuna oturtulduğu yeni kabinedeki kompozisyon, bu kez dengelerin çok gözetilmeden doğrudan Saray’a yakınlık üzerinden oluşturulması bakımından dikkat çekici.

Nitekim ekonomi yönetiminde de Mehmet Şimşek ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcılığı görevini korurken, Ekonomi Bakanlığı’na Nihat Zeybekci getirildi. Mehmet Şimşek, kulislerde en fazla konuşulan isimlerden biriydi. Kabine dışı bırakılmasına dair senaryoların güçlendiği sıralarda Başbakan Yardımcılığı koltuğunda kaldığı öğrenildi.

Bakıldığında Nihat Zeybekci ve Mehmet Şimşek’li bir ekonomi yönetiminin, Türkiye’nin ekonomi panoramasını da bizlere sunduğunu söyleyebiliriz.

Öncelikle Binali Yıldırım’ın sunduğu 65. Hükümet programında ekonomi alanına dair alt satırlarda ihracatın pompalanması, sektörlere ilişkin dönüşümlerin sürdürülmesi ve cari açığın aşağı çekilmesi gibi maddelere rastlıyoruz.

Aynı paralellikte yeni Bakan Zeybekci’nin, daha bir yıl önce katıldığı bir toplantıda yaptığı konuşmada da aynı satırlara, bu kez pratikleriyle birlikte rastlamak mümkün.

Zeybekci, dönemin yine Ekonomi Bakanı iken katıldığı KONUTDER Körfez Yatırımcı Buluşması’nda müteahhitlere konutun ‘döviz kazandırıcı bir hizmet haline getirilebilmesi’, yani yabancı sermayeye konut satışının yüzde 100 ihracat sayılabilmesi konusunda elinden geleni yapacağını iletiyor. Bu arada Zeybekci, Türkiye’den ev sahibi olan yabancılara vatandaşlık verilmesi gerektiğini ve KDV ve vergi konusunda yapılabilecek indirimlerin geciktirilmemesi gerektiğinin de altını çiziyor. Ve tüm bu konularda Mehmet Şimşek’in karşısında duracağının da sözünü veriyor.



Esasında herhangi bir Bakan’ın sektörel bir toplantıya katılımında gerçekleştirmesi beklenen muhtemel vaatler gibi gözüken bu fikirler, şu sıralarda da izlenen stratejilerle birlikte değerlendirildiğinde önemli bir yönüyle ayrışıyor ve şu an Türkiye ekonomisinde bulunan ciddi bir kırılmaya da işaret ediyor.

Bilindiği gibi AKP içinde son yıllarda daha görünür hale gelen bir kamplaşma ekonomi çizgisinde de bulunmakta. Bir yanda etkinlik ve işlevleri giderek Saray tarafından azaltılan Kemal Derviş çizgisine yakın ‘neoliberal entegrasyoncu’ grup, diğer bir yanda ise tek adam rejimini de destekleyecek ve inşaat, altyapı ihaleleri güdümlü bağımlı yandaşlar oluşturacak bir çizgide yer alan ‘ahbap-çavuşçu’ grup. Ve iktidar olanın da bu ikinci grup olduğunu sanırım söylemeye gerek yok. Giderek küresel finans piyasalarında yalnızlaşan, Batı’ya sırtını dönerek Ortadoğu, Körfez Ülkeleri, Afrika gibi coğrafyalarda ikili ilişkilerde büyüme potansiyeli arayan bir anlayış hakim. Yiğit Bulut’lu, Numan Kurtulmuş’lu, Berat Albayrak ve Nihat Zeybekci’li bu anlayış, neo-liberalizmin asgari hukuk ilkelerini bile gerektiği zamanlarda rafa kaldırmaya hazır olarak, birikim biçimini arazi satışları, altyapı yatırımları, konut spekülasyonları, kentsel rantlar vb üzerinden sürdürmekteler.

İktidardaki sayıları şimdilik Mehmet Şimşek ile sınırlı kalan diğer ekibe gelirsek… Ekonomi kararlarında da kendini yegâne muktedir olarak ilan eden Saray’ın, zamanında Davutoğlu’nun kabinesini hazırlarken Ali Babacan’ın ismini çizen elinin neden bugün Şimşek’e dokunmadığı soruları sorulabilinir. Nitekim bunun üzerine kabine oluşumuna kadar döviz piyasalarında bir ‘Şimşek Rallisi’ bile oluştu. Şimşek’in gitme olasılığını fiyatlayan finans oyuncuları dolarda da 3’lere değen bir fiyat artışına yol açtı.

7 yıldır kabinede olan Şimşek’in aslında bir vitrin olarak kabinede tutulduğu aşikâr. İyi polis kötü polis misali… Saray tarafından alınan kararlar Nihat Zeybekci, Nurettin Canikli ve Berat Albayrak tarafından uygulanacak, Mehmet Şimşek bu uygulamaları daha yumuşatarak uluslararası finans piyasalarına ve diğer büyük sermaye gruplarına izah edecek. Şimşek ve çizgisinin bundan böyle işlevi budur.
Saray tarafından alınacak ekonomi kararlarının merkez noktasının ise Zeybekci’nin, yukarıda belirtilen ifadelerinden uzak olmayacağı da ortada. Konut satışlarının ihracat kaleminin içine yedirilerek hayali bir cari denge yaratılması, esasında Binali Yıldırım’ın da 65. Hükümet programında bahsettiği üretimin ‘konut ve rant üretimi olduğu’ gerçeği ile bire bir örtüşüyor. Bunun yanında enerji ihalelerinin Damat Albayrak tarafından yürütüleceğini de düşünürsek ‘gerçekten!’ ufukta bir ‘büyüme’ potansiyeli gözüküyor ki hangi kasanın büyüyeceğini söylemeye herhalde gerek yok.